Tuesday, 21 September 2021

Alevi'nin Tavşanla İşi

 

t22Srro Soepntembeoodrn el20d18g 
Shared with Public
Public
Alevi'nin Tavşan'la İşi,
Çocukluğumdan bazı hatıralar var zihnimde, ama muhtemelen net ifadeler lise çağından kalma olmalı. '' Yahu Aleviler tavşan eti yemezler, biliyormuydun ?'' meraklı ve gizemli sorusunu bir düşünün.
Sanki sanırsınız ki, köşe başındaki kasap Osman'ın yağ kokan dükkanında müşteri ''Osman usta, bana şöyle az yağlı yarım kilo tavşan kıyma ile , aman üzerlerine kekik serpilmemiş bir kilo kadar da tavşan pirzola çek bakalım'' türü muhabbet pek yaygınmış gibi !
Hayatımda tavşan etini ilk defa o güzelim Marmara Adasında, 1975 te yemiştim. Eh, serde ''küçük-burjuva'' şeysinin şeysi olduğundan, bazen yaz aylarında tatile gitmeyi , gezmeyi, görmeyi, yeni insanlarla ve ''devrimci bacımız'' olmayan kızlarla tanışmayı arzulardık.
Neyse, belki bir kez daha yemişimdir, kimin aklına gelirdi ki tavşan eti yemek ?
Şuna benzetebiliriz. '' Yahu duydun mu, Mustafalar hiç deve eti yemezlermiş !'', gibi...
Konu olduğunda bilgiç olanımız hemen tavşan etinden uzak durmak gerektiğini ( yani konu Alevi olmalı), zira tavşanların insanlar gibi adet gördüklerini fısıldar.
Eh, aslında gayet duyarlı bir mazeret bu, eğer sebeb bu olsaydı.
Yalnız küçük bir problem vardı en başta; eğer tavşan adet görüyorsa, dişisi görüyordur, erkeği değil her halde!
Neyse, yazılanlara bakılırsa, kadınlara fiziki hususiyetlerle benzer adet haline sahip olan hayvanlardan en belirgin olanı, Şempazeler miş ( çoğunluk karar bu yönde ve bazı tarifler var elbette).
Bir listeye bakmıştım bir takım tariflerle belirlenmiş olan; içinde ''fare, arslan, beygir, köpek, koyun, inek, domuz vs.'' var ama, vallahi tavşan yoktu!
Bu arada, Türkçe olarak nete bir girildiğinde, konu hakkında yazılanlara bakıldığında , en azından bulunduğunuz an itibariyle komedi filmine para vermenize gerek yok.
Halkımız, tüm ''natürel'' bilinciyle bu konuda gerekli ve yeterli bilgiyi bizlere adres teslimi anında görüntü yapıyor. Elbette aralarında öğretim üyeleri falan da var.
Aslında doğruyu söyleyenler de mevcut biraz ama, kaynıyor arada; zira yanına milli ve mübarek görüş ile yorumlarını eklediklerinden, tarifleri aynen ülkede bugün ''demokrasinin kralının'' olduğu vecizesine uyum sağlıyor.
Gelelim işin aslına. Bir pasaj ile kaynak vereyim netten:
Study Bible
Clean and Unclean Animals
7"Nevertheless, you are not to eat of these among those which chew the cud, or among those that divide the hoof in two: the camel and the rabbit and the shaphan, for though they chew the cud, they do not divide the hoof; they are unclean for you.
