Tuesday, 23 October 2018

Sinc - Sincik-Sincan-Sincar , Kısa Bir Etimolojik Çalışma

Haymana'ya bağlı bir Sincik köyü vardı. Çok küçükken bir defa orayı ziyaret ettiğimizi hatırlıyorum zira yakın bir akrabam o köye gelin gitmişti. Yıllar sonra Adıyaman'a bağlı bir Sincik kazası olduğunu da okudum. Ankara yakınlarında şimdilerde nüfusuyla çok irileşmiş bir semte dönüşen Sincan  tren istasyon/kasabası da vardı. O zamanlar küçük yerleşimlere önemli ekonomik katkı sağlayan bir faktördü bu tren istasyonları.
Yıllar yılları kovaladıktan sonra, bu defa şimdi ki Iraq içinde, Türkiye sınırlarına yakın bir yerde Sincar isimli bir kasaba/dağ/bölgenin varlığını okumaya, duymaya başladık. Burası soykırımlarla nüfusu iyice azaltılan Yezidi Kürdlerin son hayat alanlarından biriymiş. Sonunda oraya tekrar ve daha da yıkıcı tecavüz ettiler.
Ama artık Sincar ismi ve yerli kökü Yezidi , o uğursuz soykırımla birlikte bir ''teslis'' gibi  hafızalara kazındı.
Artık her  Kürd  Yezidi ismi geçtiğinde , aklına soykırım ve Sinjar ismini de getirecek.
Tanrı bu  Kürdleri , ''bazı topluluklara yeni katletme tekniklerini deneme ve  uygulama ile bu vahşilere  kobaylık rolü için mi yaratmış'', diye soracaklar çoğalacaktır haliyle.

Tam hatırlayamıyorum kelime ile ne zaman karşılaştığımı ama bir gün sözlükte Sinc gözüme çarptı :'' tree bearing sour ,edible fruit ( ekşi ve yenilebilir meyva veren ağaç) ; oleaster ( iğde ve o tür ) , wild olive tree ( yabani zeytin ağacı) , Russian olive ( Rus zeytini), bot. Elaeagnus angustifolia [ T. iğde ağacı ] ; buckthorn, jujube tree ,Chinese date , bot. Genus Zizyphus.''

Yani bir çok benzer türü kapsarmış bu. Tabi Kürdler ile Persler, diğer topluluklar Latince botanik terimleriyle  ifade edilen bu denli  yaygın türler bulunduğunu muhtemelen bilmezlerdi.
Burada bizi yakinen ilgilendiren iki tür var; biri yabani zeytin, diğer ise İğde.
Kurmanci Kürdçesinde Sinc, Sorani'de Sincü ve bir yabani zeytin türü ile İğde karşılığı gibi. Farsça'da ise Senjed deniyor ( bu bilgi için bkz, p.550 , Ferhenga Kurmanci-İnglizi , Mİchael L. Chyet).

Farsçasıyla Senjed , İran'da Newruz kutlamalarında adet olan Haft-Sin, yani Sin س  harfiyle başlayan ve  sergilenen  7 sembolik yiyeceğin arasında  bulunuyormuş (https://en.wikipedia.org/wiki/Haft-sin).

Ayrıca Pakistan'da Senjhor, ya da Sinjhor, Afganistan'da da Sinjid deniyormuş (https://en.wikipedia.org/wiki/Elaeagnus_angustifolia).

Yukarıda sözlükte önce ''ekşi ve yenilebilir meyva veren ağaç'' denmiş ; sonra da bir başka türü için de ''Türkçe de İğde Ağacı'' denmiş.
Bu açıklama da muhtemelen sözlüğün draftından baskısına geçerken bir hata olmalı. Zira ilk açıklamada meyvanın ismi verilmeden sadece tadı tarif edilerek ağaç denmiş, oysa Türkçe'de ise hem meyvanın  adı İğde, hem de Ağaç kullanılmış, yani tarif tam. O zaman Sinc, zaten de görülebileceği gibi, ağacın meyvasına verilen isim.

Peki bu bizi nereye götürüyor , Sincar'a.
Yukarıda  Pakistan'da kullanılan formlara bir daha baktığımızda, Sinjhor/Senjhor görüyoruz. Aynı kelime, benzeri bir sonek almış, açıkça.
Aynısı Persçe de görülüyor, Senj+ed, ve Afganistan'da ise Sinc ile +id soneki , olmuş Sinjid.

Sinjar isminin böylelikle kökeninin Sinc olduğunu tesbit ettik. Peki kelimenin sonundaki +ar nedir ?
O ise Kurmanci'de bulunan isim/kelime yapma soneklerinden biri.
Kİtapta geçen +ir/+ar/+er sonekleri ''pertaining to = ile mahsus olmak, ait olmak ; ilgili olmak, uygun olmak vb.,'' anlamları yüklüyor ( farklı bir fonksiyonu daha var, bkz p.19, Grammar of the Kurmanji or Kurdish Language  , Elly Bannister Soane).
Mesela Kürdi'de 'dut' kelimesi 'tu/tü' dir. Dut ağacı ise  Tu+ir /Tu+er , Tuir/Tuer  olur ( Soane, p.19 ). Yani her ağaç , mesela Kurmanci de meyvasıyla birlikte ''dar'' eklenerek tarif edilmiyor. Kanaatimce Ceviz-Guz da aynıdır. Dare guz/ dare guze gibi geçmesine rağmen, aslının Guzer olması lazım.

Her ağaç isminin de ''dar''  ile başlamadığına örnek olarak : ''kevot :  maple tree (İsfendan,  Akçaağaç,bot: Acer ). Bu ağacın sert kerestesinden vaktiyle tahta kaşıklar yapılırmış. Soranisi ise, kewt ( p.314, Ferhenga, Kurmanji-İnglizi )''.
Bir diğer örnek ise , kac/qac = çam ağacı (p.294,Kurmanci-İnglizi).  
Bu sonekin bir başka fonksiyonuna örnek: nivisk = kitap , nivisk+ar /niviskar = yazar (''roman yazarı'', Ferhenga, p.419).

Yukarıda geçen ir/er/ar sonekinin farklı bir anlam yükleme fonksiyonuyla  yeni kelime oluşturmasına yönelik bir başka,  ''koç /köç/göç/küç'' gibi formlarda yazılan /söylenen kelimeye  bakalım. Bu örnek esas anlamıyla Türkçe'ye de geçmiş formuyla ''göç , gezinme'' gibi anlam taşır ve  Kurmanci-Zazaki-Sorani'de  anlamıyla birlikte aynı. Persçede de öyle.
'Koç/göç ,gezinme'  anlamlarına  +er soneki verilerek elde edilen  Koçer / göçer , ''gezinen, göçen, göçebe '' anlamlarını verir. ( Koç/göç/göçer vb., için hem M.L.Chyet, hem de Soane'ne bakılabilir.)

Bu yazılanlardan, Sinc ismine +ar sonekiyle Sincar'ın elde edildiğine kaanat getirebiliriz artık.
Sincar ''iğde ağacı'' anlamına geliyor. Ya da orada bulunan ve yukarıda Latince botanik tanımlamaları verilen ''yabani zeytin'' türü. Bu arada Sincar /Şengal'de kutsal ayinlerde zeytin yağı tüketildiğini biliyoruz , Sir Austin Henry Layard'ın 1800 ortalarında yayınlanan eserinden.

Bu durumda Ankara Sincan'ın etimolojisi kolaylaştı. Burada Sinc,  +an çoğul eki almış, ''Sinc yeri'' gibi bir anlam da çıkarılabilir bu sonekle ifade edilen kelimelerde.

Sincik ise ilk bakışta Kürdi'de ki +ik küçültme eki görünüyor. Yani tek bir Sinc gibi. Ama elbette +ik önemli bazı işlevlere sahip Kürdi'de ve yukarıda geçen '' +ir/er/ar''dan çok fazla kullanım alanına sahip.

