Friday, 3 August 2018

Beze Kelimesi

Bir ara, şimdi unuttuğum bir tesadüf eseri olsa gerekti, kelime dikkatimi çekmişti. Yakinen bildiğimiz ''beze'' kelimesi, Türkçe'de ''hamur topağı'' anlamına gelir evvela. Fırıncılar  yuvarladıkları ve daha sonra işleyecekleri yuvarlak biçime soktukları hamurları bu isimle anıyorlar.
Ayrıca  kullanımı çok yaygın ''yağ bezesi'' var.

Bakalım Türkçe sözlükler de ne deniyor ''beze '' kelimesi için.
Red House Türkçe-İngilizce 1996 basımı sözlüğü tavsiye ederim, Kürd inançlarıyla ilgili yayınlanmış akademik bir çalışmada  yanlış yazılmış  önemli bir  kavramın aslını burada buldum. Zaten buna bakınca da, nette bulunabilecek ve yine Red House'un yayınladığı  1800 yıllarının Osmanlıca-İngilizce lügatine bakmaya da gerek kalmıyor, en azından bu kelime için.

Sayfa 169 da beze için şu var : ''Gk , lump of dough.''

Bu aslında kelime için verilen ilk anlam ve Yunanca  kökenli  ''hamur topağı,'' olduğu şeklinde. Daha bir çok anlam verilmiş ama bizim için esas olan bu.

Ferit Devellioğlu Osmanlıca-Türkçe sözlükte ise iki beze var.Bunlardan biri Arabi kökenli ve ''fakir ; miskin.'' anlamlarını veriyor.
Diğeri ise Farsça kökenli, ''günah, hata, kabahat ,suç'' anlamlarını taşıyor.
Ferit Devellioğlu net te var (dı), ilgilenenler el altında bulundursunlar, link için Academia.edu sitesinde sözlük ismi yazıldığında çıkar.

Türkçe etimolojinin büyük ismi Sir Gerad Clauson p.388 de Türkçe olarak bez kelimesini, tam da aradığımız ikinci anlam olan vücuttaki yağ şişkinliği olarak veriyor. Kısaca, İngilizce ''gland'' kelimesini kullanmış ki, bu da zaten ''gudde, ifrazat hücresi, torba,'' anlamlarına geliyor. Yani mutlaka bir ''topak'' ve ''yağ'' duygusunu veriyor.
Yalnız, kelimenin nereden çıktığı belirsiz.

İlgilenenler için Clauson en önemli Türkçe etimolojik sözlüktür ve net te mevcut. Link : http://altaica.ru/LIBRARY/CLAUSON/Clauson_EDT.pdf

Yeni etimologlardan, ve de kendisini eleştiren Türklerin tamamını geride bırakarak çok geniş bir Türkçe etimolojik sözlük hazırlayan Sevan Nişanyan ise iki farklı anlamı veriyor.
İlki ''bez'' olarak ve de aynen Clauson gibi, Kaşgari'den alınma ve elbette çok şüpheli. Şüpheli diyorum zira bu Kaşgari'nin bin yıldır bir tarihi eserde kaynak olarak kullanıldığına dair tek bir  delil var mı, bilemiyorum. Bana kalırsa tamamen bir Kilisli Rıfat derlemesi, sırf Oğuz vs Türkmen tarihi ve dili uydurmalarına destek amacıyla Cumhuriyetin ilk dönemlerinde icad edilmiş görünüyor.
Bu husus başlıbaşına bir akademik tez konusu. Umarım bir gün el atan çıkar.

Nişanyan'a göre,  bez :
ETü: [ Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
biz [[deri ile et arasına oluşan yumru]]
<< ETü bez/biz yara izi, ciltte kabarcık, ur 

Anlam doğru ama Türkçe mi, bakacağız.

Bir de ''beze'' kelimesini vermiş Nişanyan, o ise Red House da verileni tutuyor ama sözlüğü genel de bazı önemli yanlışlar da barındırsa çok esaslı bir çalışma olan Nişanyan bu kelimeyi biraz üstünkörü ele almış ve tutmuş  Fransızca ilan etmiş :

''[ TDK, Türkçe Sözlük, 2. Baskı, 1955]
beze: Hamur topağı.
Fr baiser 1. öpücük, 2. şeker ve kremadan yapılan bir tür tatlı << Lat basiare öpme.'' 

Velhasılı beze'nin ''hamur topağı'' karşılığına Red House Yunan, Nişanyan ise Fransız köken bulmuşlar.

Şimdi bu durumda bendeniz de açıklamalardan tatmin olmayınca, unutulmuş-yok edilmiş lisanlardan birine bakmayı düşündüm, 
Kürdçe'ye!

Aman bir de ne göreyim, bu beze Kürdçe değilmiymiş !

Hele asıl Kaşgari de Türkçe yazan bez var ya, işte tastamam o da üstelik. 

Kurmanji-English Dictionary by Michael L.Chyet,  p.50, bez : '' fat, grease, lard, suet, tallow.''

Yağ anlamına geliyor, akışkan olmayan ile iç yağı, kuyruk yağı, don yağı, mum yağı vs., gibi.
Kelimenin asıl kökeni ise tastamam net biçimde verilmiş.
 Old İrani ( Eski İrani) de ''wazda'' ; Avestan da ise ''vazdah''.

Alevi Kürdler daha iyi bilirler. Hani ''niyaz'' olarak dağıtılan, bazı özel günlerde yapılan yağlı bir ekmek türü vardır. Buna ''bizik, bazik, bezek'' gibi yöresel isimler verilir. İşte kelimenin ''yağ'' ile ''topak hamur'' anlamlarının tam ifadesi bu yağlı ekmek türüdür.
Elbette meşhur bazlama ekmeği de beze'den geliyor gelmeye de, üzerine çalışma gerekiyor biraz daha.

Türkçeymiş, Yunancaymış, Fransızca , hatta Latince kökenliymiş, tamamı yanlış.

Kelime isbatlı Kürdçe...



Wednesday, 23 May 2018

Eski Bir Eser'den Bazı Kürd Hanedan İsimleri ile İbn Hawkal'dan X. Asır İran Toponomisi Notları

Makale iki kısımdan ibaret ve çok uzun değil. İlki Poole'un kaleme aldığı Müslüman hanedanlar kitabından kısa bazı aktarmalar, bir kaç Kürd beyliği mevcut listesinde. İkincisi ise 900 yıllarının ikinci yarısında tarihi önemi  büyük olan İran coğrafyasını kaydeden İbn Hawkal'ın eserinden derlediğim notlarım.
Stanley Lane-Poole 1893 te önsözünü yazdığı  'The Mohammadan  Dynasties Chronological and Genealogical Tables With Historical İntroductions' kitabında , Müslüman hanedanları naklediyor. 
O zamanlar için elde mevcut kaynakların kullanımıyla hazırlanmış.
Aşağıda verdiğim sayfa numaraları, pdf içindir. Link ise bu :https://ia601208.us.archive.org/31/items/mohammedandynast00lane/mohammedandynast00lane.pdf

Evvela bir Kürd Salahaddin Eyyubi'nin tam künyesini nakledelim yazara göre:''p.20. Saladin’s full title was Al-Malik  Al-Nasir  Salah-al-din Yusuf b. Ayyub, İngilizcesiyle  ‘The Victorious * King, Redresser of the Faith, Joseph son of Job.''
Muzaffer Kral, İnancın hakkını yerine getiren....

Yazarımız, Marwanilerin Kürd olduklarını, orjinal kaynaklardan naklediyor. Yani bunları biz zaten biliyoruz ama bu bilgi açıkça mevcut ve Stanley Lane-Poole da açıkça yazıyor hem de 120 yıl evvel. 
Bazen çağdaş Batılı uzman akademisyenlerin gözünden kaçabiliyor sanki.
Marwani geniş bir alana da sahipmiş : ''p.160: Marwanids ; Diyar Bakr, 990-1096 : '' On the death of Bad, governor of Hisn Kayfa, in 990 (380) his sister’s son, Abu-‘Ali b. Marwan, a Kurd by race, succeeded to his dominions, which included the chief towns of Diyar-Bakr, such as Amid, Arzan,Mayyafarikin, and Kayfa. His successor paid homage to the Fatimid Caliph of Egypt, and was rewarded with the government of Aleppo, as the Caliph’s officer, for a time, in succession to the expelled Hamdanids. The Mar- wanids also acknowledged the suzerainty of the Buway- hids ; but vanished upon the invasion of the Seljuks.''

Diyarbakır o zamanlar bir bölge, vilayet. Merkez ise malüm Amid. Marwaniler Selçuk tarafından yıkıldılar, sebeblerini biliyoruz ama bu makalenin konusu değil.

Yazar o zamanlar için Rawwadi ve Şaddadiyi bilmiyor.

Ama bir ismiyle cismiyle Kürdistan'dan bahsediyor : '' p.167-168: Dulafids of Kurdistan.825-896: '' Abu-Dulaf -‘Ijll was an officer of the Caliph -Amin, and received the government of Hamadhan, in which he was succeeded by his son ‘Abd-al-‘AzIz and his grandsons.‘Omar b. ‘Abd-al-‘AzIz increased his dominions by the acquisition of Ispahan and Nahawand in 281. They were succeeded by other governors of the Caliphs.''
Görünüyor ki yazar Dulafid Hanedanı için Kürd dememiş . Ama demek ki bu ismi geçen Kürdistan, Hamadan  ve civarı ile Isfahan ve Nahawand tarafı...
Daha bilmediklerimiz de var belli.

Çok önemli ve ilginç bir nokta :'' p.173. Samanids : 874-999. Saman, a Persian noble of Balkh, being aided by Asad b. ‘Abd-Allah, the governor of Khurasan, renounced Zoroastrianism, embraced Islam, and named his son Asad after his protector.''
Şimdiki Persçe-Dari Samanilerin zamanında iyice derlendi. Bu hanedanın Zerdüşti olduğu yazılır hep. Çok istedim yazmayı ama kaldı, bence bunlar Zerdüşti değil, Budist idiler.

Şimdi geldik en önemli Kürd hanedanlardan birine , p.180. Hasanwayhids of Kurdistan 959-1015 : '' Hasanwayh b. -Hosayn -Barzikani was the chief of one of the Kurdish tribes which, like the Marwanids, began to make themselves prominent in the tenth century before the middle of which he had possessed him- self of a large part of Kurdistan, including the towns of Dinawar, Hamadhan, Nahawand, the fortress of  Sarmaj, etc. His power was so considerable that the Buwayhids did not disturb him, and at his death ‘Adud-al-dawla of that dynasty, after annexing his dominions, appointed Badr b. Hasanwayh as governor over his late father’s province. Badr still further enhanced the dignity and authority of his family, and was decorated by the Caliph with the title of  Nasir-al-dawla. His grandson Zahir, who succeeded him in 1014 (J/-05), only kept his position for a year, after which he was expelled by Shams -al- dawla the Buwayhid , and was shortly afterwards killed.''

Hanedan'ın üç ismini vermiş yazar. Bunlar, Hasanwayh b.Hosayn 959 ; Nasir al-din Abü-l-Najm Badr b. Hasanwayh 979 ;Zahir b.Hilal b.Badr 1014.
Yukarıdaki pasaj   çok önemli bazı hususların tartışılmasını gerektiriyor aslında.  Öyle bir güçlü başlamış ki  Barzikani Hasanwayh , Buwayhid patronlar kendisini hiç rahatsız etmemişler. Kürdistan'ın büyük bir parçasına hakim oldular diyor ve Hamadan, Dinawar, Nahawand , Sarmaj gibi önemli merkezleri veriyor.
Kaç tane Kürdistan vardı acaba, ya da Kürdler coğrafyanın her yerindemiydiler , bunları açığa çıkarmak ta gerekiyor.
Bu arada Barzikan ismine dikkat. Bu kelime Barz/Berz kesinlikle. Barz+ik formunda bu +ik bir küçültme soneki. Yani Barz ismine sahip bir Kürd aşiretine işaret ediyor. Yanıltıcı gelebilir ama Kurdi de küçültme-diminutive den sonra çoğul , mesela +an soneki alınabiliyor.( p.10, Grammar of Kurdish Language  by Ely Bannister Soane, bu kitap nette mevcut).
Ya da mesela Barz ismine doğrudan +an soneki verin, olur size Barzan.
Barzanlı demek istiyorsanız, +i eklersiniz, olur size Barzani.

Adı geçen Kürd beyliğinin zamanındaki lideri Badr b. Hasnaweyh önemli bir kişi gibi ( İbnu'l Esir El Kamil Fit Tarih 9 , bu eser nette mevcut) ,
s.197-198. Sene 1014-1015: Bedr b. Hasanaveyh'in öldürülmesi ve oğlu Hilal'in serbest bırakılması ve öldürülmesi. 

-Bedr bu sene , el-Hüseyin b.Mesud el-Kürdi'nin ülkesini ele geçirmek amacıyla harekete geçti. Küshad kalesinde onu muhasaraya aldı. Fakat Bedr'in askerleri kış vakti çıkılan bu seferden ötürü kendisine çok öfkeliydiler. Ve adamlarından bazıları kendisini öldürme kararı aldılar ve öldürdüler de.''