78"The pig, because it divides the hoof but does not chew the cud, it is unclean for you. You shall not eat any of their flesh nor touch their carcasses. 9
New American Standard Bible
Bütün mesele, Kutsal kitap İncil'in bazı yorumlarına göre ''geviş getirmeyen ile, bölünmüş, çift tırnaklı ( toynaklı) olmayan hayvanların eti yenmez'' diyor.
Şartların ikiside bir arada olacak.
İncil'deki tarif, İslami terimle, murdarın bir versiyonu, zira bu kelime İrani ve muhtemelen Hristiyanlıktan evvelki Zerdüşti veya Mithra geleneklerinde yerini bulan bir anlamı olmalı.
Hemen bir kelam edeyim; burada el mahküm ''toynak'' diye bir kelime kullandım. Bu kelime, benim 25 yıllık Red House lügatte de mevcut. Hakiki Türkçe bir kelimeymiş, kontrol ettim.
Benim ana dilim bir Orta Anadolu kasabasındaki yarım asır evvelin zaman diliminde konuşulan ''sokak Türkçesi'' ile resmi Türkçe.
Hayatımda böyle bir kelime duymadım.
Belki de kelimeyi kullanan her hangi bir köylüyle konuşma fırsatım olmadı.
Neyse, işte Alevilerin ve aslında bazı Müslümanların da tavşan eti yememeleri, İncilde ki bu hükümden kaynaklanıyor.
Gerçi İncil'de Deve'de zikrediliyor.
Ben hayatımda hiç deve eti yemedim, bundan sonra da üzerine para verseler yemem zaten !
Ama, İslam'da anladığım kadarıyla deve eti yasak değil; hatta belki de helaldir, İslami inancın Araplar ve coğrafik gelenekleriyle bağlantılı olduğunu düşündüğümüzde...
Peki ama, 'Alevi Kürdler Hristiyanmıydı kardeşim' sorusunu duyar gibiyim.
Çoğunlukla hayır, ama kanaatimce etkisi vardır; ya da bu temizlik kuralı Mani Peygamberin inancının etkisidir.
Maniciliğe bakmadım bu hususta doğrusu, sadece bir tahmin.
Zerdüşt peygamberin inancında da çok geniş, teferruatlı belirlemeler var gibi.
Malüm ''mırdar'' Kürd/Pers kelime ve aslında sadece ''dinen veya ahlaken '' değil, aynı zamanda ''tabiatın da kirlenmesi'' anlamına gelebilir.
Mesela İslamın kurban bayramında Kürdler hayvanı keserken, evvela bir küçük çukur açar, sadece kanı mümkün olduğunca boca etmekle kalmaz, kullanmayacakları organları da oraya gömerler(di).
Bu ritüel , Zerdüşti ve Mithra inanclarının Kürd hafızasında yer etmiş ve kirlenmeye karşı alınmış bir tedbire işaret ediyor bence.
Velhasılı, tavşanın yenmemesinin ortalıkta fink atan ''yok Hz. Ali şöyle olmuş, yok Peygamber efendimizin bir hadisi şerifinde....'' ile bağlantısı yok.
Tastamam İncil'le alakalı.
not. bu makalenin hemen hemen aynısını iki sene evvel yayınlamıştım, yani 2016 da.