Bu sonek ''appertaining to = bir şeye onunla ilintili-aidiyet  olarak bağlılık, ait olan, mensup, merbut vs. ; of = (edat) +nın, +li, +den,'' anlamları yüklüyor, iki örnek,

1. garm ''sıcak'' = garmik '' ısı/sıcaklık'',
2.sor  ''soğuk'' = sorik '' soğukluk''.
(p.17, Soane).
Sincik, sinc meyvasının /ağaçlarının olduğu, yerleşmenin bulunduğu alanın bu meyva/ağaçlarla belli olduğu, anıldığı yer anlamındadır.
Asimile , baskı ve şiddet yanında mensupları toplumda , her alanda lisanları ve kendilerinden utandırılarak muameleye tabi tutulan toplulukların lisanları yok olmaya mahkümdur. Türkiye Cumhuriyeti bunu Kürdler nezdinde başardı. O sebeble lisana yönelik her araştırma ve çalışma büyük problemlerle karşılaşmaya mahküm görünüyor. Kürdi gramer üzerine pek sağlıklı çalışma var mı, bilemiyorum.Ama yapılabilecek te ancak, ilgilenenlerin daha fazla çalışmaları ve elde ne kaldıysa kurtarıp, yazıya dökmesi görünüyor bundan sonra. 






Thursday, 4 October 2018

Kürd Alevi İnancı İle Coğrafya'da Muhtemel Budizm ve Mani Etkisi Tartışmasına Kısa Bir Giriş

İslamiyette hilal sembolünün yaygın kullanımı malüm, aynı zamanda Türkiye ile  diğer bazı devletlerin bayraklarında da mevcut.
Türklere göre Türklük, Islamcılığa bakılırsa da Islamla ilgili, adeta kutsal bir amblem mahiyetinde.
Ama aslına bakılırsa hilal, stüpa denilen ve Budizm'de önemli bir yeri olan yığma tepeciklerin üstü, ya da Buda heykelinin baş kısmında bir kaç millenyum evvelinden  yer almış bile.
Zamanımızda dahi Himalaya halklarının tüm bilinen stüpalarında hilal sembolü görülebiliyor.
O zaman hilal Budizm'den Islam'a geçmiş denebilir mi ?
Kanaatimce hayır.
Zira hilal, Sasani'nin de merasim sembolü ve Zerdüşti.
Yani Zerdüştilikten İslam, ve de eğer yer alıyorsa başka inançlara geçmiş olma ihtimali daha ağır basıyor.

Fakat Zerdüştiliğe ise Budizm'den alındığını söylemek mümkün.
Niye mi ?
Burada enteresan bilgiler veriliyor, evvela İngilizcesi : '' İn former times, Khurasan, Parsis, İraq, Mosul ( Mavzil / Mavzil = benim notum) , the country up to the frontier of Syria was Buddhistic, but then Zarahustra  went forth from Adharbaijan and preached  Magism in Balkh (...) İn consequence, the Buddhists were banished from these countries, and had to emigrate to the countries east of Balkh ( kaynak : Biruni (d.1048) ; from Albiruni's İndia ; bu kaynağı veren ise  Mostafa Vaziri, '' Buddhism İn İran : an anthropological approach to traces and influences''.)

Türkçesiyle , '' eskiden Horasan, Pars, İraq ile Musul ( Al-Mavzil) ile  Suriye sınırlarına kadar olan ülke  Budizmin etkisindeydi, fakat sonra Zerdüşt Azerbeyjan'dan  Horasan Balkh'a gidip Magi inancını yaymaya başladı (...) Neticede de Budistler bu ülkelerden sürüldü ve Balkh'ın doğusundaki topraklara göç etmek zorunda kaldılar.''

Yukarıdaki kısa paragrafta her birinin tartışılması uzun makalelere konu olabilecek önemli üç noktadan bahsedilebilir,

a) Biruni'ye göre tüm İran ile Musul ve Suriye sınırlarına kadar Budizm hakim inançmış. Musul'dan kasıt sadece şehir merkezi olamaz elbette. İbrani-Arami konuşanların ''Beth-Kardu'' ismini verdikleri devasa alan da bu sınırlar içersinde olmalı.
Mesela Botan/Butan gibi.
Ne demek Botan ?
Putlar, ''put yeri, putçular'' yani Budistler, Budist yeri anlamına geliyor !
Demek ki Botan ismi, Beth Kardu'dan da eski olabilir.

Yani Kürdçe Botan ismi, Budizmle doğrudan ilgili.

b) Zerdüşt peygamberin Azerbayjan'dan ( Urmiye deniyor, Medler tarih piyasasına çıktıklarından beri , hangi isim altında tanınmış ve tanımlanmış olurlarsa olsunlar Kürdlerin ana yurtlarından biri ) Balkh'a gidiyor. Şimdi burada  Zerdüşt peygamberin yaşadığı dönem /çağ önem kazanıyor.
Zerdüşt'ün yaşadığı çağ için muhtelif  tarihler veriliyor. Bunun içinde en kestirme ve kolay kaynak avesta.org : According to Bruce Lincoln,
"At present, the majority opinion among scholars probably inclines toward the end of the second millennium or the beginning of the first, although there are still those who hold for a date in the seventh century." (Death, War, and Sacrifice, 1991, pg 150)
Humbach and Ichaporia seem to favor the Xanthos date of 1080 BC but mention the 630 date also. (Heritage, 1994, pg 11).
A commonly given date is the seventh century B.C.E. I think Boyce has convincingly shown the seventh century date to be an error. Humbach also discounts the basis of this calculation in his Gathas 1991 (pg 30). Boyce has wavered on an actual date: between 1400 and 1000 BC (1975), between 1700 and 1500 (1979), around 1400 BC (1988), between 1500 BC & 1200 BC "with the latter more likely" (1992).''

Kısaca, M.Ö. 600 yıllarından tutalım, M.Ö. 1200  lere  kadar farklı tarihler veriliyor.
Modern zamanların  en tanınmış Zerdüşti araştırmacısı Mary Boyce bu son tarihe eğilimli durmuş.
Buda için de nette epeyi bir kaynak var, çoğunun verdiği tarihler bir birine yakın ve M.Ö. 500 tarihi veriliyor.
Şimdi bu durumda Zerdüşt Buda'dan erken yaşamış görünüyor. Ama öte yandan  Biruni'nin belirlemelerini de yabana atmamak lazım.

Peki Biruni'yi Zerdüşt ile Buda'nın yaşadıkları tarihlerde yanılgıya sevkeden neydi, onu da yazar açıklıyor : '' İn his Shapuragan, Mani dates the Buddha's life time to before that of Zoroaster , thus misleading Muslim scholars such as Biruni and Shahristani who dated the Buddha's advent between Abraham and Zoroaster , or between Noah and Zoroaster. Mani later acquired more reliable information and changed his dating of the Buddha's life time in his later book of the Giants ( written after Shapuragan) where he states that the Buddha lived between Zoroaster and Jesus, however both dates he he proposed were speculative.''

Yanlışlığın sebebi şimdi anlaşılıyor. Meşhur, entellektüel, zeki ve bilgili , ve bu hasletleriyle de şahsı ve takipçileri bütün dinlerden kıskançlık ve zulüm gören, mahvedilen , bitirilen ve İslami literatürde ki Zındık ismiyle anılanların peygamberi  Mani'den kaynaklanıyormuş.
Mani ilk eseri Shapuragan'da ( Sasani Şahı I.Şahpur-Şapur adına yazdığı kitap)  Buda'yı İbrahim ile Zerdüşt, ya da Nuh ile Zerdüşt arasına yerleştirince İslam bilginleri Biruni ve Şehristani de yanılmışlar. Fakat aslında Mani, ikinci eseri Giants ( Devler) da Buda'nın Zerdüşt sonrası, İsa öncesi yaşadığını belirterek o hatayı telafi etmiş. Yazar bu tarihlerin neticede spekülatif olduğunu belirtiyor.
Belki de Biruni  Budizmi  Sasani'nin topraklardan sürdüğünü söylemek istemişti, ya da aslında bu bilgiler ışığında biz de öyle yorumlamak zorundayız. Zaten yazar Vaziri'ye göre bir çok kaynak Budizmin Suriye Palmira, Judaea ve hatta iskenderiye'de bile görüldüğünü naklediyormuş. Bir önemli detay da, Budizmin Batı İran ( bu arada Botan-Hakkari-Dersim, Kapadokya, Klikya vb.,)  istikametine Parth hanedanı döneminde yayılması. Hatta Parth hanedanının önemli bazı üyelerinden Budizme yönelenler olmuş.
Yani M.Ö. 247- M.S. 224 arası
Çok önemli.
Dolayısıyla yazarın devamında belirttiği gibi Zerdüştiliğin M.S. üçüncü yüz yıl ( yani 200 ler ve Sasani'nin yükselişi)  itibariyle Budizmi izole etmeye başlamasını esas almak gerekiyor.
Öyle görünüyor ki  Budizm'in Kürdler arasında bir zamanlar mevcudiyetini rahatlıkla iddia etmek  hiç te temelsiz değil.