Bunun üzerine de öldürenler de kaçmış olmalılar. Daha sonra bölgeye gelen Mesud el-Kürdi, kendisini muhasara altına alan Bedr'in cesediyle karşılaştı. Ama muhtemelen saygısından ötürü onu hemen kefenledi, ve defnedilmesi için Hz. Ali'nin türbesine nakledilmesini emretti ve emir de yerine getirildi. Bu kısım, Minorsky'nin anlatımına uyuyor, Minorsky Mesud'un Kürd olduğunu atlamış.
Bedr, başka bir Kürdün ülkesini ele geçirmek için savaşa gidiyor. Bu kadar da saçmalık olmaz artık diyecekler çıkabilir elbette ; ama ortalık Kürd dolu, mesele bu. Bir de ayrıca Mesud'un Bedr'in naaşını defnedilmesi için Küfe'ye göndermesi acaba Bedr'in Şii olduğunu kesinlikle gösterir mi, bilemiyorum.
Takiyye yapan bir Mazdekçi de olabilir.
Pasajın kalan kısmı ise şu ve bir Türkçe isim var : '' Bedr öldürülünce Şemsüdddevle b. Fahrüddevle b. Büveyh, Bedr'in ülkesindeki bazı şehirleri ele geçirmişti. Bunu haber alan Sultanüddevle ise hapiste bulunan Bedr'in oğlu Hilal 'i serbest bıraktıktan sonra, bir de kendisini gerekli savaş techizatı ve bazı askerlerle birlikte Büveyh'in üzerine gönderdi. Nisan-Mayıs 1015. Savaşta Hilal yenildi ve öldürüldü. Savaşta Hilal ile birlikte esir düşenler arasında Anuştekin isimli bir Türk köle komutanda vardı.Bedr'in ülkesi şu şehirleri içine alıyordu: Sabür-hast,ed-Dinever, Berucird,Nihavend,Esedabad ve Ahvaz'a bağlı bazı yerler,ayrıca bazı vilayet ve kaleler.''
Ahwaz'a kadar Kürdler var denebilir o halde.
Bu arada ismi geçen köle  komutan Anuştekin, Minorsky’de ismi geçen Ağaç eri lakaplı Türk olmalı( benim notum).

Bir tane daha Kürd beyliği , bu da Kürdistan'lı diyor : ''  p.187. Kakwayhids of Kurdistan,1007-1051 : '' Mohammad b. Dushmanzar, known as Ibn-Kakwayh, was first cousin to Majd-al-dawla the Buwayhid, of Hamadhan, whose dominions he annexed by the  deposition of Sama-aZ-dawla in 1023 (414)- He had previously taken Ispahan in 1007 (398). The family continued to rule, in Ispahan, Hamadhan, Yazd, Nahawand, etc., until their conquest by the Seljuk Tughril Beg in 1051.''
Isfahan , Hamadan, Yazd, Hanawand etc., Selçuklular gelene kadar bu geniş alanda hüküm sürmüşler.

Bu kısımda son olarak Türk tarihçilerin gururla anlattıkları Zengilere dair bir pasaj : ''  p.206.1127-1250: '' The Atabeg ’Imad-al-dln Zangi was the son of Aksunkur the Hajib (chamberlain), a Turkish slave of Malik Shah, and from 1085 to 1094 (478-487) lieutenant of Tutush at Aleppo, against whom he rebelled, and was slain.''

Pasajı aktarmamın çok esaslı bir sebebi mevcut. Anadolu ve Mesopotamya'da , bir tane haricinde ise İran'da aşiret ismiye anılan tek bir Türk beyliği yok.
Dolayısıyla, düşüncesiz ve cahil batılı akademisyenlerin'de gaza gelmeleriyle, her birinin sonuna -oğlu kelimesi oturtuluyor ki, okuyan da Türk sansın diye.
Bu hususa , hazırlamaya çalıştığım bir  makale'de yer vereceğim.

Açıkça bu Zengi hanedanı da köle. İşin daha da enteresan tarafı, Zengi Persçe Zenci demek. Zenci ise Kürdçe ve Arapça formları oluyor bu kelimenin. Zanzibar ya da Zangibar la bağlantılı. Habeşistanlı da olabilirler, nitekim  Delhi Müslüman krallığında mevcut, yazarız notu ve kaynağı var.
Türklerin genel de ismi geçenlerinin hemen tamamı köleler olduklarından, aslında bir genelleme yapılmış ve diğer köleler de Türk addedilmiş.
Mesela Salahaddin'in kanı canıyla kurduğu, ama  kardeşi ve oğullarının beceriksizliğiyle yönetimi köle askerlere  kaptırılan Mısır'da 1250-1350 arası benim bizzat okuduğum bir Grek asıllı köle Sultan, bir de Moğol asıllı köle sultan var. Moğol olanı Mısır'ın Moğolları  1260 yılında yendiği Ayn Jalud savaşında esir düşen bir çocuk mesela. Bunlara başka bir makalede değinilebilir, epeyi kaynak mevcut aynı zamanda.
İkinci bölümde, 900 yıllarının ikinci yarısında yazılmış olan İbn Hawkal'ın eserinden biraz şimdiki Anadolu, kalanı da İran coğrafyasındaki notlardan bir kısmını paylaşalım. Kitabın ismi ' The oriental geography of Ebn Haukal, an Arabian traveller of the tenth century  translated by Sir William Ouseley,' nette mevcut. Sayfa numaraları pdf üzerindendir.

p.62 : Dauraq, aslında tam da Devreq, hani var ya Kastamonu'da Devrek ve Devrekani diye yerleşim isimleri, işte o. Khuzistan'da.
p.108: Nusaybin'e yakın Kurdan ( Kürdler) diye bir yerleşim var ve şehirde ikamet edenler ise Hristiyan mış !
p.112: Suruc olmalı... Seruje diye okuyor tercüman; cok büyük bir kasabaymış, hemen yakınında jeran kasabası varmış.
Bu jeran , komşu demek. Neresi acaba !
p.124: Devreq bir daha veriliyor, Fars ile Isfahan arasında.
p.126: Gundi Şapur, Jondi Shapour is in Khuzistan.
Gund-i Shapour  aslı. Zira Jondi, Arabi'de +G harfi olmadığından genel de yerine ikame edilen harf +J harfiyle yazılmış.
Ama burada bir başka özellik daha var. Shapour, Sasani Şahı. Gund kelimesi ise Pahlavi'de (MacKenzie Pahlavi, p.38,http://www.rabbinics.org/pahlavi/MacKenzie-PahlDict.pdf ) ' army, troop ; group, gathering' , yani ordu, birlik, toplanma, grup anlamlarına geliyor. Shapour/Şapur'ın ordusu / toplanma yeri anlamında, bir nevi askeri kampı gibi de söylenebilir.Kurmanci Kürdçesinde ise köy anlamına geliyor.Oysa Pahlavi'de köy 'deh'  (p.26)demek ve Persçe'de de aynısı. Sorani Kürdçesinde 'de' yazıyor, Zazaki de ise yine 'de' veya 'di'  gibi kalmış aklımda.
Muhtemelen Kurmanci konuşan Kürdlerin epeyi bir kısmı, Sasani ordusunun belkemiğini oluşturuyorlardı. Zaten Empson'ın 1928 de Sinjar'da sorguladığı Yezidi Pir, kendilerinin vaktiyle devletleri olduğu, krallarının isminin Şapur (Shapour) olduğunu söylüyordu. İlk okuduğumda tuhafıma gitmişti ve Yezidi köylü Pirinin cehaletine vermişitm. Oysa cahil ve de tarihinden habersiz olan bizlermişiz. Kaynak, The Cult of Peacock Angel, A Short Account of the Yezidi Tribes of Kurdistan, R.H.W. Empson.(  https://archive.org/details/MN40203ucmf_2 ) 
p.130. Sasan da burada. Yine Deurak ( devrek), Basan, Deydan,Benat  bazı isimler.


p.134: Fars  ülkesinden kısa notlar:
-Yazar beş ayrı Zem'den bahsediyor, bunlar kabile veya halk olabilirmiş. Bazılarının isimleri şunlar ; '' Zem Senjan , Zem Ahmed bin Leyth, Zem Shahryar, Zem Bedanjan,Zem Karma, Zem Ardhashir vs.
Bunların hepsi Kürd olmalı zira yazar Farstaki Kürd aşiret-kabile-ailelerin çok kalabalık olduklarını yazıyor ve Kurdler-Kurdan diyor. Bazı Kürdlerin emrinde 200 kişi bulunurmuş, hızmetçi,çoban, çalışan işçiler vs gibi...Kürdlerin gerçek sayıları tam belirlenemiyormuş. Yazara söylendiğine göre yaz-kış otlaklarda kalan yarım milyon ev ya da aile varmış Kürd olarak. Çok büyük bir rakam, abartı da olabilir elbette ama Fars'ın böylece asıl yerlilerinin Kürd olduklarınıda öğrenmiş oluyoruz( Zaten Farsname'de de yazıyor, başka bir konu).
p.146-147: buradaki isimler arasında çok Kürdçe olabilir, yazamadım.
-Kurdan'dan gelen Kurdane nehri...

p.157-158 : Town of Tuje. Tuj yaziyor aslinda. Bunun gibi belirgin Kürdçe olanlar yanında, Kürdçe olduğunu bilmediğim çok kelime-isim var gibi.
p.163-164 :Yine bir yığın yer ismi ve çoğu Kürdçe olabilir, sadece bir kısmını aldım:Sersir , Aideje, Manin,Kellar, Avlenjan,Jeran, Bezrik, Serder,Jehre vs.
Mesela aşağıda yazılanlar hepten ilginç,
p.165-166: '' The inhabitants of the warm parts of this province are of slender make and brown complexions ( wheat), with little hair.İn the colder region they are fatter,and have more hair, and their complexions are fairer.
-Fars'ın sıcak bölümlerinde ( her halde düzlükler oluyor) ikamet eden topluluklar esmer  ince yapılı, ve genel de tüysüzmüş. Yükseltilerde oturanlar ise daha iri  ve kıllı , açık tenlilermiş( Bunlar Kürd olmalı. Zaten Pars dağları Kürd diyordu bir başka eserde).''
-Yazara göre Persçe ile diyalektleri konuşuluyormuş. Acaba Persçe dediği hangisiydi ?  Ayrıca Pahlavi  bazı problemler de olsa mevcutmuş, bir de elbette bazı hususlarda Arabi, devlet yönetimi , mahkemeler vs.

p.198-199: '' Country of Sind  and part of Hind'' ülkesindeki bazı yerleşim isimleri ( burası, batısında Kirman, Makran çölü,Turan (çok ilginç) güneyinde Pars denizinin bir kısmı, kuzeyinde Hind ülkesi), bazı bölgeler ''Guebre''lere ait ( Zoroastrianları söylüyor ). Bir de bu bölgenin büyük kesimi kafir ile puta tapanlardan oluşuyormuş. Yani hala Zerdüşti, muhtemelen Khurrami, Manici ile Budistler var.
-Makran , aslında +an soneki haricinde Makr/Mukr gibi bir kelime. Muhtemelen Minorsky'nin değindiği Mukri kelimesi de bu olmalı. Eğer öyleyse, Minorsky'nin Kürd  Mukri'nin ,  Uzak doğulu ve Mongol istilası sonrası verilmiş bir isim olduğu iddiasını tamamen çürütür demektir. Muhtemelen de öyle.
-Danbul isimli bir yerleşim yeri var. Yanında Arap alfabesiyle transkripsiyonunu da gösteriyor. Dunbul diye okumak ta mümkün bu kelimeyi.
-Sedusan diye anılan bir yer.  Bu kelime,  5.yüzyılda Hristiyanlara karşı çıkan Kayseri Kürd köylülerine verilen inanç ismi, Sadducee, gibi. Kesin o isim.
Kaynağı da yazacağım bir başka makalede.


-Mihran ırmağı. İnfested with crocodiles. Irmak timsah doluymuş.
p.206-208:Many of the inhabitants of Makran  resemble the Arabs. Other of them are like the Curds( Kurds). Yani burada bile Kürd var. Makran'ın bir çoğu Araba, diğerleri de Kürde benziyormuş.
İnanılmaz gibi değil mi 900 yıllarında.

p.209-212: Azerbayjan'da Kurdler kapısı, Kur nehri etrafında. Pazar kuruluyor ismi Gurki...Derbend şehrinde yetmiş ayrı dil-diyalekt konuşan aşiretler varmış. Belli ki bu ''yetmiş dil'' söylemi  İbn Hawkal'dan geliyor, zira aynısını bu defa daha sonra Ardebil için yazacaklardı.

