Sunday, 23 September 2018

Türkleşen Doğu Azerbayjan Kürd Aşiretleri , Şaki Aşireti ile Azerilerin Türk Olmayan Köklerine Dair Kısa Notlar


Makaleyi uzun bir müddet evvel hazırlamış ve blogta yayınlamıştım. Akademik yazım kurallarına d riayet etmedim. Mamafih bu defa da sil baştan tekrar yazımı zaman açısından işime gelmedi. Ayrıca, bu konu zaten daha geniş kapsamlı bir araştırmanın parçası olacağından, mevcut makaleyi bir nevi draft mahiyetinde tekrar yayınlamakta bir mahzur görmedim. Umarım zamanı geldiğinde akademik yazım tarzını adapte ederek tekrar yayınlama fırsatım olacaktır.

Rusya'nın teşviki ve sağladığı yardımlarla , bölgede Persçe ile Kürdçenin muhtelif lehçelerini konuşan ve ana unsurları başta  Moğol ve  Kürd ile  Taliş+Tat-Alan+Dağıstani  yanında isimleri belirlenmeye muhtaç diğer İrani toplulukların karışımı bir halk, kendilerine Maveraünnehir/Transoxiana Türki/ Türkçesi ( Çağatay) tanıtılıp, Türk oldukları telkin edilerek Türkleştirildiler.
Moğollarla birlikte, Çinli, Tungus, Tibet  ve Mançurya/Çorç halkları mensuplarının da Helagü ordusunda mevcudiyetleri biliniyor. Elbette aralarında isimlerini bilmediğimiz muhtelif Sibirya halkları da olmalı. Bunun için Juwayni ve Qazvini ile son yüz yıl yazarlarından Strange'e  bakılması iyi bir başlangıç olur. 
Türkleştirilen halkın elementleri arasında Türkleri sayamadım. Zira ilgili akademisyen-tarihçilerin Anadoludakine benzer biçimde Azerbayjan'ın da iliklerine kadar Türk kökenli oldukları tezi  belge yoksunluğundan ötürü bir anlam taşımıyor. Yukarıda verilen  kaynaklardan biliyoruz ki  Azerbayjan Tebriz civarında  yüzlerce Kürd köyü boşaltılmış ve yerine Moğollar yerleştirilmişti İlkhan Ghazan  ve sonrasında.
Hatta Mustawfi 1340-50 arasında aşağıda nüfusu da verilecek zamanın Kürd şehri Khoy'da Çinlilerin ikamet ettiğini yazacaktı. Zaten Juwayni'de Helagü'nün ordusunda bin aile Çinli bulunduğunu kaydetmiş. Bunlar mühendisler.
Daha da önemlisi , Moğollar öncesi Selçuklular zamanı bölgeye Türk-Türkmen ya da meşhur Oğuz yerleştirildiğine dair  belge ve belirti yok.
Tam tersine, şahsına yakıştırılan ve ismini kendisinin bile duyduğu şüpheli olan  ''Oğuz Türkmen''  ibaresi esas alınarak Türklerin atası ilan edilen Alp Arslan ya da Alparsalan 1064 de Kars yakınlarındaki Ermeni şehri Ani'yi fethettiğinde, durmadan yanlış yazan bu tarihçilerin iddia ettiklerine uygun Anadolunun kapılarını Türkmenlere açmak için orayı Türk yurdu haline getireceğine, şehri vassalı Kürd Şaddadi devletinin emiri Fadlun'a vermişti.