c) Zerdüşt'ün ''Magi'' inancını yaydığı kaydedilmiş. Magi ismi, Heredot'un verdiği altı Med aşiret isminden biri ( kaynak : p.39(74) , Cambridge History of İran,Volume 2: The Median and Achaemenian Periods     Edited by I. Gershevitch, By I. M. Diakonoff.
Chapter 3 
1.Mediai.The Medes And The Neighbouring Countries).
Bir noktayı kısaca tartışmak gerekli. Acaba Magi/ Magus sadece Zerdüşti inancı dahilinde ele alınması gerekli bir kavram mı ?
Medlerin Zerdüşti olup olmadıklarına dair net bulgular var mı, şimdilik bilemiyorum, ya da varsa, yine şimdilik bilgi sahibi değilim.
Ama ilgili tarihi anekdot, vesika ve  eserler Zerdüştiliği  Magi/Magus ile eşdeğer veya bizzat kendisi ya da benzeri olarak gösteriyorlar.
Magi kavramı bir nevi rahiplikle de eşdeğer gösterilmiş.
Öte yandan da  Zerdüştilikten evvel  farklı bir teolojik kuramla  mevcudiyetine dair  tartışmaları dayatan Mithra /Mir /Güneş inancının rahipleri ile müridlerine yönelik te Magi kavramı kullanılabilir gibi.
İslam literatüründe Zerdüştilik ile Mithracılara toptan verilen Mecusi ismi, Magus'tan geliyor.
Arap alfabesinde +g harfi olmadığından, Magus, Macus/Mecus yazılmış ve söylenmiş, hepsi budur.
Bu yorumlardan sonra Budizm ve coğrafyadaki etkisine dair kısa bazı notlar daha ekleyelim.

Hristiyan yazar Hieronymus'un , Buda'nın Hz.Isa gibi bakire anne'den doğmasına dair kelam ettiği yazılıyor.
Acaba bu Hristiyanlıktaki bakireden doğum fenomeni Budizmden mi alınma ?
Doğru olabilir.

Budizm didiklenmeye başlayınca,daha da ilginç bilgilere de ulaşıyoruz.
Mesela bir zamanların şimdiki Afganistan-Tacikistan alanlarını kapsayan Kushan imparatorluğunun  Budistlerinin  jatakaları ( Buda'nın daha evvel ki doğumlarına atfen anlatılan hikayeler) , önce Sasani , sonra da İslami edebiyatına girmiş. En önemlilerinden biri de meşhur ''Simurgh (The Phoenix )  Kuşu'' denilebilir. Malüm Zümrüd-ü Anka olarak kaydedilmiş. Kürdlerin bir kesiminde de Simir olarak geçiyor. Yine Pepuk Kuşu da muhtemelen benzeri bir efsane olabilir( nette Simurgh maddesinde ilginç bilgiler bulunabilir).

İslami kültürel havzalarda , mesela şiirlerde hayvan ve  kuş sembolleri kullanılmış. En önemlisi de Mevlana'nın kuşlar kanalıyla  belirli mesajlar ileten şiirleri,  Kelila ve Dimna ile Budist jatakalarından esinlenme.
Ayrıca yine  Mevlana Celaleddin Rûmi'nin Mesnevisinde, Kuran ile Peygamberlik temalarıyla beraber 60 kadar Hind hikayesi bulunmaktaymış.
Bunlar aslında Budist menkıbesi Bilawahr ve Budâsef den çıkartmalar da mevcut.
Mesela dikkat çekici olan bir husus daha; Farsi yazılı Tuti Nameh veya Chehel Tuti de tamamen Budizm'den alınma.
Sufi menkıbe kültüründe mevcut bu eser ve demek ki bazı etkilerini Yezidi-Alevi-Yarsan örfleri, anekdot/masallarını  teşhis ve müşahade edebilme ihtimali mevcut.
Kürdi inançların, muhtelif yenilgiler sonucu  Sufilikle de kültürel alış verişinin yaygınlığı biliniyor.
Aslına bakılırsa, Sufiliğin şemsiyesi altında var olma mücadelesi verenlerin de bulunduğunu söylemek yanlış olmayacak.
Bunlara dair artık elimizde veriler var, ama bu makalenin konusu değil.

Mani'nin  Kürd inançları ( Yezidi-Alevi-Yarsan) üzerindeki etkisi pek araştırılmamışa benziyor. Makalenin amacı da sadece bir girişti. Konuyu işlemek çok detaylı çalışmalar gerektirdiğinden ,Mani peygamber hakkında bize bilgi sunan Biruni'den alınma bir paragrafı nakletmekle yetinelim şimdilik :'' The first observations of İndian influence on Mani and Manichaean doctrine was made by Biruni in the eleventh century. Biruni states that Mani left İranshahr( greater İran under the Sasanid Dynasty) and went to İndia where he learned about the doctrine of transmigration of the soul ( tenasükh), according to which the souls are immortal and never disappear , but are punished for their sin by being subjected to degrading reincarnations.''


''Mani üzerindeki Hind etkisi ilk olarak 11.yüz yıl da meşhur Biruni tarafından müşahade edilmiş. Biruni'nin naklettiğine göre Mani  İranşahr'ı ( Sasani hanedanı hakimiyetinde bulunan büyük İran) terkederek Hindistana gidiyor. Orada da '' ruh göçü- tenasüh'' doktrinini öğreniyor. Buna göre ruh-can ölümsüzdür ve asla yok olmaz, ama günahlarından dolayı reinkarnasyonlarında ( başka bedende yeniden dünyaya gelmek) evvelki hayatından daha aşağı bir pozisyona tabi tutularak cezalandırılırlar.''

Yukarıdaki pasajda ifade edilenler, şaşırtıcı biçimde Kürd inancının en temel teolojik sütunlarından birini anlatıyor bize.
Yani ''cennet te, cehennem de bu dünyadadır '' gibi inancın ana düsturlarını açıklayan vecizelerden birine tam da uyuyor.
 Kürd Alevi/ Yezidilik inançlarının  ''enkarnasyon - reenkarnasyon'', gibi önemli en önemli eskatolojik görüşü Budizm kaynaklı görünüyor gibi.
İlk akla gelen de adı geçen kuramın Mani peygamberin öğretisinden Kürd inancına geçmiş olma ihtimali.
Ancak, Budizmin Parth döneminde mesela Anadoludaki Kürdler arasında taraftar bulduğunu iddia etmek hiç te yanlış olmayacak.
Nitekim Botan ismi de ( daha bilgiler var, bir başka makalede tartışılacak) buna delalet ediyor.
Acaba Mani Hindistan'a gitmeden evvel ''ruh göçü'' inancından bihabermiydi ?
Kanaatimce biliyordu.
Parth döneminde Budizme iman eden hanedan üyeleri ile doğal olarak bu inanc sahibi vatandaşa da sahip olacak bir dini coğrafyada, Mani Hindistan'a ''ruh göçü'' doktrinini yerinde araştırmaya gitmiş olmalı.
Tüm veriler buna işaret ediyor.
Denilebilir ki Anadolunun dört bir yanında görülen türbeler, yatırlar ile ziyaretlere , ya da bazılarına renk renk kumaş ve çaput parçaları bağlama geleneği, ülkeye 1200 lerin ikinci yarısında gelen işgalci Moğolların kendileriyle ve daha sonra getirttikleri Budist rahipler in bu inancı yaymalarından kaynaklanmıyor.
Kürdlerin en azından iki ya da daha fazla kesiminin hafızalarında bu gelenekler Moğollar Anadolu ve İran'a gelmeden 1300 yıl evvel  mevcutmuş.Moğolların ki sadece taze bir hatırlatmayı getirmiş denebilir. Nitekim Moğollar da Müslüman olduktan sonra  her ne kadar türbelere çaput bağlama devam ediyorsa da, ''ruh göçü'' bunların  hafızalarından silinmiş.

Oysa Alevi Kürdler de tüm zihinsel-siyasi-ideolojik tasallutlara rağmen hem ''ziyaret'' kültürü, hem de ''cennet te cehennem de bu dünyadadır'' inancı sürüyor.
Sonuç olarak bu makalede  Budizmin Kürd inançları üzerinde etkili olabileceğine dair görüş  ile Kürd bölgesi Botan'ın da Budizmle ilgili anlamını muhtemelen literatürde ilk defa tartışmış, göstermiş  olduk.
Devamı olacak, ömür yeterse.