Yazar , Derbend'den daha küçük dediği Tiflis'i Aran ülkesinden sayıyor. Demek öyleymiş.
Sıradaki diğer  isimler şunlar : Bilkan ,Reyan, Berzenje  ,Shamaky, Shaberan ,Shirvan,Alenjan),Kawjah,Shemkour,Sherousend...
Ne kadar ilginç değil mi, yukarıdaki yerleşim isimlerinin sadece benim anladığım bir kaç tanesi Kürdçe gibi. Mesela dikkatli gözler, Benzenji ismini hemen farkedeceklerdir.
Kimin soyadı ve aşiret ismi bu ?
Mahmud Berzenci'nin.

Shemkour'un etimolojisini çözdüm gibi. İlgili makaleyle yazacağım.
Shirvan , Shir/Sher ( Şer/Şir) kelimelerinin modern Persçe ile benzerliği veya ayniliğinden, elbette her daim olduğu gibi Perslere mal ediliyor.
Bu Persler kimdir, neyin nesidir o da bambaşka bir muamma,  ama öğreniyoruz.
Zamanı gelince.
Dolayısıyla Şirvan/Şervan Persçe denir.
Hayır efendim, su katılmamış Kürdçedir kendileri.
Arslan tutan, yakalayan, besleyen demek.
Shaberan /Şaberan ise sanki koçların Şahı gibi.
İsme dikkat , transliterasyonda Shah yani Pahlavisi ve modern Persçesiyle Şah demiyor.
Sha / Şa diyor.
Kürdçede kelime Şa'dır. Uzun +a , Alif ile söylenir ve yazılır.
Şah İsmail değil, Şa İsmail'dir.
Demek buralarında çoğu  Kürdmüş.
Yukarıda bir de Bilkan var. Bu yanlış, Bilikan ya da Balakan olmalı. Balakan zaten başka yayınlarda geçiyordu ama bence muhtemelen aslı Bilikan dır ve birilerinin aşiret ismi çıkar. Diğer bazıları için uğraşamadım, ama bir şeyi söyleyebilirim üzerinde durduklarımdan , Kürdçeyle ilgili bir linguistik fenomen mevcut, çalışma gerektiriyor bir çoğu.
Bu Tiflis ne demek acaba ?
Tiflis  vaktiyle orjinalinden yanlış transkribe edilmiş olabilir. Mesela Tebriz için, şu an düşündüğümü yazamayacağım, ama bana kalırsa Tebriz yanlış yazılmış, zira eski bazı kayıtlarda farklı transkripsiyonlar verilmiş. Buldum bir kaç tanesini, zaman lazım. Üzerine biraz daha çalışıp , sonra netleşince yazarım ne olduğunu.

p.218 : Buyrun , Hamadan etrafında Marsin şehri var...
p.225: Daylam için Deilman yazıyor. Hazar denizi içinse, Khozr diyor. Arabi transkripsiyonda  xzr var. Alif yok. U yok..Xozr da okunabilir, xezir de, xezr de. Xozor da, xazır da. Ama Hazar olmaz.
p.226-228 : Karen-Karin isimli dağlar var Deilman da. Erzurum'un isimlerinden biri Karin dir. Ermenice denir ama Partça diye biliyoruz. Gerçi Ermenice'nin kökü de benzeri olmalı.
Yeri gelmişken, Erzurum'un bir başka ismi de var, Kalikala, Allah Allah, acaba hangi dile ait olabilir bu !
Bu arada Erzurum ise Arabi Ard ar-Rum , yani Rum ''ülkesi, yeri'' anlamına gelir.
Niye  Ard ar-Rum değil de, Arz ar-Rum denildiğinde ise , Arabi  Dh/D, Kürd ve Persçe konuşan topluluklarda Z olarak yazılır ve söylenirdi. Dil öyle dönüyor, kulak öyle anlıyordu.
O sebeble de Arabi Ard, olmuş Arz İrani lisanlar da.


-Rey bölgesinde bazı isimler: Rengan,Talekan, Koumes ( kümes yani) , semnan, Bıstam( bustam-bistam).

p.231-232: Türk kelimesi geçiyor, mütercim foot not ta yazmış. Türkan diye.

Burada , daha sonraları yazacağım bir ilginçliğe kısaca değineyim. 900 yıllarında Arap yazar Türk kelimesini '' trk'' yazmış.Aslında böyle yazılmış o zamanlar.
Yani hiç bir sesli harf  yok. O zaman bu kelimeyi Turak, Torak ,Tirek, Terek, Tirak vb.,gibi okumak gayet mümkün.
Peki bu Türk yazımı nereden geliyor sorusu hemen çınlayabilir. Bunların hepsi çok kapsamlı çalışmaların bir parçasıdır aslında , ve tuhaf biçimde üzerine hiç bir tartışma bile yapılmıyor.
Batılı akademisyenler arasında konsensus var Anadolu'nun Türklüğü ve Türklük üzerine. Tartışmıyorlar bile.

- '' From Rey to Kestaneh '' , çok ilginç, Kestane diye yerleşim merkezi de var.  Grekçeye buradan mı geçme yoksa !
 Kestane ...
-From Rey to Mehein,diyor.. Mehin aslında ve bu da Kürdçe.Me(h)ina , kısrak demek Kürdçe.


p.233: Rey'den Horasana giderken Bedlis şehri var, aynen bizim Bidlis. Bitlis isminin tarihi ve ilk kullanımı çok önemli.
Bitlis-Bedlis.
- '' From Bedlis to Mourjan( Mürjan) ''  Bu Mürjan'da Kürdçe görünüyor, söyleyeyim.

p.236-238: Burada yine Türk kelimesi geçiyor; aynı ilki gibi yazılmış.Çoğul hali verilmiş, t.r.k.
- Khazar yahudilerinden bahsediyor, çok ilginç; '' the city of Atel ( İdil-Volga) (...) The king of this country is a Jew. Khozrian ( yani Khazarian) kelimesi için de parantez içinde Christian diyor. Çok enteresan...The smallest in number of the inhabitants of this country are the jews.The greatest in the numbers are Mussulmans and Christians: but the king and his chief officers are jews.''
Bu ülkenin kralı Yahudiymiş. Khazarian için ise Hristiyan diyor. Aslında ülkenin çoğunluğunu Müslüman ve Hristiyanlar meydana getiriyormuş.
Kral ile asıl yüksek görevliler Yahudiymiş.
-''The principal persons of Atel are Mussulmans and merchants: their language are like that of the Turks, and is not understood by any other nation.''
Ülkenin asıl halkı Müslüman ve tüccar imiş. Lisanları Türklerinkine benziyor ve diğerlerince anlaşılmıyormuş.
Burada Atel dediği , İdil , yani Volga nehri.
Atel / İtil ismi başlıbaşına bir etimolojik çalışma konusu olmakla beraber, bu ismin Hun Atila'dan gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
-Khozr ( Hazar) denizi-gölü, acaba bu isim Xızır olabilir  mi diye aklımdan geçmiyor değil. Muhtemelen benzerliktir diyelim şimdilik.
Buradaki Türkler iki grupmuş: ''bir kısmı kapkara, koyu kara saçlarıyla Hindlilere benziyorlarmış. Diğer grup ise daha açık tenliymiş. Bunlara Türk denilmesi de ilginç. Kaynaklar mı, yoksa mutad Batılı akademisyen işi mi, bilemiyoruz.
Bu Türkler, çocuklarını satarlarmış. Ama Yahudi ve Hristiyanlara çocuk-köle  edinmek ve satmak yasakmış.


p.279-280: Ve Kürdler yine, hem de Nişapur, Horasan'da...
'' (...)that from the borders of Nishapour , to the village of Dhey Kurdan ,on the confines of Koumes (kümes)''...
İşte bu, Dhey ya da Diheya Kurdan...
-Deryai Harezm, Hazar denizinin isimlerinden biri.
-Zam isimli yerleşim merkezi. Bu kelime  ile yukarıda karşılaştık Fars civarındaki Kürd aşiret isimleri verilirken. Unutulmuş ve Kürdçe olmalı ve aşiret gibi bir anlama gelebilir, ya da topluluk gibi..
Bazı kayıtlarda Zamm diye çift +m ile transkribe edildiğini okuyanlar olur. Bu tarz, Arabidir. Kürd lisanlarında, Persçe ile diğerlerinde de çift benzer sessiz yanyana gelmez pek.

Mawerannahr / Tansoxiana da Sinjan isimli bir yerleşim yeri var. Bu ismin gövde kelimesinin türevlerine  Anadolu ve etrafında rastlamak mümkün.  Mesela Sinj+an ( Sincan, Ankara'da ), Sinj+ik ( Sincik, Haymanada bir Kürd köyü, Adıyamanda yerli nüfusu aslen Kürd olan bir kasaba), Sinjar ise Yezidi yerleşimi.
Bu Sinj, Kürdçe'de 'oleaster- yabani bir zeytin türü de denen ve asıl bir de iğde ağacı anlamına geliyor. Kesin Kürdçe, zira Persçe-Tajik'te senjed ( bkz, p.550, Kurmanji-İnglizi Ferhenge,Michael L. Chyet).

Şimdi de Xarezm ( Harzem) isimlerinden bazıları,
p.292-293: Some Kharezm cities :Deraan, Hezarasp,Çhereh,Ardejer,Safzoun,Kirdan,Kirder, Merda.
Kırdan, Kırder kelimeleri dikkat çekiyor. Ayrıca Hezarasp mutlaka Persçe demek değil, Zazacası da aynı.
-River  Rudi Kurd Khouas ( Xıwas-Xewas olmalı).
Kurd Xewas isimli nehri de varmış.M.L Chamount'un 'Armenian Zoroastrian' makalesinde
p.294 :  ( İn Kharezm) The Jihoon falls into the lake at a place called Khiljan  , where there is not any village, nor any buildings; the people live by fishing. On the banks of this lake is the land of Ghuz.
Khiljan boşalmış. Kıyılara Ghuz, yani el birliğiyle Oghuz/Oğuz okunan ve yazılan Ghuz Türkleri yerleşmiş.
-The people of Bokhara speak the language of people of the Soghd.
Buhara'da 900 yıllarında hala İrani bir lisan olan Soghdça konuşuluyormuş.

Son olarak ilginç bir noktaya değineyim. M.L Chamount'un 'Armenian Zoroastrian' makalesinde  şöyle bir not var:

 
''Another interesting fact noted by Xenophon is that the Persian language was understood and spoken in remote villages of Western Armenia (Anabasis 4.5.10, and 5.34).''

Batı Ermenistan'ın gözden ırak köylerinde Persçe anlaşılıyor ve konuşuluyormuş.
Kim ola bunlar acaba dersiniz.




Saturday, 7 April 2018

1850 Yıllarında Sir Austin Layard'ın Müslüman Bazı Kürdlere Yönelik İzlenimleri

Sir Austin Layard'ın  Armenia,Kürdistan  ve çöle ikinci seferinden bazı kesitleri kısaca paylaşayım istedim.
Cümleleri evvel İngilizcesi, daha sonra da kısa tercümesiyle veriyorum.Kesin doğru bir tercüme diyemem ama genel de anlatılanlar çok karmaşık değil.

Tarihi olayları araştırmada  oldum olası sahipsizlikleri  neticesi  Kürd halkına yönelik  doğru olmayan, sadece politik-ideolojik saiklerle icad edilen belirlemeler ,aslında doğru addedilen yanlışlar var. 
Elbette bu yanlışlıklar, Kürdlerin soy ve kültür olarak kendi toprakları üzerinde var olma problemi yaşadığı devletlerin kendilerini asimilede kullanageldikleri en önemli ideolojik aparatları oluşturmuş.
Bunun çok ilginç bir örneğini de, eğer becerebilirsem Dersim'le ilgili aktarıp yorumladığım geziden otuz beş yıl sonra bir başkasınca gerçekleştirilen ikincisinde  Kürdlere dair anlatımlarda ilkinden tamamen farklı , ama planlı olduğu anlaşılan tanımlamaları da tartışarak  vereceğim.Yani Kürd'ün  bir kısmına Kürd, diğerine ise Kızılbaş denmesi ve  dahası var elbette.

Çok ilginçtir, ve minnetle anmak lazım ki, kendisi arkeolog, çivi yazısı uzmanı, sanat tarihçisi ve diplomat olan olan Sir Austin Layard'ın gözünden kaçmamış bu zamanla devlet politikasına dönüşecek olan yanlışlık.
Layard'ın belirlemesi o denli önemli ki, tarihle ilgilenenler not almalılar, s.20 :

''The district we had now entered formerly belonged to Sheriff Bey, the rebellious chief of Moush, but, since his capture last year, had been made miri, or government property. Although all all the Mohammedan inhabitants of this part of Kurdistan are Kurds, those alone are called so who live in tents ; those who reside in villages are known simply as “Mussulman.''

-Layard'ın Muşta girdiği bölge, isyancı Kürd lider Şerif Bey'in egemenliğindeymiş.Ama geçen yıl yakalanınca ''miri- devlet mülkü'' ilan edilmiş.
Elbette not düşmenin tam zamanı; Şerif Bey'in , civardaki tüm  ya da bir kesim Kürdle anlaşıp, Osmanlı'ya karşı güçlü biçimde ortaya çıkmak hayatta aklına gelmemiştir.
Gelse bile zaten diğerleriyle anlaşamaz, anlaşsalarda, mutlaka toplantı sonunda cazgırlık çıkar, vs...