Monday, 20 September 2021

Bektaşilik

 

Bektaşilik,

Biraz evvel ''Özgür Gelecek-Peşeroza Azad'' ismiyle yayınlanan, ilk defa gördüğüm bir yayında ''Aleviler ırkçı söylemleri boşa düşürmelidir'' başlıklı bir makale okudum.
Aleviliğin başına musallat tüm Türkçü dezinformasyon ve tarihi çarpıtmalarla dolu bu yazıdan bir pasaj aktarayım :
“Bektaşilik, Anadolu insanının inanç tarihidir. Onun özünde Anadolu insanının bütün inanç ürünlerini, ilkçağa varan yaşam anlayışını bulmak kolaydır.” (İ. Z. Eyüboğlu, Bütün Yönleriyle Bektaşilik)
Mevlana, Konya’da Selçuklu Sarayı ve onun çevresindeki belli başlı zengin eşraf topluluğu içinde kendine yer edinmişken, çağdaşı Bektaş-ı Veli tam zıttı bir yol izleyerek yoksul köylüler içinde, onlarla birlikte var olmuştur. Tüketici sınıfın yanında değil emeğiyle, alınteriyle geçinen üretici sınıfın içinde dallanıp budaklanmıştır. Mevlevilik, hakim sınıf inancını temsil ederken, Bektaşilik ezilenlerin inancını temsil etmiştir.''
Yukarıya aldığım uzun pasajın tamamı saçma sapan Türk kelamlarından müteşekkil yalanlar dizisinden öte bir kıymeti haiz değil.
Bektaşiliğin bahsi geçen medieval dönemde Anadolu insanının inanç tarihi olduğu bir Türk yalanıdır.
Anadolu'da o zamanlar nüfus çoğunluğu Greklerdeydi ve onlar da Hristiyan Ortodoks idiler. Ha keza Pontus ta öyleydi.
Ermeniler Hristiyan Gregoryan, Süryaniler Hristiyan Nasturi idiler. Epeyi bir Yahudi de vardı.
Kürdlerin arasında ise kısaca Yezidi ve Alevilik ve İslam karışık biçimde mevcuttu, elbette Yahudi , Hristiyan, Şemsi, Pavliqanilerinden bahsetmiyoruz.
Mevlana zamanı bu Türkler her kim ise, Müslüman görünüyorlar, ya da öyle olmaları gerekiyordu zira Türk etnik bir tanımlama değil, hakaret ifadesiydi.
Ama ortalıkta Moğollar vardı, onların aralarında ise Şaman ve Budist yanında, ağır ağır Müslüman elementler de barınmaya başlamışdı.
Mesela Kırşehir emiri Moğol Caca Nur al-Din gibi, bu şahsın çok önemli tarihi bir belge olan Vakfiyesi de mevcuttu.
Bu şahıs 1277 de Kürd Eyyubi İmparatorluğunu ele geçiren kölelerden Baybars'ın El Bistan'da Moğolları yenmesiyle esir düşmüştü.
Velhasılı bu ''Anadolu insanı inancı'' tam bir dezinformasyon.
Mevlana her sınıftan, ama gerçekten de genel de üst tabaka ile muhatap oluyordu.
Pervane sayesinde.
Khwaje Bekdeş ise bizzat Eflaki 'ye göre (Mevlananın anlatımıyla ) ''peygambere itikadı olmayan'' biri.
Yani Müslüman değildi.
Ama Selçuklu Türkleri Sünni Hanefi Müslümandı.
Bunun ''tüketici-üretici'' gibi safsatalarla ne alakası var?
Aslında tam da Yezidilik ve Aleviliğe uyan, İslamla alakası olmayan, henüz Türklük yalanlarına dahil edilmemiş bir isim.
Ama adamlar başardılar 1923 ten beri.
Sonunda Bekdeş te Türk oldu !
Bekdeşe ma ji bü Tırk !

Thursday, 16 September 2021

Hacı Bektaş

 15 September 2017 ·

Dört sene evvel bugün yazmışım,
Haci Bektaş,
Aşağıdaki dörtlüğün kendisine ait olduğu iddia ediliyor:
Hararet nârdadır, sacda değildir,
Keramet sendedir, tâcda değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hâc’da değildir.
Bizim köyde yarım asır evvel üç beş tane Bektaş, bir o kadar Dawreş ( Derviş), bir çok Haci isimli vardı. Bazı Haymanalı Kürdler'de ise çok sayıda Kalender ismine rastladım. Alişer ismi de çoktu.
İlkokulda birlikte olduğum 72 millet içersinde bu isimlere rastlamak zordu. Zaten Balkan muhacirleri ve Tatarların farklı halklar ve kültürler oldukları anında anlaşılıyordu.
Türk dediklerimizle Toroslardan gelen Yörüklerin, bunların da Balkan-Kafkas-Kırım muhacirleriyle ne fiziki, ne de kültürel benzer TEK bir tarafları yoktu.
Türkçeyi konuşmaları, yürüyüşleri, şaka ve hakaretleri, saygı ve küfürleri, adetleri , homurdanmaları ve gülmeleri hatta kavgaları bile farklıydı.
Ama ortak noktaları, aralarında Derviş-Bektaş-Kalender isimlerine rastlanmaması ve tamamının Sünni Hanefi Müslüman olmalarıydı.
Sadece Kürdler'de vardı bu isimler genel olarak.
İlginç biçimde tamamı Sünni Hanefi oldukları halde.
Ama artık biliyoruz ki, 1800 yıllarının başlarında bu Kürdlerin hepsi, aşiret farkı olmaksızın, Alevi idiler.