Sunday, 23 September 2018

Türkleşen Doğu Azerbayjan Kürd Aşiretleri , Şaki Aşireti ile Azerilerin Türk Olmayan Köklerine Dair Kısa Notlar


Makaleyi uzun bir müddet evvel hazırlamış ve blogta yayınlamıştım. Akademik yazım kurallarına d riayet etmedim. Mamafih bu defa da sil baştan tekrar yazımı zaman açısından işime gelmedi. Ayrıca, bu konu zaten daha geniş kapsamlı bir araştırmanın parçası olacağından, mevcut makaleyi bir nevi draft mahiyetinde tekrar yayınlamakta bir mahzur görmedim. Umarım zamanı geldiğinde akademik yazım tarzını adapte ederek tekrar yayınlama fırsatım olacaktır.

Rusya'nın teşviki ve sağladığı yardımlarla , bölgede Persçe ile Kürdçenin muhtelif lehçelerini konuşan ve ana unsurları başta  Moğol ve  Kürd ile  Taliş+Tat-Alan+Dağıstani  yanında isimleri belirlenmeye muhtaç diğer İrani toplulukların karışımı bir halk, kendilerine Maveraünnehir/Transoxiana Türki/ Türkçesi ( Çağatay) tanıtılıp, Türk oldukları telkin edilerek Türkleştirildiler.
Moğollarla birlikte, Çinli, Tungus, Tibet  ve Mançurya/Çorç halkları mensuplarının da Helagü ordusunda mevcudiyetleri biliniyor. Elbette aralarında isimlerini bilmediğimiz muhtelif Sibirya halkları da olmalı. Bunun için Juwayni ve Qazvini ile son yüz yıl yazarlarından Strange'e  bakılması iyi bir başlangıç olur. 
Türkleştirilen halkın elementleri arasında Türkleri sayamadım. Zira ilgili akademisyen-tarihçilerin Anadoludakine benzer biçimde Azerbayjan'ın da iliklerine kadar Türk kökenli oldukları tezi  belge yoksunluğundan ötürü bir anlam taşımıyor. Yukarıda verilen  kaynaklardan biliyoruz ki  Azerbayjan Tebriz civarında  yüzlerce Kürd köyü boşaltılmış ve yerine Moğollar yerleştirilmişti İlkhan Ghazan  ve sonrasında.
Hatta Mustawfi 1340-50 arasında aşağıda nüfusu da verilecek zamanın Kürd şehri Khoy'da Çinlilerin ikamet ettiğini yazacaktı. Zaten Juwayni'de Helagü'nün ordusunda bin aile Çinli bulunduğunu kaydetmiş. Bunlar mühendisler.
Daha da önemlisi , Moğollar öncesi Selçuklular zamanı bölgeye Türk-Türkmen ya da meşhur Oğuz yerleştirildiğine dair  belge ve belirti yok.
Tam tersine, şahsına yakıştırılan ve ismini kendisinin bile duyduğu şüpheli olan  ''Oğuz Türkmen''  ibaresi esas alınarak Türklerin atası ilan edilen Alp Arslan ya da Alparsalan 1064 de Kars yakınlarındaki Ermeni şehri Ani'yi fethettiğinde, durmadan yanlış yazan bu tarihçilerin iddia ettiklerine uygun Anadolunun kapılarını Türkmenlere açmak için orayı Türk yurdu haline getireceğine, şehri vassalı Kürd Şaddadi devletinin emiri Fadlun'a vermişti.

Şimdi bu durumda Alp Arslan'ın  Anadolunun kapılarını  Türkmenler'e açmadığı anlaşılıyor,  ama yerine  Kürdlere mi açmış oluyor ?
Ayrıca Alp Arslan zamanı bölgede Türkçe toponomi bulunduğuna dair de belgeli bir çalışma var mı, bilemiyoruz.
Yok gibi.
Ama  elbette  fazla değil, eğer üç isim dahi olsa, ilgili  akademisyen / tarihçiler  kaleme alırlardı.
Ayrıca 1071 Malazgirt sonrası oluk oluk  aktıkları ve  Anadolu'da kollarıyla mevcudiyetleri  bulunduğu iddia edilen Türkmen-Oğuz aşiret isimlerine zamanın ve hemen sonrasının tarihini kaydeden müelliflerin eserlerinde de rastlanmıyor.
Mesela dönem için en kapsamlı çalışmayı orjinal metinlerden derleyerek yapmış olan ve  1991 de kaybettiğimiz meşhur tarihçi / İslamolog Calude Cahen'in, İngilizce'ye  'Pre-Ottoman Turkey' , Türkçeye de 'Osmanlılardan Önce Anadolu' isimleriyle çevrilen ve  her iki yayınını da okuduğum eserinde,  Anadolu'da bir adet Türkmen aşiret ismi verebilme uğruna nasıl bocaladığını anlamak için,  akademisyen olmaya da gerek yok.
Başka makalede işleyeceğim ama şunu söyleyebilirim, Claude Cahen'in verdiği  aşiret ismi  (leri) de Türkçe'ye benzemiyor !
Ama Moğol istilasını müteakiben Anadolu ve İran'a yerleşen düzineyle Moğol aşiret ismi kaydedilmiş mevcut kaynaklarda.
Bunlar da artık Türk sayıldıklarından olsa gerek, Türk ve de konuyla ilgili Batılı akademisyenler de sıra Anadolu, İran ve  Irak'a yerleşen Moğollara ne olduğuna dair sorular ve çalışmalara geldiğinde bir sessizliğin hakim olduğu söylenebilir
O hususu da yazacağım.
Azerbayjan'da zamanımızda görülen Türkçe toponominin, genel olarak İlkhan devletinin dağılmasından çok sonraları ağır ağır yerleşmeye başladığını söylemek mümkün.
Şimdilik bu konuyu da geçiyoruz.

Bu arada yukarıda ismi geçen Şaddadi ile onunla  çağdaş olan Rawadi ve  Salahaddin kimdir, nedir için ilk başta nette mevcut olan Minorsky'nin 'Studies in Caucasian History' eserine bakılabilir.

Makalemiz  iki bölümden oluşuyor ve uzun değil. İlkinde 'Doğu Azerbayjan'da Kürd Aşiretleri' yazısından tercüme kısım mevcut. İngilizce orjinali ile İranica linki makalenin sonunda veriliyor.
İkincisi ise Vladimir Minorsky'nin Eİ de kaleme aldığı Kürd 'Shakaki' aşireti maddesi. Onunda ilgili tercümesi var ve orjinal İngilizce makale de sonda mevcut.
Diğer kaynakları makalenin kısa olması hasebiyle, daha anlaşılır kılmak maksadıyla satır aralarına yukarıda olduğu gibi, serpiştirdim.
İngilizce bilen okuyucuları, İngilizce orjinallerine göz atmalarını canı gönülden tavsiye ediyorum. 
Kendi İngilizcem çok iyi değil, yine de öğrenmek zorunda olduklarımı  sözlükler yardımıyla anlamaya çalışıyorum. Bu tür bir lisan desteği özellikle de Kürd tarihiyle ilgilenenleri kulaktan dolma söylentiler ile nasyonalist Türk tarihçilerin dezinformasyon ve manipülasyonlarından  koruyacak bilgi ihtiva eden kaynaklara ulaşmalarını sağlayabilir.

İlk bölümde Doğu Azerbayjan Kürd aşiretlerinden tesbit edilebilenleri alıntılayarak başlayalım : ''Qarajadağ da( yazara göre o zaman Arasbaran) , Aras nehri ile Sabalan dağ silsilesi arasında ki bölgede altı Türkçe konuşan Şii Kürd aşireti yaşar.
İsimleri : Çalabianlu, Mohammad Kanlu, Hosyanaklu, Haji Alilu , Hasan Beglu, Qaraçorlu...''