Asıl değinmek istediğim ve üzerinde durduğum  noktayı ise şöyle açıklıyor Layard :'' Kürdistan'ın bu kısmındaki Müslümanların tamamı Kürd olmasına rağmen, sadece çadırlarda yaşayanlar Kürd deniyor. Köylerde yaşayanlara ise Müslüman.''

Ne denli manipülasyonlarla tarihi etkiliyor mevcut Kürdleri asimileye mahküm eden devletler, farkındamıyız şimdi biraz ?

Şöyle düşünelim bir; Urfa merkezde Arap olan aslını bilir, ama  muhtemelen Kürd allerjisinden  ötürü kendisine Türk diyebilir vs. Ama bir de Türklükle hiç alakası olmayan, fizyonomisi ve geleneğiyle, aksanıyla tipik Kürd olduğu halde kendine Türk diyen var.
İşte onlar Cumhuriyet öncesinin Müslüman ahalisi.
Yani Kürd, ama değil !
Mesela bu noktada en önemli bir tuzak ta, Kızılbaş ve Kürd ayrımıdır.


s.26 da naklettiğine göre, Sir Layard Ahlat'a gidiyor, oralı Kürdleri görüyor  : '' Before them, on the ledges overlooking the ravine, stood here and there groups of as noble a race as I have anywhere seen, tall, brawny men, handsome women, and beautiful children. They were Kurds, dressed in the flowing and richly-colored robes of their tribe. I talked with them and found them courteous, intelligent, and
communicative.''
-Kısaca, dereye /vadiye bakan  kaya düzlüklerinde bir grup vatandaşı görünce şunları yazıyor; '' her hangi bir yerde görmüş olduğum en asil soylardan biri, uzun boylu güçlü erkekler, yakışıklı kadınlar ve güzel çocuklar. Kendi aşiretlerinin kabarık ve renkli uzun elbiseleriyle  Kürdler...Onlarla  konuştum ve  kendilerini kibar, zeki ve konuşulur buldum.''

Daha sonra Layard Milli aşiretinin bir kampına ulaşıyor. Ve kadınlarını anlatıyor, 

s.314: '' After some conversation we went to the harem, and were received by his mother, a venerable lady, with long silvery locks and a dignified countenance and demeanor. Her dress was of the purest white and scrupulously clean. Altogether she was almost the only comely old woman I had seen amongst Eastern tribes. The wives and daughters of the chiefs, with a crowd of women were collected in the tent. Amongst them were many distinguished by their handsome features. They had not the rich olive complexion or graceful carriage of the Bedouin girls, nor their piercing eyes or long black eyelashes. Their beauty was more European, some having even light hair and blue eyes. It was evident, at a glance, that they were of a different race from the wandering tribes of the Desert.''

-''Biraz sohbetten sonra hareme gittik ( reisle)  ve uzun gümüşi lüleleri,  asil simalı , ağırbaşlı ve saygıdeğer bir hanım olan  annesi tarafından karşılandık.Elbisesi titizce temiz ve saf beyazdı. Yani,  Doğu aşiretleri içersinde gördüğüm hemen hemen en zarif yaşlı kadındı.
Reislerin  eşleri ve kızları , kalabalık bir grup olarak çadırda toplandılar. Aralarında güzellikleriyle seçilebilenler vardı.Ne Bedevi ( Arap) kızlarının koyu zeytuni tenleri ve nazik duruşları, ne de  delici bakışlar ve uzun kara kirpiklere sahiptiler. Kürd kadınların güzelliği daha çok Avrupalı, hatta bazıları açık renk saçlı ve mavi gözlüydüler.İlk bakışta , çöllerde gezinen aşiretlerden farklı bir ırka ait oldukları anlaşılıyordu.''


s.315: ''The Kurdish ladies do not, like the Mussulman women of the town, conceal their features with a veil ; nor do they object to mingle, or even eat, with the men.''
-Layard Kürd kadınların, kasabalardaki Müslüman kadınlar gibi  yüzlerine peçe takmadıklarını naklediyor. Dahası,erkeklerin arasına katılmaya, hatta onlarla yemek yemeye de itirazları yokmuş.

Seçtiğim pasajlar bu kadar.

Yani, bunlar daha Müslüman  olanları. Bunun daha bir de Yezidi  ve Alevi Kürdleri var.
Bu nakledilen de 150 yıl evvel. Daha önce bir asır evvvelki Kafkasya Kürdlerinin üzerine yapılan antropolojik çalışma ve bulguları yayınlamıştım.
Şimdi artık Kürdler arasında sarışın-mavi gözlüler bulmak ta zor.Yani asimilasyon ve sonucunda bir ırkın yok olması durumu var, açıkça öyle görünüyor.

Kitap aslında detaylı,ismi ise, '' Discoveries in the ruins of Nineveh and Babylon : with travels in Armenia, Kurdistan and the desert : being the result of a second expedition by Layard, Austen Henry, Sir, 1817-1894,Publication date 1853.''


Esasen  daha evvel yayınlanmış bir  kitabı var, 1849 da , dört yıl evvel,
''Nineveh and its remains : with an account of a visit to the Chaldæan Christians of Kurdistan, and the Yezidis, or devil-worshippers; and an enquiry into the manners and arts of the ancient Assyrians by Layard, Austen Henry, Sir, 1817-1894  Publication date, 1849,''

-Burada Yezidi Kürdlerle ilgili çok bilgi var. Başlarına gelen , getirilen felaketler ile inanca yönelik. Mesela ''güneşe beyaz bir boğa'' kurban edilmesi gibi...

Bir başka zamana.
 

Saturday, 31 March 2018

Kerane

1980 başlarında İran-İrak savaşı, karşılıklı yıkımı  akıl almaz boyutlara taşırken, Türkiye'den her iki ülkeye de ihracat patlaması yaşanıyordu yanlış hatırlamıyorsam. O sırada memleketteydim, ve bazı tanıdıklarım da İran'a kamyonla muhtelif ihraç kalemi yük taşıyorlardı.
Bir müddet sonra da ortalık, şoförlerin İran gümrüğünde karşılaştıkları Azeri memurların aksanlarının taklitleri ve hikayelerinden geçilmez olmuştu.

Azerilerin Kerane diye iş yerine  dediklerini kah kahalarla anlatıyorlardı. Aslına bakılırsa hafif bir aksan farkı vardı. Azeriler Kar Xana / Kar Xane diyorlardı.
Aynen Osmanlı'da olduğu gibi.
Türkiye Cumhuriyeti, 1928 de Latin alfabesine geçince X harfini bünyesine kabul etmemişti. Ve bu harf yerine H ikame edildi.
Bu harf ile sesinin ise  Türk diliyle ilişkisini tartışmak bir farklı makale konusu, es geçiyorum. Ama zaten keraneye, kerane deniyordu İstanbul başta olmak üzere bazı merkezlerde...

Nişanyan şöyle yazmış,

kerane  :  

"atölye, fabrika" [ Osmanlı Kanunnameleri, <1512]
kārχāne "genelev" [ Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]
chierχaná: bordello

Fa kār-χāna كارخانه iş yeri, işlik, atölye

 kâr, hane
Not: "Genelev" anlamında argo kullanımı İstanbul halk dilinde 16. yy veya öncesinde belirdiği halde, "fabrika, işlik" anlamında 19. yy sonlarına dek kullanılır.''

Nişanyan  genel ev anlamında asırlar evvelinden kullanıldığı halde,  ''kār-χāna كارخانه  ''  kelimesinin ''fabrika, işlik'' anlamında 19 yy sonuna kadar kullanıldığını galiba biraz da hayretle karşılıyor.
Niye böyle olduğunu da sorgulamayı gereksiz bulmuş olmalı ki, evvelki sözlüklerde verilen anlamı okuyucuya tekrarlamakla  yetiniyor.
 
Ne yani, 1700 yıllarında kurulmuş Hacı Bekir lokum imalathanesi,  kadın mı satıyordu ? 
Bu işletme elbette bir Kar Xana/ Kar Xane idi.
 
Kunduracılar, elbiseciler, fesçiler, keçeciler, akla gelebilecek tüm imalatçılar, bu kavramın, eğer öyleyse, kendileri için kullanımının pezevenklikle eşdeğer olduğunu her halde bilirlerdi.

Dolayısıyla, vardı bu işte bir karışıklık, ve daha sonra da zaten kelime de  ezeli ve dahi ebedi  kullanım  hakkı dahil olmak üzere, fuhuş endüstrisinin tescilli markası olacaktı.

Ben küçükken, liseyi de bitirene kadar Konya ile Eskişehir de okudum. Konya'da şimdilerde genel ev denilen kerane için, mektep kelimesi de kullanılıyordu , ve  bizler bile farkındaydık, yatılı okuldaki abilerimiz aralarında konuşurlarken duyardık.
Kerane Konya'nın dışlarında bir yerdeydi ve oraya giden yolun emlak değeri ise muhtemelen yerlerde sürünüyordu.
Biraz gözden ırak, başkaları görmesin, ayıp falan.
Hiç namuslu adam karı satılan yere yakın oturur mu len, vs...

Eskişehir de ise şehrin ilk sanayi bölgesindeydi. Burası da elbette zamanın şehrin dışına düşen kesimlerinden biriydi.

Ankara'da ise eski şehrin olduğu, etrafta hala ahşap evlerin bulunduğu, yanlış hatırlamıyorsam kaleye  ve gecekondulara yakın, TBMM, Anıtkabir, Kızılay vb. kalantor kesimin mekanlarına uzak, dış taraf sayılabilecek Bent Deresi denilen yerdeydi.
İstanbul ise başlı başına bir makale konusu.

Bir mantık var burada. Cumhuriyet öncesi de fuhuş haneler, özellikle Anadolu'da var idiyse, ya da gayrı resmi çalışanlar, dış mahalleleri mesken tutmuş olmalıydılar. Çarşılar ile ticaret erbabı müminlerin ikametgahlarından biraz uzakça...
Ama elbette her yerde olduğu gibi de en başta zabitan tayfası bu özel işletmeleri iyi biliyor, ve avantalarını da muhtelif şekillerde temin edebiliyorlardı muhtemelen.
 
İstanbul'un jandarma alanları bir ara özel keranelerle( randevu evi) bezenmişti. Taksim ile Galatasaray'ın hemen ara sokaklarında faaliyet gösteren işletmelerin  üzerine gidilince...

Yani vatandaşın esaslı kısmı hem keranesiz olmuyor, ama öte yandan da işyeri ve evine uzak, dış çeperlerde falan olsun istiyor.

İşte yine Farsça olan kelimemiz burada devreye giriyor hemen,

karan/kerane (  sadece ikinci +a sesi alif, yani Salim'in +a sı gibi, at'ın değil !),

'' A shore, coast, margin, bank, side, boundary, frontiers. An end.''
 
''Sahil, kıyı, kenar, hudut, son hadde yakın hal, yığın, küme, yan, taraf, cihet, etek(dağ ), hudud bölgesi, boş bölge, yerleşilmemiş bölge..Son, nihayet, uç.'' 

Tanımlamaya uyuyor gibi.

Saturday, 24 March 2018

Mark Sykes'ın Ankara'nın Batısındaki Kürd Aşiret Listesi Üzerine



Mark Sykes'ın  1908 de yayınlanan ve toplam 33 sayfalık makalesinin tamamını yorumlamak, sağlam kaynaklarla teçhiz edilmesi gereken  çok uzun bir çalışmayı hakkediyor ve dayatıyor da. Benim ele aldığım ise  sadece bir sayfa , ve açıklamalarım da elbette çok yetersiz.
Böyle böyle öğreniyoruz.

Aşağıya makalesinin  33(428). sayfasında bulunan ve Ankara'nın batısında yaşayan bazı aşiretlerin isimlerini aldım.İngilizce olanının altına tercümesi, ayrıca gerekiyorsa da açıklama ve ilavelerini veriyorum.Bazılarında ''NO ,section,'' gibi ibareler var. O tanımlamalar makalenin başında ve es geçiyorum.
Bu Mark Sykes'ın ismi de yabancı değil bize. Sykes-Picot'nun mimarlarından olsa gerekti.

Yazarın uzunca makalesinin verdiği tüm bilgilerin doğru olmasını beklemiyordum , ve aslında elbette hataları da barındırcak.Zira bazı ön bilgileri, Osmanlı idari personelinden alıyor.Kürdlerden hazzettikleri pek söylenemeyecek Ermeni ruhban sınıfından da elbette...Diğer lokal İnformantlarınınsa duyarlılık ve özenleri soru işaretleri barındırabilir. Bazı isimlerde telaffuz hataları da gözlemledim.Daha benim göremediklerim de var asıl.Mamafih yine tarihlerini merak eden  Kürdler ile konuya ilgi duyanlar için çok önemli ve değerli bir  iş çıkarmış.Yani o kadar hata da olur artık.
Bizim görevimiz de zaten doğruyu bulmak. 