Yukarıdaki dörtlük için Haci Bektaş'ın deniyor.
Haci Bektaş Türkçeyi nereden bilsin ?
Haci ismine sahip.
Hacca mı gitmiş acaba ?
Hacca gitmişse, Mekkeye, Hacca niye sitem ediyor, daha doğrusu saldırıyor ?
Tabii ki Haci Bektaş , eğer yaşamış idiyse, Hacca gitmemişti.
Haci kelimesi, zaten yanlış yazılıyor ve söyleniyor, asimilasyonun bir sonucu.
X (kh) ,q harflerinin reddi, karşılık olarak nüfus memurluklarında H harfinin dayatılması gibi asimilatif devlet projeleri, Kürdlerin kendi has kelimeleri Xaci'yi, Haci'ye tahvil etmiş oldu.
Mesele bu, hatta bu H harfinin x-q yerine kullanımı bir çok kelimede Cumhuriyet evvelinde mevcut, farklı bir konu olduğundan es geçiyorum.
Daha evvel yazmıştım, Xwace-Xaci'dir aslı.
Türkçe'de ki Koca da , kullandığımız Hoca'da işte bu Kürdçe-Persçe kelimeden kaynaklanırlar.
Yani bozulmuş birer versiyonlarıdır aslında.
Efendi, dini lider, usta ( ilimde, sanatta vs), sahip, amir vb., anlamları vardır.
Velhasılı, eğer Haci Bektaş yaşamışsa, ne Türktür ne de Türkçe bilirdi.
Hacca'da gitmemiştir.
Ama Xaci dir.

Sunday, 12 September 2021

Mevlana Torunu Çelebi Arif, Yağmur Duası, İslam Kozmogonisi ile Alevilik Üzerine Kısa Notlar

 

Esasen çok kapsamlı bir makaleyi hakkediyor bu başlık, ama kısaca yazmaya karar verdim.
Bir nevi de bu alana giriş teşkil edebilir.
Bilgi, Aflaki'nin 1300 ortalarında tamamladığı Manaqab al-Arifin'in İngilizce The Feats of the Knowers of God ismiyle yayınlanan çevirisinden alınma.
John O'Kane Farsi'den bizlere kazandırmış bu eseri.
Türkçe çevirisi de mevcut ve Tahsin Yazıcı tarafından yapılmış.
Aslında keşke ilgilenenler , İngilizce okuyabilenler bu iki çeviriyi mukayese üzerine bir çalışma yapsalardı, büyük katkı olurdu. Bir de Kanadalı bir akademisyenin doktora tezi var, çeviri yapmış. Ama malüm, ister istemez Halil İnalcık ve halefleri teşkilatının sallamasyonlarını referans alıp, uyduruk terminolojilerini kullanıyor zaman zaman, ama yine de önemli bilgi var, bunu da okuyup not almışlığım olmakla birlikte aşağıda kısaca değineceğim noktalarla ilgisi yok.
Mevlana'nın torunu Çelebi Arif bir gün, Ladik'i onurlandırır. Şehrin ileri gelenleri ve müridleriyle toplantılar gerçekleştirir. Yazar 'ecstatic delights' demiş, vecid hali -kendinden geçerek, onun hazzı gibi, sonucu sema dönmeyle biten zikrler gibi diyelim, zevkle yapılmış. Zaten yazar Farsi 'dhowk-ha' kelimesini de parantez içinde veriyor. Aslında bu, Arabi ve Türkçe'de kullandığımız 'zevk' kelimesinin ta kendisi. Diğer -ha ise Farsi sonek, muhtemelen ismin -e ya da -i hali, bakamadım.