Şimdi bu durumda Alp Arslan'ın  Anadolunun kapılarını  Türkmenler'e açmadığı anlaşılıyor,  ama yerine  Kürdlere mi açmış oluyor ?
Ayrıca Alp Arslan zamanı bölgede Türkçe toponomi bulunduğuna dair de belgeli bir çalışma var mı, bilemiyoruz.
Yok gibi.
Ama  elbette  fazla değil, eğer üç isim dahi olsa, ilgili  akademisyen / tarihçiler  kaleme alırlardı.
Ayrıca 1071 Malazgirt sonrası oluk oluk  aktıkları ve  Anadolu'da kollarıyla mevcudiyetleri  bulunduğu iddia edilen Türkmen-Oğuz aşiret isimlerine zamanın ve hemen sonrasının tarihini kaydeden müelliflerin eserlerinde de rastlanmıyor.
Mesela dönem için en kapsamlı çalışmayı orjinal metinlerden derleyerek yapmış olan ve  1991 de kaybettiğimiz meşhur tarihçi / İslamolog Calude Cahen'in, İngilizce'ye  'Pre-Ottoman Turkey' , Türkçeye de 'Osmanlılardan Önce Anadolu' isimleriyle çevrilen ve  her iki yayınını da okuduğum eserinde,  Anadolu'da bir adet Türkmen aşiret ismi verebilme uğruna nasıl bocaladığını anlamak için,  akademisyen olmaya da gerek yok.
Başka makalede işleyeceğim ama şunu söyleyebilirim, Claude Cahen'in verdiği  aşiret ismi  (leri) de Türkçe'ye benzemiyor !
Ama Moğol istilasını müteakiben Anadolu ve İran'a yerleşen düzineyle Moğol aşiret ismi kaydedilmiş mevcut kaynaklarda.
Bunlar da artık Türk sayıldıklarından olsa gerek, Türk ve de konuyla ilgili Batılı akademisyenler de sıra Anadolu, İran ve  Irak'a yerleşen Moğollara ne olduğuna dair sorular ve çalışmalara geldiğinde bir sessizliğin hakim olduğu söylenebilir
O hususu da yazacağım.
Azerbayjan'da zamanımızda görülen Türkçe toponominin, genel olarak İlkhan devletinin dağılmasından çok sonraları ağır ağır yerleşmeye başladığını söylemek mümkün.
Şimdilik bu konuyu da geçiyoruz.

Bu arada yukarıda ismi geçen Şaddadi ile onunla  çağdaş olan Rawadi ve  Salahaddin kimdir, nedir için ilk başta nette mevcut olan Minorsky'nin 'Studies in Caucasian History' eserine bakılabilir.

Makalemiz  iki bölümden oluşuyor ve uzun değil. İlkinde 'Doğu Azerbayjan'da Kürd Aşiretleri' yazısından tercüme kısım mevcut. İngilizce orjinali ile İranica linki makalenin sonunda veriliyor.
İkincisi ise Vladimir Minorsky'nin Eİ de kaleme aldığı Kürd 'Shakaki' aşireti maddesi. Onunda ilgili tercümesi var ve orjinal İngilizce makale de sonda mevcut.
Diğer kaynakları makalenin kısa olması hasebiyle, daha anlaşılır kılmak maksadıyla satır aralarına yukarıda olduğu gibi, serpiştirdim.
İngilizce bilen okuyucuları, İngilizce orjinallerine göz atmalarını canı gönülden tavsiye ediyorum. 
Kendi İngilizcem çok iyi değil, yine de öğrenmek zorunda olduklarımı  sözlükler yardımıyla anlamaya çalışıyorum. Bu tür bir lisan desteği özellikle de Kürd tarihiyle ilgilenenleri kulaktan dolma söylentiler ile nasyonalist Türk tarihçilerin dezinformasyon ve manipülasyonlarından  koruyacak bilgi ihtiva eden kaynaklara ulaşmalarını sağlayabilir.

İlk bölümde Doğu Azerbayjan Kürd aşiretlerinden tesbit edilebilenleri alıntılayarak başlayalım : ''Qarajadağ da( yazara göre o zaman Arasbaran) , Aras nehri ile Sabalan dağ silsilesi arasında ki bölgede altı Türkçe konuşan Şii Kürd aşireti yaşar.
İsimleri : Çalabianlu, Mohammad Kanlu, Hosyanaklu, Haji Alilu , Hasan Beglu, Qaraçorlu...''