Verilen aşiret isimleriyle başlayalım.

A. Khatun Oghli. 400 families. Semi-nomadic, sub tribe of No. 1.  section C, from Karaja Dagh. (Possibly Turkomans.) 

-400 aile varmış.Bu aşiretin ismini bilen vardır mutlaka.İşin ilginç bir tarafı var. Mark Sykes, ''oğlu'' kelime-sonekini gördüğü, ya da idari makamlardan duyduğunda, hemen Türkmen olduğunu düşünüyor.Bu yaklaşım aslında zamanımızın da Batılı akademisyenlerinde mevcut bir trendi çok eski tarihlerden itibaren göz önüne seriyor. işaret ediyor. Okuyucuyu yanıltacak bir tavır bu.

Mesela Kara Keçi aşireti için de günümüz  resmi aşiret soy tesbitine uygun biçimde Türkmen diyor. Oysa burada geçen ''keçe/keçi'' kelimesi bildiğimiz hayvan ismi değil.Zira Türkçede bildiğimiz Keçi ismiyle kaydedilmiş bu hayvana, aslında Türkçe de  eçkü deniyor.Nişanyan sözlükte de yazması lazım.Caluson da da...Bu kelime , her ne kadar Osmanlıca yazımını görmek gerekiyorsa da, Kürdçe keçe ''kız çocuk'' anlamına geliyor. Yine Kara kelimesini her gören de hemen Türkçe ( bir de Moğolca) siyah rengi düşünüyor.
Kürdçede kar kelimesi var,iki ayrı anlamda, aynen Persçede olduğu gibi. Farklı söylenip yazılmış. Biri savaş ve türevleriyle ilgili ; diğeri ise ''iş, ticari kazanç,''  ve türevleriyle ilgili.Kürdçe ve Persçe sözlüklerde mevcut.

Devam edelim isimlere,

B. Makhani. 300 families. Semi-nomadic, sub-tribe of No. 1, section C,  from Karaja Dagh.

-300 ailesi varmış...Bu ismi de bilmiyorum. Telaffuz hatası olabilir mi ? Bu aşiret için de Urfa Karacadağ'dan gelme diyor.

C. Omaranli. 800 families. Semi-nomadic,sub-tribe of No. 1,section C,  from Karaja Dagh.

-800  aile varmış...Bu çok ilginç. Omaran, Ankara-Konya yolu üzerinde Tavşan Çalı gibi  uyduruk bir isme mahküm edilen köyün ta kendisi olmalı. Beni şaşırtan ise Omaran için aşiret kolu demesi. Nüfus ise bayağı yüksek. Bu köyün Reşwan aşiretinin bir kolu olduğunu sanıyordum ama emin değilim artık. Karacadağ'dan gelme diyor.

8. Barakatli. 1,000 families.

-Tam 1,000 aile varmış. Muhtemelen isimde telaffuz hatası var.

9. Tabur Oghli. 300 families. Semi-nomadic, might be Turkomans, but  I was assured they were not.

-300 aile varmış...İşte yanılsamaya bir örnek daha ama bu defa bendeniz biliyorum ne olduğunu. Mark Sykes, -oğlu sonekini görünce , ya da kendisine öyle söylenince Taburo için hemen Türkmen yaftasını yapıştırmış. Tabur oğlu isminde Kırşehir de bir köy var. Öte yandan asıl bir de Yunak ya da Cihanbeyli'ye bağlı bir köy var Taburo-Tawira gibi, Taburoğlu derlerdi. Bu köyden bahsediyor olmalı. Bunlar Canbek olabilirler , tam bilemiyorum.
Bu arada Mark Sykes Türkmen demiş ama informantı kesinlikle Kürd olduğunu söylemiş ( o mealde yazıyor).

10. Shaykh Bezeini. ? families. Reported to be some near Alashgerd, a  migration from No. 3, section A.

-Aile sayısı yazmamış. Şıx Bızini aşiretinin Haymana'da her halde bir otuz köyü vardır. Fazla da olabilir, yani netten bakmadan yazıyorum.Bir tanesi de Polatlıya bağlıydı.

11. Judi Kanli. 200 families. Perhaps a migration from Jebel Judi, near  Shernakh.

-200 aile. Mark Sykes Şırnak, Judi dağı eteklerinden gelebileceğini söylemiş. Bir de ismi Judi Kanlı diye, anladığım kadarıyla Türk havası vererek yazdırmışlar. Oysa bu köyün ismi Judikan dır. Ben Reşwan kolu sanıyordum, emin değilim.

12. Khalkani. 400 families. The name of a tribe now extinct which used  to live near Rowanduz.

-400 aile. Mark Sykes bu aşiretin o zaman yok olduğu ( belki de Türkleştiği) ve aslen Rawanduz tarafından geldiklerini yazıyor.
Bana kalırsa burada bir telaffuz hatası var. Bunların ismi Khalikani, Xaliqan. Biri Cihanbeyli, diğeri Kulu'ya bağlı iki büyük köydür.Bir kaç tanıdığımda var. Bunlar da Reşwan diye biliyordum ama galiba Khalikan kendi başına bir aşiret. Ve meşhur tarihi isim İbn Khaliqan da bunlardan olmalı.

13. Seif Kani. 500 families. Semi-nomadic. 
14. Nasurli. 600 families.

-Bu iki isim Reşi, Reşwan. Galiba bir köyün ismi Gundi Kose / Kerpiç, daha epeyi bir köy var  Haymana, Cihanbeyli ve Kulu'da.
Reşi/ Reşwanlar da aslen Aleviydiler...

15. Tirikan. 400 families. A colony of Kurds planted north of the  railway line,about 24 miles west of Angora; for origin see No.9,section B.

-Beni şaşırtan bir durum. Neler öğreniyoruz bu sayede. Demir yolunun kuzeyi ve Ankara'nın 33 km batısında...Tirikanlıların o zaman Sincan ile kuzeydeki Ayaş, ya da Sincan ile Polatlının Tekke köyü arasında köyleri var demektir.
Bakalım daha neler var , nerelerde Kürdler var...

16. Atmanakin. ? families. A small section reported in tents near  Angora, probably a forcible migration from No. 58, section A.

Bu da ilginç. Atman aşireti de varmış, nüfus hakkında bilgi yok o zaman. Tehcir edilenlerden olabilir diyor.

17. Zirikanlı. 500 families. Near Angora, migration from No. 10, section  D.

-500 aile. Tehcir edilenlerden, Yavuz zamanı olması lazım. Bu Zirikanlı, Kürdlerin ismi bilinen aşiretlerinden. Aleviydi diğerleri gibi. Aynen Canbek ve Reşwanlarla birlikte Türk inancı/mezhebi Sünni Hanefi Müslümanlığa geçtiler Ankara'nın batısında.
Polatlının bir zamanlar büyük nahiyelerinden biri Yeni Memetli de, Zirkanlıdır. Daha var köyleri.

18. Janbekli. 5,000 families. Mixed, nomads, semi-nomads and sedentary;  expelled by Selim from No. lMx, section C (the most westerly  Kurds).

-5,000 aile. Göçebe, yarı-göçebe ve yerleşik bir aşiret. Sultan Selim tarafından sürülmüş. En Batı uçta bulunan Kürdlermiş.

Bendenizin de aşireti...Gerçi ortada aşiret falan kalmamıştı da, artık öyle söylüyoruz. Bu aşiretin Konya Yunak ve Cihanbeyli ilçeleri ile Ankara Polatlı ve Haymana ilçelerinde köyleri var(dı).Muhtemelen Sarayönü ile Kadınhanına bağlı bir kaç Kürd köyü de bu aşiret mensubu.
Canbekler  Re haq /Alevi idi. Belki  biraz Zerdüşti ya da Pavlikani ( Manici de ) inançları barındırdığını da sanıyorum zamanında.İsmi pek geçmiyor ama eski ve çok büyük bir aşiretler birliği. Şadiyanlarla bağlantılı görünüyor...Ayrıca  Dürzilerde de Canbekler var ve lider ailesi Canbulatlar Kürd ve Canbek.Gerçi Araplaştılar.
Bu aşiretin ismi de dikkat çekici bence. Çok ilginç ve önemli bir tartışma konusu  olabilir. Bir noktayı da belirtmeliyim; bizim sülalemiz 250-300 yıl önce Çorumdan gelmiş. Oraya ise , her ne kadar Malatya deniliyorsa da, Sivas Kangal-Divriği hattından gelmiş olmalılar.Bir de girdkleri köyde yerleşik Kürdler mevcut. Bu köyü kuranlar bizden evvel Sultan Selim tarafından sürülmüş Canbekler mi, yoksa çok eskiden beri bölgede bulunan ve şimdi ismi kaybolmuş olan Doykan aşireti mensubu mu, bilemiyorum.

F.W.Hasluck 1920 lerde yayınlanan ( eşi tarafından) kitabında, informant/bilgilendirici olarak konuştuklarından yanlış bilgi alarak, Reşwan, Omaranlı, Piran aşiretlerini Türkmen ilan etmişti. Bu Kürdlerin kadınları İzmir de, İstanbulda gördüğü Osmanlı kadınları gibi peçeli değiller. Köylüler genel olarak şehirlerdeki baskıcı  İslami havadan da etkilenmemişler. Dolayısıyla Hasluck şaşkınlık ve hayranlıkla karşılamış olmalı gördüklerini. Hele asıl bir başka aşiret ismi daha vermişti. Rumlu diye. Onu da Türkmen adıyla kaydetmiş.
Bu Rumlu dediği de Canbek aşireti. Reşwanlar, Canbek köyleri kendilerine göre hep batıya düştüğü için, alay ederek Rumlu ( batılı,Osmanlı vs)  diyorlar.
Ben bunu hiç bilmezdim de, Gundi Kose köyünden  Reşwan hemşerim bana defalarca anlatmıştı alay ederek.
Zaten Rumlu ismini veren de bir Reşwan köylüsü olsa gerek Hasluck'a, aklımda öyle kalmış.

Bu arada Encyclopaedia İranica'da ise Afyon Karahisar'da Canbek aşireti bulunduğu yazıyor.Eğer Emirdağ kazası için söylüyorsa, acaba hangi köyler ?Yoksa bu Sandıklı, Dinar vs mi, bilemiyoruz.
Araştırmamız lazım, ne varsa.

-Journal Article The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire , Mark Sykes The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland Vol. 38 (Jul. - Dec., 1908), pp. 451-486 ,


 -Christianity and Islam under the Sultans,by F.W. Hasluck, edited by Margaret Hasluck





Sunday, 7 January 2018

Sarışın Mavi Gözlü Kürdler


Uzun bir müddet evvel okuduğum bir kitap var:  Peoples of Asiatic Russia by Jochelson, Waldemar, 1855-1937  Publication date 1928 Topics Ethnology Publisher [New York] : American Museum of Natural History ,

Waldemar Jochelson isimli Amerikan Natürel Tarih Müzesi görevlisi, Asya Rusya'sı Halkları kitabını  1928 de yayınlamış. Epeyi bir yardım da almış zamanın yeni Sovyet tarih-antropoloji-etnoloji vs kurumlarından.
Kitabı okumak isteyenler bu başvuru mercilerini de göreceklerdir zaten.
Doğrudan iki farklı başlıkta verilmiş  halkların listesiyle ilgilendim.
Bir tanesi ''Peoples of the Caucasus / Kafkasya Halkları,'' diğeri de '' The İranian Peoples / İrani Halklar.''
Okuyucuya sunulan bilgi çok kısıtlı, yani mesela tek bir sayfaya  Kafkasya Kürdleri sığdırılmış, çok az kalan bölümünde de Oset'ler anlatılmaya başlanmış.