Burada hemen bir araya gireyim; dikkat edilirse her aşiret isminin sonunda bir Türkçe +lu soneki var. Bu da Kürdleri yok sayan Türk tarihçi klasiğinin, sanırım Azeri versiyonu olsa gerek.
Yani Kürd aşiretlerini Türkçe +lu sonekiyle Türk göstermek.
Okurken bu +lu soneklerinin atılmasında fayda var, o zaman daha ilgi çekici olabilir anlam tesbiti ve kıyaslama açısından.
Anadoluda'da, resmi Türk tarihçileri ile bunların her icadını sorgusuz kabullenen Batılı akademisyenler, Kürd beylik ve  aşiretlerine Azerilerden farklı olarak sadece +lu değil, bir de  durum ve ahvala göre  +oğul kelimesini sonek olarak yapıştırırlar.
Yegane amaç, Kürd olanı Türk ilan etme çabasıdır, hepsi bu.
Başarmış da görünüyorlar.
Mesela çok önemi medieval kaynak İbn Battuta ''İbn Germiyan (İbn Jarmian)'' yazar , bunu Arapça'dan İngilizceye çevirenler ile yorumlayanları da dahil olmak üzere Batılı akademisyenler ise  ''Son of Germiyan'' yerine Türk meslekdaşlarının taleplerine uygun, hem Kürdler hem de kendilerine büyük bir haksızlıkla  çalışmalarına leke düşürerek özensiz biçimde sanki metni İngilizce değil de Türkçe'ye çeviriyormuş gibi ''Germiyanoğlu'' olarak yazarlar...
Eğer çeviri bire bir ''Germiyan oğlu '' değilse, bu defa da düştükleri dip not ta böyle yazarak okur ve öğrenciyi Germiyanın ( bu defa -oğlu ibaresini ilaveyle)  ''Türkmen Beyliği'' olduğunu bizzat yazarak , yanlışa sevkederler.
Daha beteri ise, ana dilleri gibi Persçe bilen ve  İran Selçuklu, Anadolu beylikleri ile İlkhan tarihini de inceleyen akademisyenlerin durumu. Germiyan kelimesinin Kürdçe olduğu meydandayken, vazgeçtik Kürdçeden, bakıldığında gayet rahat (''Germ'' sıcak anlamına geliyor hem Kürdçe hem Persçe'de,   ''+ian''  ise Kürdi bir  sonek), Persçe tanımlanabilecek  bir ismi, yine aynen Arapça çeviri yapanlar gibi Germiyan oğlu diye tercüme edip yayınlamaları, Kürdlerin tarihinin ısrarlı biçimde karartılması üzerine Türkiye Cumhuriyeti ve ilgili Batılı akademisyenler arasında ismi konmamış bir konsensus bulunduğuna işaret ediyor kanaatimce.

Alıntılara devam edelim: ''Kalkal'da ise Qezel Üzen ( Kızıl Üzen- Owzan) arasındaki bölgede yedi Türkçe konuşan Şii Kürd aşireti mevcut. isimleri de Delikanlu, Kolukjanlu ( meşhur Şekkak aşiretinin bir kolu), Ahmadlu, Şatranlu ( Şekkak aşiretinin bir kolu) , Şadlu, Rasvand ve Mamanlu. 
Ve Miyana'nın  kuzey-doğu ile kuzey-batısında ki geniş alanlarda yaşayan Şekkak ( Shakak) aşireti.''

Bu son paragrafı incelememiz gerekiyor.Her zaman olduğu gibi, isimler +lu sonekiyle bitiyor. Maksat Kürdler her şeyleriyle Türk ilan edilsinler ki, zaten başarılmış ta. Bundan başka, şimdi anlaşılıyor ki Türkçe'de kullanılan ''delikanlı'' kelimesi de Kürdçe olabilir, üzerine çalışmak gerekiyor.
Şadlu ise bildiğimiz meşhur Kürd Şadi/ Şadiyan. Bu aşiretin Canbeglerle aynı kökten geldiğine dair belirtiler mevcut. Bölgede  Alevilikten Şiiliğe döndükleri de anlaşılıyor.
Rasvand ismi dikkat çekici. Nedense bu isme +lu soneki verilmesi ihmal edilmiş.  Yazar Pierre Oberling , bu aşiretin Süleymaniye tarafında da kolu olduğunu belirtiyor. Mamafih farklı da olabilir belki. Her şeyden evvel bölgede Rasvan /Rışvan, kısaltılmış  deyimiyle Reşiler zaten mevcutlardı. Mesela E.B. Soane'nin , 1914 te yayınladığı 'Grammar of the Kurmanji Language'' kitabında yer alan bazı tekstlerde Reşi Kürdler ile bunların Tebriz mal pazarına sürü götürmelerinden bahsediliyor.
Bu zamanla kurulan kendilerine düşman devletlerin Kürdlerin kendi topraklarında doğal ve hakları olan gezme, yerleşme özgürlüklerini nasıl sona erdirdiğini de, hep bu devletlerin kurallarıyla yaşayanlar bu  tekstleri okuyarak şimdi daha iyi farkedebilirler.
Velhasılı daha bir asır  evvel Van daki Kürd, malını Tebrize götürebiliyor, Tebriz deki, Diyarbakıra getirebiliyordu.
Buradaki Rasvand bir transkripsiyon hatası da olabilir mi ?  Mesela kelimenin sonundaki +d konsonantı, esasen +id soneki olabilir. Malüm , Arapça ve Persçe metinlerde herekelerin müelliflerce kullanılmaması, kelimeler'de mevcut bazı seslilerin de transkripsiyonlarda yer almasını engelliyor. 
Bu defa da anlamı bulmak için tekstin kontekstini kavramak önem kazanıyor. Fakat bu pratik, özel isimlerde tam sökmeyebiliyor. Zira emin olabiliriz ki Kürdçe kelimeler tarihi tekstlerde genel olarak Arabça ve Persçe lisanlarını kullananlarca kaydedilmiş  ve genelde de yazanlar için yabancı bulunan kelimeler. Dolayısıyla, eğer Rasvand gerçekten de +d konsonantını bulunduran bir isimse, Kürdçeye yabancı yazman +id  sonekinden haberdar olmayabilecek ve dahası bir de Raşvan isimli Kürd aşiretini bilmiyorsa, zaten kelimenin transkripsiyonuna dair kafasında bir soru işareti belirmeyecektir.
Bu durumda eğer isim iddia ettiğim gibi Rasvanid ise, o zaman bu Raşvanlar anlamına geliyordur.
Mamafih yine de orjinal MS'i  görmek gerekiyor, bu durumda  yazarın ismi doğru naklettiğini kabul edeceğiz. Ayrıca  bu tür bir kelime Sorani Kürdçesinde mevcut olabilir.
İncelediğimiz paragrafın sona kalan  ismi Şekkak ( Shakak) idi. Yazarımız bu dev aşiretin de Kürd olduğu ve Türkleştiğini naklediyor. 

Buradan itibaren, Minorsky'nin Eİ de  ''Encyclopaedia of Islam Online (English) - Brill''   yayınlanan,  ''S̲h̲aḳāḳī , or s̲h̲i̊ḳāg̲h̲i̊ , a tribe of Kurdish origin centred on Ād̲h̲arbayd̲j̲ān ( Shakaki-Şakaki, veya Shikaghi-Şikaği' , Azerbayjan merkezli Kürd kökenli bir aşiret )'' ,   başlıklı  madde/makalesinde not alınması gerekli ve Kürd tarihi için dikkat çekici ve bu halk için bir felaket olagelen Kürdlerin Türklüğe asimilasyonu bilgisi can acıtıcı rakamlarla desteklenerek veriliyor.

1800 başlarında 8,000 aile Rus bölgesinde tesbit edilmiş. Dikkat edilsin, kişi değil, aile deniyor. Bunu en azından 40,000 kişi düşünebiliriz.
Dupre isimli yazar 25,000 aile den söz ediyormuş ve bunlar o zaman hala Kürdçe konuşuyorlarmış. Yani nereden bakılsa zamanında 125,000 kişiden bahsediliyor. 1814 de J.Morier, 50,000 kişilik bir Shakaki aşiret yoğunlaşmasını Tabrīz-Zand̲j̲ān yolu arası Has̲h̲tarūd, Garmarūd and Miyāna bölgeleri ve aynı zamanda da Ardabīl'de tesbit etmiş.
Kajar prens Abbas Mirza, oluşturduğu askeri birlikleri Avrupalı usullerle talim eden subaylarını da bu Kürd aşiretinden seçiyormuş.
J.Morier'e göre buradaki Shakaki Kürdleri artık Türkçe konuşuyorlarmış.
Bu rakamlar iki asır evveline ait.