Neyse, o ara yağmur birden kesilir!
Damla yok, muhtemelen tam da yağış mevsimi üstelik!
Kabahatli elbette bulunur, Çelebi Arif ve müridleri!
Behemahal Ladik'i terketmeleri bildirilir, olsa olsa bunların münasebetsizlikleri Yüce Yaratıcının öfkelenmesine sebeb olarak kuraklığa yol açmıştır, yani vatandaş felaket tepkilidir Çelebi ve müridlerine.
Çelebi bu protestolar iletildiğinde bozulur ve kendilerini kovan mümin vatandaşlara şöyle söyler:
''Beş para etmez eşekler!
Biz ve müridlerimizle ne işiniz var, sizin amacınız yağmuru yağdırmak ve bundan faydalanmak olmalı. Kendi işinize bakın. Biz, susuzluktan toza boğulmuş toprak için gökteki ''yeşil denize'' bakan ve suyu paylaştıran rabbimizden yağmur talebedeceğiz.''

Şimdi Çelebi Arif burada vatandaşa ''eşek'' diyor, bazı paragraflarda ise eşek yanına ''sığır'' kelimesini de ilave ederek sıradan vatandaşlardan bu nitelemeyi de esirgemiyor.
Neyse daha sonra dualarla yağmur yağıyor.
Burada geçen ''gökteki yeşil deniz/okyanus'' için yazar ''bahr-e akhdar'' yazmış ve bu da ''yeşil deniz'' demek.
Dahası yazarın düştüğü nota göre İslam kozmogonisi, yani kainatın yaratılışı ve orijinine dair İslam dininin kuramına bakılırsa, bu gökteki ''yeşil deniz'' , yaratanın tahtının altında bulunuyormuş.
Bu açıklamanın şusu busu yok.
Yani kısaca Allah gökte bir tahtta oturuyor, altında da bu okyanus var ve yağmur da oradan geliyormuş, inanç böyle.
Buradan Aleviliğe yöneleyim ve aklımdan geçeni kısaca tartışayım. Alevilik Türklüğün tezgahı ve kapanına kıstırıldığından, inanç her yönden saldırı ve kuşatmaya alınmış. Resmi Türk ideolojisi kıskacına giren her kavramın, ''tarihi, kültürel, etnik, musiki, folklorik vs.,'' nasıl içi boşaltılıp iğdiş ediliyorsa, aynı kaderi büyük ölçüde Alevilik te paylaşmış görünüyor.
Alevi Kürdler de inançlarını tarif ederlerken ya atheist, ya da İslamın alakasız bir yorumuna bağlanıyorlar. Esaslı bir kısmı, aynaya bakmaktan bile kaçınıp, Kürd fizyonomisiyle kendisine Asyalı ( Türkmen-Yörük) diyebiliyor.
Kendine Kürd diyen de artık iyice azalmış durumda. Erzincanın, Sivasın, Malatya, Çorum, Yozgat vs nin kendine Türk diyen muhtelif etnisitelerden ülkeye iskan ediliş olan göçmenler biliyor bunların yerli ve Kürd olduklarını ama Kürdler kendilerini Kürd görmüyor, trajik bir durum...
Yetmez, Aleviyim diyor ama Alevi olamıyor.
Oysa Kürd inancı da İslamiyet gibi bir din.
İslam'da cennet-cehennem var ve Kürdlerin peygamberlerinden Zerdüştten alınma görünüyor bu kuram(lar).
Sırat köprüsü de, Huri (Xore) de, 72 kavramı da ( 72 Huri mesela), yeniden dirilme de, mağarada konaklama vs de hep Kürdlerin atalarından Zerdüşt peygamberin teolojisinin parçası.
Kürd inancında ise ''cennet te-cehennem de'' DÜNYA dır.
Neden, çünki Kürd inancına göre kişi öldükten sonra ruh, bir başka bedende dünyaya gelir.
Yani ne huri, ne zebani, ne cennet-cehennem de ölümsüz-sonsuz hayat, ne kılıçtan keskin kıldan ince Cinvat ( sırat köprüsü-puli sırat) gibi kavramlar bu inançta bulunmaz.
Yine inanca göre ''yaratan'' bazen insan bedeninde görünebilir, kendisi görünmez zira.
Buna Xızır ile ilgili muhtelif görünme efsaneleri ve bazı eski Şahların kendilerine kutsallık atfetmeleri hemen akla gelen örnekler olarak verilebilir.
Aleviyim demek kolay ama biraz da Alevilikten haberdar olup, bu inancı Türk manipülasyonları ile bazı ideolojik-politik kuşatmalarının her daim kayba mahküm mülahazalarından uzak değerlendirmeyi düşünmek de lazım.