Kafkasya Kürdleriyle ilgili sunulan bilgi arasında, Kürdlerin 1900 başlarındaki genel nüfusu 2,300,000 olarak verilmiş.Bu rakamın 1,500,000 nu Asyatik Türkiye, 750,000 i İran ve 60,000 ni de Kafkasya'da  ( Marr'a göre 100,000) yaşıyormuş.
Oysa bu rakam çok düşük, zira yazarların mesela İsfahan ( aslı Spahan),Kirman, Fars,Horasan, Afganistan ve Türkmenistan ile Orta,Batı, Kuzey Anadolu ve Akdeniz-Suriye hattından pek haberleri yok görünüyor, o da normaldir.
Zira üzerine pek düşünen olmamış o zamanlar ( hatta belki şimdi de). Ama bu arada  yazar resmi makamlarca kayıt altına alınmış Kürdlerin nüfus rakamlarına güvenilmemesi gerektiğini söylüyor. Zira Kürd aşiretlerin, vergiden kaçınmak için sayılarını hep az gösterdikleri de biliniyormuş.
Elbette bu bilgi önemli.
Konuya geçmeden Kafkasya Kürdleri diye adandırılan ve şimdi, mesela Ermenistan'da tek bir Müslüman Kürdün bile yaşamadığını, Azerbaycandakilerin hemen tamamının Azeri Türk'üne  dönüştüklerini not ederken, asıl tam bin yıl evvel Tebriz'de Rawwadi Kürd devleti zamanında  vukubulan (1042-3 ya da 1049-50) korkunç depremin 50,000 kişinin ölümüne mal olduğunu da ekleyeyim konuya. Bu bilgi , meşhur medieval tarihçi   Ibnu'l Esir El Kamil Fit Tarih 9 da  mevcut. Tebrizin o sıralarda  Kürd ağırlıklı olduğu yazılıyor. Daha bir de bunun Şaddadi devleti ve Kürdleri var.
Yani bu kadar ülke ve nüfustan 1900 başlarında Kafkasya da, zamanın Medyasına tekabül eden toprakların bir kısmında  resmi kayıtlara göre 100,000 Kürd kaldığı belirtilmiş.
Şimdi o da yok !
Yezidiler haricindeki Kürdlerin Sünni Müslüman oldukları kaydediliyor Kafkasya'da.
Kürdlerin muhtelif diyalektler konuştuklarını nakleden yazar,
bölgede  ise iki diyalektin varlığından bahsediyor ( yazar o zamanlar sadece diyalekt farkı gibi bir belirlemeyi okumuş olmalı).
Kurmanci ve Zaza.
Sorani'den ise bahsetmiyor, daha güneye doğru elbette, yani şimdiki İran sınırları içersinde bulunuyorlar.

Yazar burada bazı antropolojik bilgiler veriyor, mesela  evvela Kürdlerin kafa şekilleri hakkında,( dolichocephalic gibi, uzunca olan). Ve asıl başlığıma uygun düşen hususu dillendiriyor:

'' (...) and more than 50 percent of the adults have fair hair and blue eyes. The eastern Kurd have shorter heads and darker hair and eyes, resembling the Persians among whom they live.''

''Ve yetişkinleri yarısı kumral/sarı saçlı ve mavi gözlü. Doğu'da ki Kürdler ise , aralarında yaşadıkları Farslar gibi daha kısa kafa yapısı ile ''kahverengi/ siyah'' saç ve göz rengine sahipler.''

İbn Hawkal 950 yıllarında gittiği Fars'ta , kasabalarda kara tenli toplulukların bulunduğunu yazıyor. Yükselti  ve dağlarda ise çok kalabalık ve açık tenliler varmış.
Bu ifadeden zaten Kürdlerin kasdedildiği de anlaşılıyor.

Kadersiz sarışın-mavi gözlü Kürdlerin  Sünni Müslüman olmaları ( ya da en azından bir kesiminin de öyle sanılmaları) kendilerini bölgede ki Ermeniler ile diğer Hristiyanların gözünde  '' Türk zulmünün'' ajanları olarak algılanmalarına sebeb oluyormuş.

İster inanın, ister inanmayın !

Bir kısım Kürd'ün ise Yezidi oldukları ve 12,000 civarında bir nüfus teşkil ettikleri naklediliyor.

Bu Müslüman Kürdlerin çoğunluğu göçebe ve sığır/davar yetiştiriciymiş. Biraz tarımla uğraşan da varmış aralarında.

Şimdi gelelim, İrani halklar başlığında yazılanlara, kısaca.

s.180 den itibaren yazar, aslında Kürdler hakkında zamanımız Batılı akademisyenlerden farklı olarak politik acendalarla Kürdler aleyhine hükümet baskısıyla, mesela Kürd azınlığa sahip bir müttefik devleti memnun etme çabasında görünmüyor. Mesela Kürdlerin tarihinin hala karanlıkta kaldığını , Ermenilerin ise Kürdler için Medlerin soyundan olduklarını söylediklerini naklediyor.
Bu hususta yazılacaklar var.

Yazar bir de asıl Kürdlerin genel olarak yoğun yaşadıkları alan haricinde, Kürdistan'ın sınırlarının da muğlak olduğunu söylüyor, ve diyor ki:
''The bulk of them are still nomads and their camel caravans reach Mersin and Alexandrette on the Mediterranean Sea and Bassora on the Persian Gulf. How far the Kurd penetrate into southeastern Persia is not well known, nor the exact number living  in Afghanistan and Beluchistan.''

Pasaj da Kürdlerin hatırı sayılır bir kesimi hala göçebe ve karavanları Akdeniz'de İskenderundan Mersine , ve Basra taraflarında Pers körfezine kadar gittiği naklediliyor.  Kürdlerin  güney-doğu İran içlerine ne denli uzandıkları da , Belucistan ve Afganistan'da ki tam sayılarının da pek bilinmediğini  ekliyor ki, çok önemli.

Oysa zamanımız İranologların tamamı ya da ezici çoğunluğu, Afganistan'da, Pakistan ile Belucistan'da, hatta Kürdlerin en eski yerleşimlerinden Horasan'da bile  Kürd olabileceği gerçeğine alenen karşı çıkıyorlar.

Biraz daha teferruat var, ama asıl konumuza geleyim, s.181 de bazı açıklamalar var. Yazar burada da doğu Kürdlerinin,  birlikte yaşadıkları Persler gibi kısa kafalı ve esmer olduklarını kaydederken, batıya doğru ise tamamen farklı bir görüntüyle karşılaşıldığını naklediyor.

Profesör von Luschan batı Kürdlerinde üç grubu incelemiş : ''115 adult men of the district of Karakush, 26 at Nemrud-Dagh, and 80 in the environs of Sendschirli, the ancient capital of the Hittites.''

Karakuş muhtemelen şimdiki Adıyaman hattında bulunmalı. Burada 115 yetişkin erkek denek alınmış. Sendschirli dediği de muhtemelen Kızılırmağın hemen doğusu-batısı geniş bir alan olmalı Orta Anadolu'da, burada da 80, ve Nemrud etrafında ise 26 kişi...

''Of the 115 Karakush men, 71 were pronounced xanthochroics,of the 26 men of Nemrud-Dagh there were 15 and of 115 Sendschirli men only 31 were fair. Thus, of blond-haired and light-eyed there were: in Karakush, 62,percent; on Nemrud-Dagh, 58 percent; and in Sendschirli, 39 percent. The head index in Karakush ranged between 71.3 and 78.5; at Nemrud- Dagh between 72.3 and 78.3; and in Sendschirli between 74.4 and 80.9. The arithmetical averages were 74.9, 75.2, and 76.9. There were no essential differences in nasal and facial indices in these groups.All three groups have almost identical facial indices, ranging between 76 and 96, with the greatest distribution at 87 and 93.''

Yukarıda ki antropolojik-etnolojik değerlendirmeleri umarım bir gün  Kürd antropologlar yetişir ve incelerler. Şu kadarını söyleyeyim; Karakuş'ta görüşülenler arasında sarı saçlı ve renkli gözlü oranı tam %62. Bu oran Nemrud dağları civarında %58. Ve Orta Anadolu'da  ise %39. Ama burun ve yüz görüntülerinde seçilen gruplar da pek farklılık yokmuş.

Yazar, bu saç-göz ve deri renk farklarının nereden kaynaklanmış olabileceğine dikkat çekiyor :

 ''The Kurd at Karakush and of the Mountains of Nemrud-Dagh have no alien neighbors although an occasional Armenian retail merchant may be met.''

Yazara göre Karakuş ve Nemrud dağlarındaki Kürdlerin , her ne kadar arada sırada Ermeni tüccarlarla karşılaşılsa da, yabancı komşuları bulunmuyor.

''In Sendschirli, with its unhealthy swampy plains, the Kurds set up their tents only in winter, and live in Turkish and Armenian villages, and very often marry Turkic women and kidnap Armenian girls.We can thus explain why the hill Kurd are mainly a xanthochroic and long- headed people while the Kurd of Sendschirli are in the main dark and have broad heads.''

Sendschirli ( Orta Anadolu, Kızılırmak kıyıları, Ankara'nın doğusu, Kırıkkale , kuzeyi, güneyi, doğusu vb.,)   sağlıksız ve bataklık alanlara sahip olduğundan Kürdler çadırlarını sadece kış mevsiminde kuruyor, Türk ile Ermeni köylerinde yaşıyorlarmış. Ve sıklıkla Türk kadınlarla evleniyor, Ermeni kızlarını da kaçırıyorlar. Bu da bize genel de dağlı Kürdler'in xanthochroic (açık tenli) ve uzun kafalıyken, Sendschirli'de ise neden esmer ve geniş kafalı olduklarını açıklıyor.

İşte bu...

Demek aramızda , bazı ailelerde birden ortaya çıkan sarışın mavi gözlü, yeşil ya da en azından ela gözlü açık tenli vatandaşların , genel olarak, sırrı da anlaşılıyor.

Ve Profesör von Luschan sarışın-mavi gözlü Kürdlerin,  Türkler, Ermeniler ve Perslerle karışmaktan esmerleştiklerini söylüyor.
Kanaatimce hoca özellikle Arap ile biraz da Süryanilerin Kürdlerle  karışımını inceleme zamanı bulamamış.

Von Luschan Kürdlerin aslen Pers ( İrani demek istiyor) oldukları görüşünü reddetmiş. Aslında  böyle sarışın-mavi gözlü ve uzun kafalı ırkın bir tek Kuzey Avrupa'da yaşadığını iddia ediyor.

Netice itibariyle yazar bazı bir takım belirlemelerden sonra, Kürdlerin kökenlerinin araştırılmasının ,  Avrupa-Asya arasındaki karşılıklı göç tarihi için elzem olduğu mealinde kelamlar ediyor.

Batı hala Kürd yoktur diyen baskıcı devletleri, Kürdlerin sıradan insani haklarına  karşı destekliyor ve bu da giriş de ifade ettiğim politik acendaların bazı batılı akademisyenlere dayatıldığı, dahası, akademisyenlerin giderek Kürdleri yok sayan devletlerin ideolojik tarhçilerinin uydurma ve sansürlerini referans olarak kullanmalarını da beraberinde getiriyor. 
Çok önemli akademik çalışma alanlarında ele geçen fırsatlar, Kürdlerin varlığını inkar eden rejimleri memnun etme çabalarına kurban ediliyor.
Dahası, Kürdlerle ilgili açığa çıkarılması gereken epeyi bir zevkli alandan sadece akademisyenler değil, öğrenciler de mahrum kılınıyor.
Antropololi ve genel tarih kürsüleri de böylelikle, en başta da mesela Türkiye üniversitelerinde,  devletin resmi ideolojik argümanlarının geliştirilmesine hizmet eden retorikler düzenleme ve depolamaya yönelik resmi arşiv işlevi görüyorlar. 

Saturday, 11 November 2017


Trabzon'dan Dersim Dujik Dağlarına  Yolculuk ve Reşid Paşa’nın Kürdleri Azaltma Operasyonuna Dair Not,

1835 yılında zamanın Britanya Erzurum Konsolosu James Brant,’’Journey Through a Part of Armenia and Asia Minor, in the Year 1835,’’  başlığıyla bir makale yazmış, ve 7 Temmuz 1836 da yayınlanmış.
Aslında bunu, zamanın Britanya İmparatorluğu  için hazırlanmış  bir resmi rapor olarak nitelemek te  mümkün.

Makale kırk sayfadan oluşuyor. Yolculuk yaptığı Anadolu ile Kürdistan’ın bölümlerinde hazine değerinde bilgiler sunuyor. Dersim bölgesi için de çok önemli hususlara değiniyor, bir kaç  isim  veriyor ki, bizler uzun zamandır bu bilgilere susamış biçimde tartışıyoruz.
Makalenin her satırı kıymetli; amacım esasen Kürdlerle ilgili kısımlar üzerinde, o da sadece Dersim hattıyla ilgili olarak, kısaca durmak.
Bu sebeble de Diyarbakır’dan Malatya, Sivas,Kayseri, Yozgat, Tokat vs de isimleri sıklıkla  zikredilen geniş Kürd yerleşik/göçebe / yarı-göçebe aşiretlere dair notları  makale dışında tutmam gerekiyordu.Zira bu husus,II.Mahmud döneminde başlı başına ele alınması gereken  muazzam bir alan.
Ama kırk sayfalık makalede o kadar çok Kürd kelimesi geçiyor ki, bu sebeble bazı örnekleri en başta ve makale girişinde vermek icabetti. Bu vesileyle de  konunun önemi  ve araştırılmasının gerekliliğine dikkat çekmiş olabileceğimi sanıyorum. 

Mesela Konsolos şöyle yazıyor  Kayseri ve Kürdler için:

‘’Kayseri is the principal commercial mart in the central part of Asia Minor;its natives are remarkable for  their enterprise and activity,and they are found assidously following their pursuits in the remotest corner of the empire.Of late years the importance of the place has very much declined, owing to the insecurity of the country on account of the Kurds.’’

-’’Kayseri Orta Anadolu’nun ana ticaret merkezi /pazarı durumunda. Kayserililer kayda değer   ticari aktivite ve girişkinlikleriyle, imparatorluğun en ücra köşelerin de bile yılmadan işlerini takibederken görülebilirler. Son yıllarda Kayseri’nin önemi , Kürdler’den kaynaklanan güvenlik sorunları  sebebiyle, iyice azaldı.’’