Yazar Shirwani ise Shakaki aşiretine mensup ve Ardabil'den gelen yol boyunca, Tabriz-Sarab bölgesinde yaylak-kışlak tam 60.000 ''aile'' not etmiş. Ve naklettiğine göre bunların tamamı Kürd ama Türkçe konuşuyorlarmış.
Yani 300-500,000  civarında bir Türkleşmiş Kürd nüfustan bahsediyoruz sadece bu alan da, bir asırdan da uzun bir zaman kesitinde...
Hepsi de Şaki aşiretinden.
Dahası ''Kızılbaşlığı''  meydana getiren  ana kesimlerden biriymiş. Minorsky buradan hareketle bu dev Kürd aşiretinin bu büyük kolunun Şii olduğunu naklediyor.

Bir de 20. yüz yıl başlarından itibaren Kajar hükümeti bu aşiretten dört alay teşkil etmiş.
Daha sonra Minorsky şöyle yazıyor: '' Kürd Shakak ile Shakkaki arasındaki bağlantıları pek bilemiyoruz ama bütün veriler Shakakinin, aynen Ganja Kürdleri gibi, Türkleşmiş bir Kürd aşireti olduğuna işaret ediyor. Urmiye Gölü'nün doğusunda ki toponomi de, Shakaki 'nin izlerinin bir parçasını görüyoruz , Suldüz bölgesinde Kışlak Shakaki köyü (the village of Kishlak Shikaki at Suldüz).''

Evet bu arada Minorsky bize sadece Shakaki değil, bir de Ganjanın tüm Kürdlerinin Türkleştiğini bildiriyor. Şimdi artık ne Shakaki'den , ne de Ganja'nın Kürdlerinden eser kalmamış olmalı.
Urmiye ise , diğer bölgeler gibi 750 sene evvel Moğol yerleşimine açılmıştı bile. Zira Minorsky'nin naklettiği bölge olan Suldüz ismi, Helagü'nün ordusunda bulunan Moğol aşireti Suldus'un ta kendisidir. Bu aşiret, son İlkhan Busaid ( Abu Said yazılıyor ) zamanı kudretli Emir Çoban Noyan'ın da mensup bulunduğu aşirettir. Aynı zamanda Çoban Noyan'ın oğlu ve meşhur Moğol Anadolu beylerbeyi Timurdaş Noyan, İlkhan'a isyan etmiş, Anadolu beyliklerine kan kusturmuş ve kendisini Mehdi ilan edip, ayrı bir devlet kurma hazırlıklarına girişmişti.  Bunlar için  Howorth , Cambridge History of İran Volume V , Qazvini Mustawfi, Eflaki  ile Türkçe'ye çevrilenlerden Bertold Spüler'in ' İran Moğolları' eserine bakılabilir.
Minorsky'nin makalesinin sonunda, çok önemli bir tesbit var. Azeri Türkleri olarak tanıtılmış ve öyle olduklarına ikna edilmiş toplulukların aslında Türk olmadıklarına dair ayırt edici faktörleri gözler önüne seriyor.
Bahsi geçen dönemlerde Azerbayjan nüfusunun çoğunlukla kırsal alanda yaşadıklarını naklediyor ve bu arada belli başlı şehirlerin nüfuslarını da öğreniyoruz. Tebriz ( 280,000), Ardabil ( 63,000), Khoy ( 49,000), Maragha ( 35,000).
Bu şehirlerin toplam nüfusları, bir tek  Kürd Şaki ( Shahaki) aşiretinin Türkleşen fertlerinin toplamından az, açıkça.
Okuyucu hemen yukarıda verilen Kürd aşiret nüfuslarına bakarak kıyaslayabilir.

Devamla Minorsky şunları naklediyor :
''Yarı göçebeler Müghan steplerine ( Türk Shahsewanı ) , Güney Urmiye ile Türk sınırı boyunca uzanan Kürd bölgelerinde yaşıyorlar. Nüfusun ezici çoğunluğu lokal diyalekt olan Azerbayjan ( Adharbaydjan) Türkçesi konuşuyor. Bu Azerbayjan Türkçesi konuşanların karakteristik özellikleri arasındaki ''Pers konuşma tarzı, şive ve ses tonlarını yükseltme, alçaltma halleri'' ile konuştukları Azerbayjan Türkçesinde ''ses uyumuna hiç te aldırış etmeyip, uymamaları'',  Türkleştirilmiş nüfusun Türk olmayan kökenlerini yansıtıyor.''
Yani Azerilerin Türk soyundan olmadıklarını yazıyor.
Anadolu'dan bir Yörük, ya da diyelim Türkmenistan'dan bir Turkmen  Azerilerle karşılaştıklarında ,onların  konuşma tarzları, hareket ile jest ve mimikleri, kelimelerdeki ses değişimlerine baktıklarında Yörük muhtemelen ''bunlar Kürt '',  Türkmen ise ''Pers'', diyecektir .

Bu arada Şakaki ( Shakaki) aşiretinin 1900 başlarında Anadolu da bulunan kolu Şaki /Shaki aşiretine dair  kısa da olsa, bilgi edinebiliyoruz. Bunun için de  Mark Sykes'ın  1908 de 'The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland Vol. 38 (Jul. - Dec., 1908), pp. 451-486' de  yayınlanan 'The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire' isimli uzunca makalesine bakılabilir.
Şaki kelimesine de dikkat çekeyim. Türk etimologlara, mesela bir tanesi olan Nişanyan'a göre (http://www.nisanyansozluk.com/?k=%C5%9Faki)  şaki kelimesi Arapça ''mutsuz, bedbaht, talihsiz'' anlamlarına geliyormuş !
Sanki o saydığı anlamlar Türkçe'de bulunmuyordu da, ekstradan bir de ihtiyaç olmuş ve kelimeyi Osmanlıca'ya dahil etmişler gibi. Ve  ''haydut anlamı Türkçeye özgüdür'' diyor.
Yani şimdi birileri mutsuzluklarından kendilerini haydutluğa vermiş mi oluyorlar?

Yaşı altmış ve yukarı olanlar iyi hatırlayacaklardır. 12 Mart döneminde hem radyodan anonsları, hem de duvarlara yapıştırılan kağıtlar ile  gazete başılıklarında yer alan ''kır ve şehir eşkiyası, şakisi'' tabiri kullanılırdı devrimci gençler için.
İşte o Şaki, adı geçen dev Kürd aşiretinin ismi Şaki/ Şakaki.

Şaki/ Shahaki isminin anlamını da yazıyor Minorsky  verdiğim kaynakta : ''According to Yūsuf Ḍiyāʾ al-Dīn, the word s̲h̲iḳāḳī means in Kurdish a beast which has a particular disease of the foot.''
Yusuf Diya al-Din'e göre Şakak/Şikak Kürdçe'de '' ayakla ilgili bir hastalığı olan iri bir hayvan ( ya da hayvanca davranan kaba kimse)'' anlamlarına geliyor.
Bu arada bir noktayı da belirtmem gerekiyor. Osmanlı kaynaklarında kelime Şak haliyle mevcut görünüyor, yani tam isabet.
Gerçekten de kelimenin gövdesi Şak, zaten belli oluyor. Şak+i olunca Şak ismiyle alakalı olana söyleniyor, Şakak ta ise +ak küçültme soneki, muhtelif anlamlar verebilir, tek bir Şak olan gibi.

Evet , anlaşılan an itibariyle kendilerini Azeri Türkü ilan edenlerin en az yarısı, sadece ve sadece Kürd Şaki aşiretinden meydana geliyor.
Azerbayjan'ın şimdiki hali , Kürdler için korkunç bir yenilgi ve yok oluşu gözler önüne seriyor.

Bin yıl evvel  kendi topraklarında at koşturan Kürdlerden  meşhur komutan Deysem ile Şaddadi Fadlun ve Rawadi Mamlan,  kendi canlarıyla günümüzde  re-enkarne olup, o aralarında uğruna bir birileri ile savaştıkları Kürd ülkesi  Adharbagan ile Media'nın  şimdi ki Kürdden arındırılmış  halini görselerdi, şahit olacakları karşısında kederden dökecekleri göz yaşları okyanus olur ve Cinvat köprüsüne erişirdi.