Friday, 10 September 2021

Türkçe'de Günler

Türkçede günleri ve anlamlarını hemen hemen herkes bilir. Hemen hemen dedim, zira hiç sanmam ki Pazartesi'nin +ertesi  genel olarak bilinsin. Gerçi o da yazıyor ortalıkta, tartışmalı da olsa. Ama vatandaş daha gayet açık yazıldığı halde Alevi'nin Ali'yi takibeden, taraftarı vb., anlamlarına geldiğini bilmiyor, bilmek istemeyenler de var elbette.

O sebeble bu iş kurcalanmaya değer görünüyor.

Burada asıl ilgi odağım şu; bu nasıl bir Türk-Oğuz-Türkmen, bin tane devlet kurmuş  vs dilidir ki, kendine ait gün isimleri olmasın ?

Pazar, Persçe.

Pazartesi ise yanlış, Pazar ertesi olması lazım.

Ama yegane Türkçe kelime de bu aralarında ,gerçi  o da ek olarak yer alıyor.

Erte, yarın ya da sabah anlamlarına geliyor. Ete de var, yazı tura atmak lazım galiba, ben de tam olarak işin içinden çıkamadım zira. Nişanyan anlamlar vermiş on line sözlüğünde.

Eğer sabah anlamına geliyorsa, Pazartesi o zaman Pazar sabahı olur.

Yok eğer yarın anlamına geliyorsa, buyrun burdan yakın, ''yarın Pazar'' mı olacak şimdi !

Nişanyan ''oldurdu, zamanı geldi'' gibi anlamlar da vermiş.

Ee, şimdi o zaman ''Pazar zamanı'' mı olacak !

Ya da Pazar oldu !

Geçelim.

Salı ise tam bir alem.

İraniler,  Arapça alfabede ki üzeri ث üç noktalı kısa nal biçiminde ve  Arapların  peltek biçimde söyledikleri ( +th ) harfin sesini +s okur ve söylerler.

Salı bu harfle başlayan bir kelime ve  içinde yine bu harf var.  Ayrıca bir de Arapça'da üç anlamına geldiğinden ( yani üçüncü gün de oluyor) , Persçe ve Kürdi de de +S söylendiğinden, olmuş Türkçe'de de Salı, ve +S ile başlamış.

Oysa Türkler bu sesin +h sini söyleyemezler ama +T sini vallahi bir de öttürürler.

Ama nedense kendileri gibi değil, başkaları gibi söylüyorlar.

Çarşamba ve Perşembe İrani, Cuma Arabi, Cumartesi ise Pazartesi gibi tam şenlik.

Ama bu defa Arabi+Türkçe.

Artık okuyucu karar versin, Cuma sabahı mı demek, Cuma son buldu mu, Cuma yarın mı, bilinmez.

Niye ?

Çünki 'ete' kelimesi de olmalı işin içinde.