Evvela, Kayseri’de , etrafında yoğun bir Kürd nüfus olduğunu öğreniyoruz Konsolosun sayesinde. Çok  ilginç addettiğim  bir hususu  vurgulamak istiyorum.
Konsolosumuzun  makalesinde her adı geçtiğinde Kürdlere  yönelik adapte ettiği ve rapor boyunca farkedilebilecek menfi  tasvirler ,kanaatimce bir trende işaret ediyor ; mesela aleyhine berbat nitelemeler yapılan bir halk/topluluğa yönelik bu değerlendirmelerin kaynağı, başkaları. Kürdlerle hiç konuşmadığını da makalede öğreniyoruz.Mesela Yozgat-Kayseri arası  arazilerin boş bırakılmasının müsebbibi olarak ta Kürd aşiretlerini işaret ediyor.Hatta öyle ki Yozgat- Kayseri arası iki defa Kürdlerin arasına düşüyor. O sırada göçebe/ yarı-göçebe  Kürdler, sürüleriyle ilkbahar göçündeler. Ama bu çok negatif sıfatlarla  betimlenen   Kürdler, kendilerinden umulanın tersine Konsolosu soyup soğana çevirmediklerinden, bu ihtimalden  çok korktuğu anlaşılan  James Brant’ı hayal kırıklığına uğratmış görünüyorlar. 

Konsolos, başka bir alan olan Tokat ve  doğusuna doğru ve de Karadeniz’e paralel bölgeler den , Erzuruma giden  dahil ,tüm bu hattın da  Kürdlerin bir başka göç güzergahlarından  olduğunu belirtiyor.
Mesela Niksar’dan itibaren başlayıp,doğuya doğru Şebinkarahisar, Giresun’un dağlarından Shirwan bölgesi, Gümüşhane ve dağlık alanlar ile ‘’Armenia’nın’’  merkezi steplerinde Türklerden az sayıda olmayan, ve  farklı aşiretlerden müteşekkil Kürd  varlığına dikkat çekiyor.( İngilizlerin Osmanlının sosyal dokusunu  yorumlama trendine  göre, aksi net olarak belirtilmedikçe, her Müslüman veya Müslüman sanılan, Türk telakki ediliyor gibi).
Mevsime göre de Kürdlerin bu bölgede dağlardan ovalara,her tarafta, sürüleri için otlak aradıklarını kaydediyor.
Dolayısıyla da ortada mevcut (Kürdlerden kaynaklanan) bir güvenlik sorununa dikkat çekiyor

Ve yazarımız, Osmanlı’nın bu göçebe/yarı-göçebe Kürdler için geliştirdiği  katliamların işareti ve aslında,o  an itibariyle askeri operasyonların başka bölgelerde yürürlükte bulunduğunu,  aşağıda ki  satırlarla ima ediyor :

‘’ They are warlike,always wear arms,are addicted to plunder, and have been , until lately ,scarcely more than nominally dependent on the Sultan.İt is the object of Reshid Mohammed Pasha’s operations to reduce them to a more complete obedience.’’

-’’ (Kürdler) savaşçı, her daim silahlı, yağmayı alışkanlık haline getirmiş ve hatta son zamanlara kadar, güç bela, o da sözde olarak Sultan’a tabiydiler.Bu ise, Mustafa Reşit Paşa’nın ( zamanın en önemli elçi ve sadrazamlarından) Kürdleri  ‘’sayılarını azaltarak’’ boyun eğdirme operasyonlarının amacını teşkil ediyordu.’’

Mustafa Reşid Paşa’nın Kürdleri nüfuslarını azaltarak boyun eğdirme projesi ve askeri operasyonları, muhtemel Alman hatta İngiliz, varsa diğer halklardan sağlanan lojistik ve yardım, incelenmeye değer bir konu olmalı.

Bu arada yazar, Türkmenlerden de bahsediyor, çok ilginç ve üzerinde düşünülmesini gerektirecek ölçüde dikkat çekici bir belirlemesi var: ‘’Besides the above ,there are  in various parts of Asia Mİnor a few tribes of Turkomans,the remnant of the conquerors who overran the country.They still preserve their pastoral habits, and very much resemble the Kurds.

-’’Yukarıdakilerden başka,Anadolu’nun muhtelif kesimlerinde ,ülkeyi boydan boya istila edip fethedenlerden arta kalan bazı Türkmen aşiretleri de mevcut. Hala çobanlık alışkanlıklarını muhafaza ediyorlar, ve Kürdlere çok benziyorlar.’’

Türkmenlerin Kürdlere , bir de çok benzemeleri ifadesi üzerinde de durmak gerekir. Kanaatimce ‘’resemble’’  kelimesi  kontekstte, hem fizyonomi, hem de  gelenek ile alışkanlıklara atfedilen bir ‘’benzeme’’ tanımlamasına işaret ediyor.
Osmanlı egemenliğinde ki topraklarda Kürdlerin ,Türkmenleri, yani hem de  göçebe olup geleneklerini yerleşik soydaşlarına nazaran ( eğer var idiyse)  çok daha sağlam koruyabilen Asyalı bir kavmi, asimile edip kendilerine benzetmeleri biraz uzak ihtimal gibi görünüyor. Karışım elbette olmuştur, oldu da. Ama kontekste  bakıldığında Türkmen ismiyle adlandırılanların , asimile olan ve Türkleşen  Kürdler olabilecekleri  izlenimi doğuyor.

Bu araştırma gerektiren alana da el atılması gerekiyor gibi.

Kürdlerin bizzat kendilerinin, şehirli,köylü ve göçebe ,ne denli büyük bir nüfusa sahip oldukları, tüm coğrayada bulunmaları ve yayılmışlıkları ,ve bu gerçeğin Osmanlı başta, zamanın mesela İngilteresini bile  tedirgin ettiğini anlayamamaları ve kendilerini  fark edebilmelerini sağlayacak  politik aparatlardan   yoksunlukları da dikkat çekici.

Şimdi artık  Konsolosumuzun Trabzon’dan başlayarak, Lazistan’ın Batum ile Gürcistan içlerinden Ardahan-Kars-Erzurum -Erzincan ve Dersim Dujik Dağlarına uzanan kısa serüvenine, daha da  kısa özetlerle bakabiliriz.

Yazar yola çıkacağı  Trabzon’dan bahsederken, bize kısaca şu bilgileri veriyor : ‘’ Trabzon’da çok sayıda kilise mevcut. Camilerin neredeyse tamamı, Kiliseden çevrilme. Bunlar içersinde en ihtişamlı olanıysa, şehrin bir mil kadar batısında bulunan Saint Sophia.Dış cephesi hala iyi muhafaza edilmiş durumda. Her ne kadar camiye çevrilmişse de,Müslümanlarca pek kullanılmıyor.’’

Trabzon ‘da yaşayan  25-30,000 arası bir topluluğun bulunduğu, ve Greklerin 3500-4000, Ermenilerinse 1500-2000 arası bir nüfusa sahip olduklarını naklediyor.Kalanı ise Müslümanmış.Elbette bu rakamlar, sadece şehir içini yansıtıyor. Hristiyan olsun, Müslüman olsun, şehir sakinlerinin Avrupalılara karşı hiç te dostane davranmayıp,çok kaba,cahil ve bağnaz olduklarını yazıyor.

Trabzon’dan Avrupa’ya ‘’ tütün, bal peteği, fındık,bal ve kırmızı fasülye ( barbunya olmalı),’’ ihraç ediliyormuş.

Yazarımız gemiye biniyor ve ‘’Yomurah, Sürmenah, O’f, Rizah ve Lazistan’ı’’ geçiyor. İsmi geçen yerleşim alanlarının, O’f haricinde, Lazistan adı altında zikredildiği,ve  halkına da Laz  dendiğini , O’f’luların ise  Lazlardan farklı gelenek ve alışkanlıklara sahip olduklarını anlatıyor.Yazar bir sonraki sayfada, O’f’un sahile kıyısının az olmasına rağmen, iç taraflar da çok geniş bir alana yayıldığı, Joruk’a ( Çoruh olmalı) kadar uzandığını naklediyor.Bu halkın alışkanlıklarının Mora’nın Maina bölgesini andırdığı, ve aileler arasındaki kan davalarının babadan oğula geçtiğini, varlıklı ve güzel kasabalarda,dağlık arazilerde  yaşadıklarını, aslında barışçıl olduklarını ,işleri güçleriyle uğraştıklarını belirtiyor.

Konsolos James Brant, Batum’dan , Ardahan’a doğru yola koyulduktan  sonra, tanıştığı ve gözlemlediği Gürcülerin güzel görünümlü insanlar olduklarını, bölgelerinde hiç Türkçe konuşulmadığını naklediyor. Lazlardan da bahsediyor. Ve  muhtemelen dağları gerisinde bırakarak ağaçsız bir bölgeye ulaşıyor. Burada ‘’Armenia’’nın yer altı evleri ve sakinleriyle karşılaşıyor.Bu  halkın sadece Türkçe konuştuğu ve Ermeni soyuna ait olduklarını yazıyor.

Ruslarca tahrip edilen Ardahan’ın da evlerinin yer altında olduğunu hayretle öğreniyoruz. Daha sonra,ulaştığı Kars’tan  yola çıkıyor.Son savaş öncesi  Ermenilerin etrafı büyük ölçüde boşalttığı ve Ruslarla birlikte gittiklerine  değinen yazar, Kars sonrasında da bir çok köy gördüğünü, bir tanesinin Ermeni, kalanın ise Türk  olduğunu naklediyor.

Erzurum Pasinler düzlüklerinde yerleşik bazı Kürdleri görüyor.Bunlar, bulundukları noktadan öteye göçmüyorlarmış, ve de saldırgan değillermiş.
1827 yılında nüfusu yaklaşık 130,000 gibi büyük bir nüfusa sahip olan Erzurum ise, Rus işgali sonrası, yazarın ifadesine  göre 15,000 civarına düşmüş. Bir çok Ermeni Erzurum’u terkedip, Ruslarla gitmiş.
Yazar elbette Kürdlerden bahsetmiyor. Zira okuduğum hemen tüm uzman Batılı akademisyenler ile görevlilere göre, şehirli Kürd pek bulunmadığından, Erzurumun Rus işgalinde en büyük zararı gören kesiminin, Ermeniler dışında, Kürdler olabileceği hiç te hesaba katılmıyor.

 Konsolos Brant , Temmuz ayı başında, ‘’Meme-Khatun’’ nehrinin Kara Su ile birleştiği mıntıka da kurulu Tercan etrafına geliyor. Yazara göre bu sulak ve verimli düzlükte 40 kadar köy bulunuyor ve tamamı da Türkmüş. Aralarında tek tük Ermeniler varmış.

Ve nihayet geliyoruz  Tercan ile Dersim ve Dağlarına.

Çok önemli bir toponym, dağ ismi  veriyor yazar, evvela İngilizce pasajı aktaralım:’’ The people complained much of the predatory conduct of the Kurds , who live in the Dujik Mountains , which border the plain on the south, to whom they attributed the desolate state of the country .No cattle can be left out at night;all grain reaped must be housed before night, for both cattle and grain found in the fields are carried away by the Kurds.’’

-’’Vatandaş, ovaya ( Tercan) güneyden sınır Dujik dağlarında yaşayan ve bölgenin perişan halde bulunmasının müsebbibi gördükleri Kürdlerin yağmacı davranışlarından şikayetçiydi.Sığır gece dışarıda bırakılamazdı;hasadı yapılmış  tahılın tamamı gece olmadan depolanmalıydı, yoksa dışarıda bulunan bütün tahıl ve sığırı(davar) Kürdler kapıp götürürlerdi.’’

Bir başka paragrafta,  Tercan-Erzincan arasındaki ovaya karışan ve kuvvetli geçitleriyle kolaylıkla korunma sağlayan dağın da,  Dujik dağlarının bir parçasını oluşturduğu ve burada da Kürdler in yaşadığını naklediyor. Ve devam ediyor:

‘’Dujik Dağlarında sadece,kışın köyde oturan ve tarımla uğraşan Kürdler yaşıyor(...) Sultan’a hiç bir  katkıda bulunmuyorlar.Öte yandan da  rastladıkları her yolcuyu katkıya zorlama (soyduklarını ima ediyor) fırsatını kaçırmıyor, ve komşularını sürekli yağmalama alışkanlığını da sürdürüyorlar.Çok güçlü iki aşiret ismi veriyor, biri  Şah Hüsein ve diğeri de Balabanlı.

Konsolosa verilen bilgiye göre, her biri, 4000-5000 arası adamı, çoğu yaya olmak üzere, alana sürebiliyor bu iki Kürd aşireti. Güney taraflarında yaşadıklarından dolayı her hangi bir detayına vakıf  olmadığı bir çok aşiretin daha Dujik Dağlarını mesken tuttuğunu naklediyor.