İngilizce orjinal pasaj ve kaynaklar aşağıda ,                      

-Kurdish Tribes, Kurdish Tribes in Persia  /  Eastern Azerbaijan 
Pierre Oberling,June 16, 2004        
Originally Published: July 20, 2004  
http://www.iranicaonline.org/articles/kurdish-tribes,

Eastern Azerbaijan. In Qarājadāḡ (today Arasbārān), that is, the region between the Aras river and the Sabalān mountain range, there are six Shiʿite, Turki-speaking tribes of Kurdish origin: Čalabiānlu (q.v.), Moḥammad Ḵānlu, Ḥosaynāklu, Ḥāji ʿAlilu (q.v.) mountains and the Qezel Uzen (owzan) river, there are seven Shiʿite, Turki-speaking tribes of Kurdish origin: Delikānlu, Kolukjānlu (an offshoot of the Šekkāk), Šaṭrānlu (also an offshoot of the Šekkāk), Aḥmadlu, Šādlu, Rašvand, and Māmānlu. Finally, there are Shiʿite, Turki-speaking Šekkāk occupying vast areas northeast and northwest of Miyāna. (See Afšār-Sistāni, pp. 109-25; Oberling, 1964; idem, 1961, pp. 52-57, 80.).

-Shakaki by Minorsky, Eİ Encyclopaedia of Islam Online (English) - Brill : 


''S̲h̲aḳāḳī ,or s̲h̲i̊ḳāg̲h̲i̊ , a tribe of Kurdish origin centred on Ād̲h̲arbayd̲jān. According to Yūsuf Ḍiyāʾ al-Dīn, the word s̲h̲iḳāḳī means in Kurdish a beast which has a particular disease of the foot. According to S̲h̲araf al-Dīn Bidlīsī’s S̲h̲araf-nāma (i, 148), the S̲h̲aḳāḳī were one of the four warrior tribes ( ʿas̲h̲īrat ) in the nāḥiya of Finik of the principality of the D̲j̲azīra. According to the Ottoman sāl-nāme s, there were Kurdish S̲h̲aḳāḳī in the nāḥiye of S̲h̲eyk̲h̲ler in the ḳaḍāʾ of Killīs in the wilāyet of Aleppo (cf. Spiegel, Eran. Altertumskunde , i, 744). The nāḥiya S̲h̲aḳāḳ of the Ḏj̲ihān-numā (between Mukus and D̲j̲ulāmerg) is certainly only a mis-reading for S̲h̲atāk̲h̲. As a result of certain movements, probably in the time of the Turkmen confederation of the Aḳ Ḳoyunlu [q.v.], we find the S̲h̲aḳāḳī leading a nomadic life on the Mug̲h̲ān river on the frontier of Transcaucasia [see s̲h̲āhsewan ]. At the beginning of the 19th century, there were 8,000 families on Russian territory. Dupré speaks of 25,000 hearths of S̲h̲aḳāḳī among the tribes speaking Kurdish. About 1814, J. Morier numbered them at 50,000 grouped along the Tabrīz-Zand̲j̲ān road in the districts of Has̲h̲tarūd, Garmarūd and Miyāna as well as at Ardabīl. The Ḳād̲j̲ār prince ʿAbbās Mīrzā drew from this tribe the main cadres of his infantry drilled in European fashion. According to Morier, the S̲h̲aḳāḳī spoke Turkish.
S̲h̲īrwānī puts the summer and winter quarters of the 60,000 families of S̲h̲aḳāḳī in the region of Tabrīz-Sarāb (on the road from Ardabīl) and adds that it is a Kurdish tribe whose language is Turkish, which forms part of the Ḳi̊zi̊l-bas̲h̲ ( min tawābīʿ-i Ḳi̊zi̊l-bas̲h̲ ), which evidently means that the tribe is S̲h̲īʿī, as is also suggested by its association with the S̲h̲āhsewan. The importance of the tribe may be judged from the fact that, at the beginning of the 20th century, the Ḳād̲j̲ār government recruited four regiments from the S̲h̲aḳāḳī; we do not know the connections that may exist between the S̲h̲aḳāḳī and the Kurdish S̲h̲akāk, but all indications point to their being a Turkicised Kurdish tribe (like the Kurds of Gand̲j̲a). In the toponymy of the region south of Lake Urmiya [see sāwd̲j̲-bulāḳ ], we find traces of the passage of the S̲h̲aḳāḳī (the village of Ḳis̲h̲laḳ S̲h̲iḳāḳi̊ at Suldūz). 







Sunday, 26 August 2018

Zerdüştilik ile Alevi-Yezidi İlişkisi ve Güneşe Dua Ritüeli Üzerine

Bu makale de ilerde geliştirilerek yeniden kaleme alınabilecek türden.  Uzun zaman evvel yazdıklarıma bazı kısa ilaveler yaptım ama yetersiz ve zaman lazım elbette,  yine de bazı hususları aktarmayı ve yorumlamayı uygun gördüm. Umarım konuyu mevcut draft halini daha detaylı ve akademik tarzda kaleme alarak işlerim bir gün.

İslamiyet öncesi Kürdlerin Zerdüşti olduklarına yönelik bizzat Kürdlerce ileri sürülen görüşler mevcut. Ancak, Alevi-Yezidi-Yarsan inançlarının araştırılmadığı, hele Aleviliğin tamamen 1923 Türkiyesinin resmi ideolojik düsturlarına terkedildiği ve esasen Kürdlerin dilleriyle bağlantılarının da bizatihi Cumhuriyetçe kesildiği bir ortamda kafa karışıklığı daha da çarpıklaşarak devam etmeye mahküm görünüyor.
Cumhuriyetle birlikte  icad edilen Türkçe söyleyen Alevi saz şairleri, Kürdçeden tercüme yanında devlet siparişiyle imal edilen şiir ve deyişler ile inancı bir takım temelsiz mülahazalarla Alevisi olmayan ve hiç olmamış Orta Asya halklarıyla ilintileme gayretlerine rağmen Alevilik'in orijinal hali, Zerdüştilikle ilintili bazı temel düsturları barındırıyor.
Dahası,  Zerdüştiliğin asli teolojik kuramlarının epeyi bir dışında olmakla birlikte, bizzat onunla birlikte farzedilmiş, içinde telakki edilmiş  görünüyor.
Farklı, çok karmaşık bir konu ve içeriği değil kısa bir makale, bir kaç kallavi cüssede kitapla da sınırlandırılabilecek gibi değil.
Ve Kürdlerin tarihinin ana direklerinden biri de, hali hazırda Alevilik olarak adlandırılan inanç görünüyor.
 
Biliyoruz ki, Sasani döneminde resmi Din Zerdüştilik içersinde görülmekle birlikte, aslında bu peygamberin temel bazı düsturlarıyla hiç bağdaşmayan prensipleri haiz inançlar vardı.
Mesela Medya'nın ( Arapların Jibal جبال ''dağlar/dağlık'' dedikleri)  Kürdlerle dolu vadi ve dağlarından,  Khorasan'dan, Arapların 600 yıllarında ele geçirdiklerinde yerli halka istinaden verdikleri isimle anılan  şimdiki Hatay-Afrin hattındaki  Jabal al Akrad   جبل ال أكراد   yani Kürd Dağı,  Klikya ile  Kafkasya'nın Şirwanı ve Kapadokya'nın Avi  Siwas- Halys-Kızılırmak nehrine kadar farklı coğrafya da  Zerdüşti telakki edilen topluluklar yaşıyordu.
Dolayısıyla tarihi gelişmeyi takip edebilmek için evvela eldeki yanlış-doğru kaynaklarla Zerdüştiliği anlamak gerekiyor.
Alevilikle muhtemel bağlantılara yönelik ön incelemede, temel farklılıklar göze çarpıyor; mesela yeniden dirilme, cennet-cehennem, huriler ve bir çok nokta.
Öte yandan da teoloji, terminoloji ile ritüellerinde, Alevilikte bazı unutulmuş kavramlar Zerdüştilik de bulunabilir. 
Bu kısa makalenin de amacı kaynaklardan derlenmiş olanlara ışık tutabilmek, tartışmak.
Bu arada bağlantılı olduğu için bir de Kürdistan ismiyle Kürd tarihi başlatılması gibi yaygın bir yanlışlığa dikkat çekmeliyim.
İlk, bir notu tartışalım; Zerdüşti inancının kutsal kitabı Avesta'da 'liturgical- dua ve ayin' bölümü-kitapçığı  Yasna da 72 rakamı ve kutsal kuşak kusti geçiyor.
Yasna'da değişik melekler, ruhlar ve kutsal varlıkların onuruna  ilahiler-okunan dualar bulunuyor. Avestan lisanında  'haiti ' ya da 'ha' olan ve 72 kısımdan oluşan, 72 adet iplik-iplik telinden yapılmış kusti ya da kutsal kuşak ile sembolize edilen ve genç Zerdüştinin mabede resmi kabulünü teşkil eden unsurlardan biri ya da aslı  bu.