Ama yok, zira bu alfabe ve Türkçe lisan icadı işlerine bakanlar, eğer bu proje geliştirildiği ya da çok öncesinde ortalıkta Türk var idiyse,kelimeler ve anlamları için  bu halk mensuplarına hiç sormamış görünüyorlar.

Doğrusunu isterseniz  şu 300-500 kelimeden(!) müteşekkil Kürdi de bile kendisine ait kelimeler var.

Sadece Kurmanciyi  Persçe ile kıyaslayarak vereyim:

Mesela ,

Pazar           Yekşem,    Persçe     Yekşanbe

Pazartesi     Duşem,     Persçesi   Duşembe

Salı               Seşem,     Persçesi   Sehşanbe

Çarşamba    Çarşem,    Persçesi   Çaharşambe,

Perşembe     Pençşem, Persçesi   Panjşambe

Cuma            İni            , Persçesi   Adine

Cumartesi    Şemi        , Persçesi    Şanbe


Thursday, 9 September 2021

Haci Bektaş, Bawa Resul, Germiyan

 Haci Bektaş, Bawa Resul, Germiyan,

Haci Bektaşi Veli değil , Haci Bektaşi Xorasani ismi geçiyor Eflaki'de. Yazar bazı övgülerle birlikte, ''ama,'' diye ekliyor ve kendisinin Peygambere itaat etmediğini ( inanmadığı yani) yazıyor.
Haci Bektaş ( Kürdler Bekdeş derler ve orjinali de budur zaten) daha sonra kendi ismiyle anılacak olan Derviş organizasyonunu kuracaktır.
Kürdler arasında , özellikle de Kurmanci konuşan Aleviler ile bunlardan Hanefi'ye dönenlerde çok geçerdi Bekdeş ismi.
Mevlana'nın Haci Bektaşi Xorasani'ye öfke duyduğu da naklediliyor.
Bir başka kaynak ise esasen Haci Bektaş isminde biri olmadığı, kendisinin Hurufilik üzerine yazan ve görüşlerini yayan Fadlallah olduğunu iddia ediyor.
Persmiş !
Siz Kürd anlayın.
Ama belli ki Haci Bektaş yaşamış ve önemli bir isim olan Baba Resul'ün de vekiliymiş.
Bu Resul ismi de, şaşırtıcı biçimde Alevi Kürdler arasında çok yaygındı.
Sebebi ise belli, 1239-40 da ayaklanan ve Baba İshaq diye ismi geçen şahsın ta kendisi de ondan.
Hep merak ederdim, Alevi Kürdler de bu isim ne arar diye, sebebini de bulmuş olduk.
Siz bu Baba Resul ismini, Bawa Resul okuyun.
Kürdlerin hem etnik hem de dini liderlerine malüm ahval ve şeraite göre Pers, Arap, Türk yaftaları takılır.
Bawa Resül ayaklanması Anadolu Rum ( Anadolu Selçuklu denen) beyliğini kötü sarsmıştı.
Bu arada Eflaki'ye göre de ayaklanan gruba ''Baba Resul Allah'' denmiş.
Sultan Gıyath al-Din Key Khusrow II ( Gıyaseddin Keyhüsrev) ayaklanmayı bastırmak için Malatya tarafında da bulunan Germiyan aşireti Kürdlerinden yardım istedi.
Ama Germiyan zaten kendi tabanının esaslı bir kısmını da kaptırmıştı Bawa Resul'e.
Gerçi sonunda isyan bastırıldı.
Kanaatimce Mazdak-Babek çizgisindeki Kurdlerin İslam'a karşı Anadolu özelinde bu defa da Türkmen olduğu iddia edilen Anadolu-Rum / Selçuklu şahsında aldıkları son önemli yenilgi de bu olmuştur.
Muhtemelen Sufiliğin ''rafızi'' Kürdleri tamamen etkisi altına alması da bu yenilgiyi müteakip yaşanan panik ve korunma içgüdüsüyle gerçekleşmiş olsa gerektir.
İsyanın bastırılması sonrası,Kürd oğlu Alişer-i Germiyan-i, aşiretiyle batıya göçüp, Germiyan devletini kurdu.
Zaten 1330 başlarında Kütahya etrafında bulunan Mağripli çok önemli kaynak İbn Battuta, civarda yaşayan Türkmenlerin ( eğer bunlar Türkse) Germiyanlılara ''Yezidi'' dediklerini not almış.
Muhtemelen Germiyan aşireti içinde Yezidi yanında, daha sonra Reya Haqq ve de Alevi adlandırılacak olan Kürdler de vardı.
Unutulmasın ki Alişer ismi hem Yezidi, hem de Alevi Kürdlerde çok yaygındı.