Dujik Dağı, Konsolosun verdiği haritaya bakıldığında  Arapgir ile Keban’ın doğusundan başlayan, kuzeyden Karasu tarafından boydan boya adeta paralel sınırı çizilmiş,Eğin, Kemah, Erzincan ve Tercan’ın güneyinde uzanan bir silsile. Tercan etrafında Karasu ile birleşen Mamakhatun ( haritada böyle yazıyor) ırmağı da, Dujik Dağın’dan yola çıkıyor. Dağın yeni ve mevcut  ismini bilmiyorum.İşte tam kuzey doğu ucunda, Tercan atrafındaki ovaya  güneyden bakan kesiminde, yukarıda da  belirtildiği gibi,Şah Hüsein ve Balabanlı aşiretleri yaşarmış.

 Dujik ismi/kelimesinin etimolojisininden  evvel, dağ silsilesi ve ismi geçen aşiretlerden Balaban’ı kısaca tartışmak istiyorum. Burada Balaban  isminin aslen  Balawan olması gerektiğine dair düşüncelerimi paylaşacağım.
Osmanlıca bazı belgelerde  Balaban biçimi tercih edilmiş. Zira Türkçe olduğuna inanılmasının, muhtemelen Osmanlı hanedanına Türk soy seceresi biçme’de ufak’ta olsa bir katkıda bulunacağı hesab edilmiş olunmalı.
Halbuki, kelime  Persçe görünüyor.
Bu karmaşa, Persçenin Osmanlı kuruluşunu müteakip, ve uzun süre resmi lisan olmasıyla doğrudan alakalı.
Balaban isminin  sonuna,  Türkçe   +lı takısı ilave edilmiş ki, kelimenin Türkçe olmuşluğu duble tescillenmiş olsun. Gerçi James Brant  konuştuğu Osmanlı görevlileri ile Türkler ve Ermeniler yerine, Balaban+lı ismini bu aşiret mensubu bir Kürde sormuş olsaydı, alacağı cevap, Balaban(Balawan) ya da Balabani (Balawani), olurdu... Balaban+lı değil.
Ama, belli ki Osmanlı yönetimleri, İttihatçılardan bir asır evvel bile kelimelerle , toponimle oynuyormuş.

Şimdi bu durumda Balaban’ın sırrını çözmek için evvela  bir Bala kelimesine bakalım.Bu kelime  hem Persçe, hem de Kürdi de aynı.
Bala ; up (yukarı), upwards( yukarıya doğru), on high (yüksek yerde) . Avestan ,’’barezah= height ( yükseklik.)’’
Türkçe’de ise, Bala:ETü bala, kuş ve hayvan yavrusu < çoc ,
Balaban kelimesinin yukarıda da belirttiğim gibi muhtelif  sebeblerle Türkçe olduğunu iddia edenler mevcut . Fakat kuş yavrusu ve çocuk anlamına gelen Bala’nın  sonunda ki +ban , açıklanamıyor. Dolayısıyla Balaban’ın  Türkçe olduğu iddialarını tamamen bir tarafa itiyoruz.

Belirleme yapabilmek için de, +ban soneki/kelimesinin  anlamına  bakmamız gerekiyor..

Ban, Persçe’de ‘’keeping ( tutmak,elde tutmak, muhafaza etmek vb.)’’ ile ‘’managing ( idare etmek,yönetmek, yola getirmek vb),’’ anlamlarını veriyor eklendiği kelimelere.

Elimizde şöyle örnekler var ;  shutur-ban ‘’ a camel-man ( deveci) ; bagh-ban ,’’ a gardener ( bahçeye bakan, ya da bahçevan- bu Kürdçedir).

Dolayısıyla Balaban Persçe’de ‘’yukarıyı, üstü tutan, yukarıyı idare eden, elinde bulunduran ,bakan’’ gibi anlamlar verebilir.

Ve  Persçe’de Balaban kelimesi için ‘’kartal’’ anlamı verilmiş.

Kürdçe’de ise , Persçe +ban’ın karşılığı, +wan kelimesidir ve, ‘’ a keeper (tutan,elde tutan, muhafaza eden, bulunduran vb.) yanında bir de ‘’pertaining to ( ile mahsus olmak, ait olmak, alakalı olmak,münasip olmak vb.) anlamlarını kelimeye yüklüyor.

Mesela Türkçe’de bulunan ve sözlüklerde Persçe  ilan edilen , aslında Kürdçe olan kelime, Bahçevan da olduğu gibi. Bahçe  kelimesine +van soneki geldiğinde , bahçeye bakan, elinde bulunduran, yöneten, tutan vb.,anlamlarını sağlıyor.

Bir başka örnek olan  Derge, ‘’kapı, kapı önü,bahçe kapısı’’ kelimesine +wan geldiğinde, Dergewan ,’’ gate keeper= kapıcı,’’ anlamını veriyor.

Yine, Ga , inek demek. Ga+wan , gawan ise ‘’sığır çobanı’’  hatta Amerikan tabiriyle ‘’cowvoy-kovboy- sığırtmaç’’ anlamını veriyor. Aynı kelimenin Persçesi ise Ga+ban, Gaban oluyor.

Yukarıda verdiğim Persçe ile Kürdçe arasındaki  farka istinaden, bu kelimenin orjinalinin  Persçe formu Balaban değil, Kürdi olan Balawan olması gerektiği, ve kayıtlara yanlış geçtiğini söylemek mümkün görünüyor..

Asimilasyon sebebiyle unutulmuş bir yırtıcı kuş ismi, hatta Türkçe ve Kürdçe’de de bulunan Arapça eşkiya kelimesinin yok olmuş Kürdçe bir karşılığı da olabilir.

Mamafih,hangi lisan olursa olsun, tüm Dersim yanında Balaban aşiretinin de  Kürd olduğunu bizzat yazarımız 1835 yılında bu aşiretin mensupları olan Kürdleri sürekli şikayet eden Türklerin , Osmanlı yönetimi ve de muhtemelen Ermenilerin ağzından naklediyor.

İsmini dağa veren ( James Brant’a göre sıra dağ) Dujik ise hali hazır da kutsal figür ve ismi muhtelif versiyonlarla söylenen ‘’Bawa Duzgı’’ nın orjinalidir.
Etimolojisinin tesbiti  ise Balaban’a kıyasla  daha az zahmetli görünüyor. Kelime kesinlikle Tujik. Osmanlıca, Türkçe ile  Arapça alfabenin kullanımında  bizzat Persçe’de ve hatta Kürdçe’nin de kendisinde T/D ses ile harflerinin yazımında karışımları  söz konusu olabiliyor.

Yani Tuj/Duj, ( hatta hemen aşağıda görüleceği gibi Tej / Tij)  aynı kelime.Zaten telaffuz’da da  belirgin bir farklılık yoktur.

Tuj , kurmanci Kürdçesinde şu anlamları veriyor: 1) sharp (knife) , ‘’ keskin( bıçak keskinliği gibi,)  ; 2) hot,spicy ( baharat acısı,baharat) ; 3) severe ( sert, haşin, şiddetli ; fazla ciddi; kasvetli).
Ayrıca Zazaca’da ‘’tün ‘’, Hawrami’de ‘’tej’’, Sorani’de ise ‘’tund’’ ile ‘’tij’’ formları mevcut.

Soane ise Tuj yanında Tij formunu da veriyor.

Tuj kelimesi , +ik takısıyla  Tujik formunu alıyor. Takının kendisi, aidiyet, bağ ve mensubiyet ile +nin anlamlarını  ‘’appertaining to ; of ,’’  sağlıyor.

Burada dikkat edilmesi gereken, +ik sonekinin küçültme sıfatı olmadığıdır.

Tujik kelimesi anladığım kadarıyla dağın haşin,  yer yer bıçak gibi keskin ve sarp kayalıklara,  sahip olduğuna vurgu yapıyor.
Sarp anlamını veriyor gibi.
Hatta kanaatimce Dujik Dağında bulunan kutsal mekan Bawa Duzgi ( orjinali Dujik/Tujik olmalı bundan sonra) için Dersim’de Kırmancki ( Zazaki / Dımıli) lisanı/lehçelerini  konuşan Kürdler,Dujik Dağına veya aslında Bawa Dujik’in kutsal mekanının olduğu Dujik’te ki sarp ve haşin kayalık alanı, ‘’Kemere Duzgı ‘’ , yani ‘’Duzgi kayalığı, Duzgi taşı ‘’ biçiminde anıyorlar.

İsmi Tujik/Dujik iken , asimilasyon sonucu,Duzigi-Duzğı-Duzgın  ve giderek iyice Türkçeleşmiş ve hatta Düzgün biçimini dahi almış olan kelimede ki  karmaşanın  sorumlusu elbette halkın kendisi değil.Bu insanların  tarihleri, inanç ve lisanlarıyla bağlarının kopartılması uğruna   dağlardaki bir küçük pınara varıncaya kadar, tüm toponiminin  ısmarlama ve uydurma isimlerle değiştirilmesi, problemin kaynağı görünüyor.

Bazı  tekrarlarla  birlikte toparlamaya çalışayım.Etimolojik çalışmaların zorluğu ve de bazen hiç bir olumlu sonuç vermeyeceği de biliniyor.Her derde deva bir reçete olmadığı da. Ama burada, Tujik’te olduğu gibi, sağlam kaynaklarla üzerine rahatlıkla belirleme yapılabilecek bir kelime mevcut. Balaban ise, üzerinde ‘’ideolojik’’ projeler yapılmış ve oynanmışlığı, kelimeye eklenen +li Türkçe sonekinden de belli oluyor esasen. Ama yine de, Balaban’ da Persçe +ban sonekinin mevcudiyeti , kelimenin orjinal formunu tartışabilmemizin önünü  açıyor.Bir de çok büyük önemi haiz 1836 tarihli Britanya İmparatorluk devlet raporu mevcut elimizde.

Netice itibariyle Balaban şahsında , Dersim ve geniş bir coğrafyadaki  ki Alevi Kürd aşiretlerini Türkmen adı altında  tanımlayan   projeler ve söylemlerin gerçekleri yansıtmadığını da farketme imkanımız doğmuş oluyor. Her kim ki Dersim’li bir aşiret mensubuysa, Britanya İmparatorluk devlet raporunda da zikredildiği ve kaydedildiği gibi, belli ki Kürd görünüyor.
Sadece Dersimle sınırlı değil, makalenin nakletmediğim bölümlerinde de aynı sonuçla karşılaşmak  mümkün.

Burada dikkat çekici bir noktayı da belirtmem  gerekiyor.

Dersim ismi , makale/rapor’da hiç geçmiyor. Sadece Dersim değil, Munzur Dağları ismi de yok.
Şehir, kasaba, ırmak ve Tujik/Dujik başta, dağ ile Balaban ve Şah Hüsein isimli iki Kürd aşiret isimi geçiyor. Dujik Dağların da  daha çok sayıda Kürd aşiretlerin varlığı naklediliyor.

Öyle anlaşılıyor ki Konsolos Brant, hiç bir Kürdle, aşiret lideri, dini temsilci , veya sıradan vatandaş olmak üzere, görüşmemiş.İşte kanaatimce bu sebeble de notları ve raporunda Dersim ile  Munzur isimleri yanında, Kürdlerin  inançlarına dair de tek bir bilgi kırıntısına rastlanmıyor.
Munzur ismi geçmediğinden, bu isimle anılan  dağ silsilesi de Dujik olarak kaydedilmiş görünüyor.

Kürdler  hep negatif  tasvir edilerek , devasa ve yerleşik Balaban ve Şah Hüsein gibi aşiretler, sıradan  davar  ve buğday hırsızları düzeyinde ele alınmış.Yozgata kadar tüm göçebe/yarı-göçebe ve  davar/sığırlarını otlatmak için aileleri ve çadırlarıyla gezinen Kürd  aşiretleri de kap kaççı, hırsız sıfatlarıyla betimlenmiş.
Kürdler arasında , hele o dönemlerde namlı soyguncu, hırsız, eşkiyanın her türünün olduğu zaten biliniyor.Ama bu negatif sıfatlar, sadece Kürdlere mahsus değil di sanırım.

Ama her şeye rağmen, bu tür kaynakları okuyup, üzerine değerlendirmeler yapabilmeyi hayal bile edemezdim, son beş yıl öncesine kadar.

Bu sebeble, bir asır evvel ölmüş James Brant’a da, raporunu okuyucuya  orjinaliyle oynamadan sunanlara da şükran borçlu olduğumu belirtmeliyim.

Kaynaklar:

-James Brant,Journey Through a Part of Armenia and Asia Minor, in the Year 1835,

-Kurdish-English Dictionary,Michael L.Chyet,

-Grammar of the Kurmanji or Kurdish Language, Elly Bannister Soane,

-Redhouse İngilizce-Türkçe Sözlük,

-Persian Grammar,A Concise Dictionary English Persian by Le Strange, G.

-Redhouse Türkçe-İngilizce Sözlük,

-Nişanyan On-Line sözlük,

-A Dictionary Of The Persian And English Languages by Fazl-i-ali, Maulawi,