Kusti , yani bu kutsal kuşak, Yezidilerde var. Eskiden Alevilerde de olması gerekirdi. Yarsan'da da var.
Zaten ''xirqe' giyildiğinde, kusti, yani  muhtemelen kuşak ta olacaktı.
Persçe'de mevcut olan kelime Kürdlerde kullanılırdı, muhtemelen kusti kelimesinin Kürdi formu da bu kuşak olmalı, ama daha araştırma gerektiriyor.

Bir notta da Persçe olarak Yazad'a İzad denildiği geçiyor.
Yazad  Pahlavi'de ''yaratılmış kutsanan varlık'' anlamında ve Avestanı ise Yazata.
Yezidi inancına yönelik bu anlamda kullanıldığına dair net bir belirleme pek görünmüyor. Akla yatkın olmakla birlikte, araştırma gerektiriyor. Belli ki Kürdçe yazarlar ve siyasilerce yaygınlıkla kullanılan Ezid kelimesi  buna tekabül ediyor. Ama eminim ki Kürdçesi Ezid değil, Yezid dir.
Politik, hatta dini endişelerle Yezidi söylemine itiraz ediliyor ama videolarda bile politik kaygısı olmayan sıradan insanların Yezidi/Yazidi dediklerini bizzat kendim de duydum.
Kürdçede bu Yezid formunda.

Bir notta da 'Legend of Ardashir- ' Arde Şer'in Menkibesi'  başlığıyla, nesli ve hayatı anlatılıyor. Bir paragrafta ise aynen, Pahlavi Karnamak ile Şahnama'da geçtiğini yazdığı şu ifadeler var :

'' Ardaşir's  wars with the Parthians and others; his defeat of Ardawan and his son, and his reverse at the hands of the Kurds ( Karnamak, p. 46-49 ;  Şahnama.p.1374).

Eğer doğru anladıysam, Arda Şer'in başkaları ile son Part Ardawan ve oğlu ile savaş ve  Kürdlerden bahsediyor.
Kürd tabiri Part  zamanında bile geçiyor.
Bir de yine : ''Sasan was a herdsmen of Papak and abode ever with the flocks; but he was of the race of Dara the son of Dara. During the evil reign of Alexander he had fled away and gone forth with Kurdish shepperd.''

Sasan, yani Sasani hanedanının isim sahibi, Papak'ın çobanıymış. Dara'nın soyundan geliyormuş. Oğlu iblis İskenderden kaçmış ve Kürd çobanın yanına vs.
Dara bu  Dari+us -Darius olarak Grekçe de geçen isim.
Dara'nın adına inşa ettirdiği, ya da edilen Dara şehri ise Nusaybin'in kuzey-batısına düşüyor.
Kalıntıları muhtemelen bombardımanlar sonucu tamamen tahrip olmuştur. 
Mevcut şehirlerin hali ve devletin tarihi eserlere olan ideolojik allerjisi göz önüne alındığında, yürek burkucu bir karamsarlıktan öte akla gelebilecek başkaca bir ihtimal  yok gibi görünüyor

Bu arada  '7' kavramına dair açıklama da dikkat çekici:
''The Seven, referred to in the name of Ardashir's opponent are, he adds, the seven planets , which belonged to the Creation of Ahriman, the Evil Spirit.''
Bu '7-yedi' , Arde Şer'in muhalifi ve burada 7 planetle  anılıyor. Zira  inanca göre ' Güneş, Merkür, Venüs, Dünya, Ay, Mars ve Satürn,'  Ahriman'ın yarattıkları, ona ait. 
 
Sasani Şahlarından bahsederken,  Cizre'nin güney-doğusunda,  Irak cumhuriyetinin Kürdistan'ın da  Sasani hükümdarı Şapur'un adına inşa edilmiş bir şehiri de zikretmek lazım.
İsmi 'Gund-i Şapur' dur.
Gund kelimesi Kurmanci Kürdçesinde 'köy' anlamına kullanılıyor ama aslında kelime Pahlavi de ''ordu kampı'  anlamına geliyor.
Bu da aslında Şapur'un ''askeri kampı''.
1928 de Empson'un Sinjar'da konuştuğu Yezidi Pir boşuna ''bizim devletimiz vardı, 350 sene sürdü ve Şapur'da Şahımız dı'' dememiş  demek ki.
Gund kelimesinin Kurmancide yer alması bile Sasani ile Kürd  ilişkisinin boyutunu göstermekte.
Gund, Şam tarihhini yazan İbn Qalanasi'den öğrendiğimize göre Haçlı seferleri sırasında şimdiki Suriye coğrafyasında ''Jund'', bir nevi askeri birlik ya da gruplar olarak geçiyor. Arabi asker kavramı da yanı sıra kullanıldığına göre, Jund gruplarının Kürdlerden müteşekkil olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ibn Qalanisi'nin Gund yerine Jund yazması, Arabi'de -g harfinin bulunmamasından ötürüdür.  
 
Bir başka not ise daha da çarpıcı: Magi'ler, Zerdüşt'ün oğlu ya da soyundan biri olan Oşederbami ya da Oşederma'yı beklerlermiş.
İslamın, Şii'nin Mehdi beklemesi gibi.
Zaten bu kavram Alevilikte de geçen Ali'nin mehdiliğinin kökenidir de.
Fark, Magiler olmuş Alevi, Oşedarme da Kürdlern gözünde evvela Halifece tuzağa düşürülerek öldürülen Ebu Müslim olmuş, müteakiben de çıkardıkları muhtelif ayaklanmaları bastırıldıktan sonra da olmuş Ali !

İran'da Arap işgalinden bir asır kadar sonra, Bih-afaridh isimli biri çıkmış ortaya. Daha o zamanlar İran coğrafyası, hele hele Anadolu'da Kürdler ile diğer soydaş halkların İslam inancına pek dahil olmadıklarını söylemek mümkün.
Katılım var ama çok çok az ve sebebleri tek değil, farklı konu.
 
İşte bu Bih-Afarid Magilerden farklı düşünüyormuş bazı konularda ama Zerdüşt'ü kabulleniyor, kurumlarına inanıyormuş ve her peygamber( ya da adayı )  gibi o da kendisine kutsallık atfediyor, ilahi kudretle gizlice haberleştiğini (vahiy gibi mesela) belirtiyormuş. Müridleri için yedi dua önermiş.
Bunları geçiyorum ama bazı ritüel ve kurallar dizisi var ki, çok önemli :

''He ordered them to worship the substance of the Sun, kneeling on one knee and in praying always to turn towards the Sun, where ever it might be ;to let their hair and locks grow; to give up the zamzama at dinner ;not to sacrifice small cattle unless they were already enfeebled ; not to drink wine ;not to eat the flesh of animals that have died a sudden death ,as not having been killed according to prescription ; not to marry their mothers, daughters , sisters or nieces ; not to exceed the sum of 400 as dowry. Further, he ordered them to keep the roads and bridges in good condition by means of the seventh part of their property and of the produce of their labour.''

Güneşin ''özüne-maddesine'' tapınmayı emretmiş. Tek diz üstüne çökerek daima güneşe  doğru dönerek dua etmek, güneş her nerede ise. Saç ve lülelerini uzatmak. Akşam yemeğinde fısıldaşmayı bırakmak .Zayıf ve mecalsiz olmadığı müddetçe  hayvan kurban etmemek. Aniden ölen veya kurallara uygun kesimi yapılmayan hayvanın etini yememek. Anne, kız evlat, kız kardeş, kız yeğenlerle evlenmemek. Çeyiz ya da başlık ta (bu kelimenin Persçe veya varsa Pehlevisini keşke görebilsek) 400 ü  geçmemek.  Bir de müridlerine yol ve köprülerin daima bakımlarını yapmaları ve onları mülklerinin ''yedinci'' parçası görmeleri ve işçiliklerini de yapmalarını emretmiş.
 
Çok ilginç değil mi ?
 
Bu paragrafın kendisi özel bir çalışma gerektiriyor. Zamanı gelince önemli bazı belirlemelere de ilham kaynağı olacak. Alevi-Yezidi, yani Kürd tarihinin en önemli halkasının izleri var burada.
Konuya dair  not ve açıklamalar bu kadar.