Tuesday, 7 September 2021

Ermeni Zerdüştiliği / Armenian Zoroastrian,

 Ermeni Zerdüştiliği / Armenian Zoroastrian,

Bu isimde bir çalışma yayınlanmış, Armenian Zoroastrian by M.L. Chaumoun.
Yanlış anlaşılmaya karşı , burada kasdedilenin M.Ö zamanlar olduğunu hemen belirteyim.Yani Armenia diyor ama bu isim ve ülke ile yaşayanlar acaba MS 400 yıllarında Hristiyan olup, zamanla farklı lisan konuşan ve Ermeni adlandırılan millet mi ?
Değil.
Ya da eğer öyleyse bu iş karışık ve nedense çıt yok.
Mesela yazar , hem de Xenophon'dan M.Ö. 400 lerdeki Anabasis ten çok çarpıcı bir bilgi aktarıyor :
''Another interesting fact noted by Xenophon is that the Persian language was understood and spoken in remote villages of Western Armenia (Anabasis 4.5.10, and 5.34).''
-Xenophon çok ilginç bir gerçekten bahsetmiş. Pers dili, Batı Armenia'nın uzak noktalarındaki köylerde konuşuluyor, anlaşılıyormuş.
Bu Pers dili nedir acaba desek, akla ilk gelen elbette Eski İrani dediğimiz ve (H)akamenian hanedanının dilidir.
Yoksa şimdiki Farsça ve medieval zamanlarda geliştirilen Dari ile hiç bir alakası yok.
Yazar o zamanlar Armenia'da Zerdüştilik dışı minör elementler bulunduğunun söylenebileceğini naklediyor. Yine de eski Armenia inancının genel olarak İrani olduğu, Zerdüştiliğin değişik-bozuk versiyonu denebileceğini yazıyor.
Kadim Armenialıların kutsalları arasında muhtemelen ''Aramazd, esas yaratan ; Anahita, esas ve en tapınan tanrıça ; savaş ve kahramanlık tanrısı Vahagn ; güneş ve ay tanrısı Mihr ve insanlığın kaderine hükmeden Tir ( bu da Grek etkisi taşıyormuş),'' sayılabilirmiş.
Yine epeyi bir farklı kutsal var, semitik olanları da , dahil etmedim.
İskender'den sonra da Grek etkisi artmış.
Bu arada daha da ilginç bir belirlemeden bahsederek bitireyim; Eugene Wilhelm tarafından kaleme alınan ''Analogies in Iranian and Armenian Folklore'' ve ''Spiegel Memorial Volume (Bombay, 1908) pp. 65-83,'' da yayınlanmış makale s.70 de şu yazıyormuş: ''there's word "asman" said to be used in one Armenian dialect...''
Yazıldığına göre Armeni diyalektlerinden birinde ''asman'' kelimesi kullanılıyormuş.
Şimdi bu Mihr yani Mithra (güneş) kavramına tapan, İrani ve bozuk bir Zerdüştiliğe inanmaları muhtemel ve de bir kısmı ''asman-azman'' diyen ve zamanın ''Pers'' dilini konuşup anlayan vatandaşlar daha sonra kendilerine Syriac-İbrani-Aramilerce Kürd denilecekler değil mi ?