Burada hemen bir araya gireyim; dikkat edilirse her aşiret isminin sonunda bir Türkçe +lu soneki var. Bu da Kürdleri yok sayan Türk tarihçi klasiğinin, sanırım Azeri versiyonu olsa gerek.
Yani Kürd aşiretlerini Türkçe +lu sonekiyle Türk göstermek.
Okurken bu +lu soneklerinin atılmasında fayda var, o zaman daha ilgi çekici olabilir anlam tesbiti ve kıyaslama açısından.
Anadoluda'da, resmi Türk tarihçileri ile bunların her icadını sorgusuz kabullenen Batılı akademisyenler, Kürd beylik ve  aşiretlerine Azerilerden farklı olarak sadece +lu değil, bir de  durum ve ahvala göre  +oğul kelimesini sonek olarak yapıştırırlar.
Yegane amaç, Kürd olanı Türk ilan etme çabasıdır, hepsi bu.
Başarmış da görünüyorlar.
Mesela çok önemi medieval kaynak İbn Battuta ''İbn Germiyan (İbn Jarmian)'' yazar , bunu Arapça'dan İngilizceye çevirenler ile yorumlayanları da dahil olmak üzere Batılı akademisyenler ise  ''Son of Germiyan'' yerine Türk meslekdaşlarının taleplerine uygun, hem Kürdler hem de kendilerine büyük bir haksızlıkla  çalışmalarına leke düşürerek özensiz biçimde sanki metni İngilizce değil de Türkçe'ye çeviriyormuş gibi ''Germiyanoğlu'' olarak yazarlar...
Eğer çeviri bire bir ''Germiyan oğlu '' değilse, bu defa da düştükleri dip not ta böyle yazarak okur ve öğrenciyi Germiyanın ( bu defa -oğlu ibaresini ilaveyle)  ''Türkmen Beyliği'' olduğunu bizzat yazarak , yanlışa sevkederler.
Daha beteri ise, ana dilleri gibi Persçe bilen ve  İran Selçuklu, Anadolu beylikleri ile İlkhan tarihini de inceleyen akademisyenlerin durumu. Germiyan kelimesinin Kürdçe olduğu meydandayken, vazgeçtik Kürdçeden, bakıldığında gayet rahat (''Germ'' sıcak anlamına geliyor hem Kürdçe hem Persçe'de,   ''+ian''  ise Kürdi bir  sonek), Persçe tanımlanabilecek  bir ismi, yine aynen Arapça çeviri yapanlar gibi Germiyan oğlu diye tercüme edip yayınlamaları, Kürdlerin tarihinin ısrarlı biçimde karartılması üzerine Türkiye Cumhuriyeti ve ilgili Batılı akademisyenler arasında ismi konmamış bir konsensus bulunduğuna işaret ediyor kanaatimce.

Alıntılara devam edelim: ''Kalkal'da ise Qezel Üzen ( Kızıl Üzen- Owzan) arasındaki bölgede yedi Türkçe konuşan Şii Kürd aşireti mevcut. isimleri de Delikanlu, Kolukjanlu ( meşhur Şekkak aşiretinin bir kolu), Ahmadlu, Şatranlu ( Şekkak aşiretinin bir kolu) , Şadlu, Rasvand ve Mamanlu. 
Ve Miyana'nın  kuzey-doğu ile kuzey-batısında ki geniş alanlarda yaşayan Şekkak ( Shakak) aşireti.''

Bu son paragrafı incelememiz gerekiyor.Her zaman olduğu gibi, isimler +lu sonekiyle bitiyor. Maksat Kürdler her şeyleriyle Türk ilan edilsinler ki, zaten başarılmış ta. Bundan başka, şimdi anlaşılıyor ki Türkçe'de kullanılan ''delikanlı'' kelimesi de Kürdçe olabilir, üzerine çalışmak gerekiyor.
Şadlu ise bildiğimiz meşhur Kürd Şadi/ Şadiyan. Bu aşiretin Canbeglerle aynı kökten geldiğine dair belirtiler mevcut. Bölgede  Alevilikten Şiiliğe döndükleri de anlaşılıyor.
Rasvand ismi dikkat çekici. Nedense bu isme +lu soneki verilmesi ihmal edilmiş.  Yazar Pierre Oberling , bu aşiretin Süleymaniye tarafında da kolu olduğunu belirtiyor. Mamafih farklı da olabilir belki. Her şeyden evvel bölgede Rasvan /Rışvan, kısaltılmış  deyimiyle Reşiler zaten mevcutlardı. Mesela E.B. Soane'nin , 1914 te yayınladığı 'Grammar of the Kurmanji Language'' kitabında yer alan bazı tekstlerde Reşi Kürdler ile bunların Tebriz mal pazarına sürü götürmelerinden bahsediliyor.
Bu zamanla kurulan kendilerine düşman devletlerin Kürdlerin kendi topraklarında doğal ve hakları olan gezme, yerleşme özgürlüklerini nasıl sona erdirdiğini de, hep bu devletlerin kurallarıyla yaşayanlar bu  tekstleri okuyarak şimdi daha iyi farkedebilirler.
Velhasılı daha bir asır  evvel Van daki Kürd, malını Tebrize götürebiliyor, Tebriz deki, Diyarbakıra getirebiliyordu.
Buradaki Rasvand bir transkripsiyon hatası da olabilir mi ?  Mesela kelimenin sonundaki +d konsonantı, esasen +id soneki olabilir. Malüm , Arapça ve Persçe metinlerde herekelerin müelliflerce kullanılmaması, kelimeler'de mevcut bazı seslilerin de transkripsiyonlarda yer almasını engelliyor. 
Bu defa da anlamı bulmak için tekstin kontekstini kavramak önem kazanıyor. Fakat bu pratik, özel isimlerde tam sökmeyebiliyor. Zira emin olabiliriz ki Kürdçe kelimeler tarihi tekstlerde genel olarak Arabça ve Persçe lisanlarını kullananlarca kaydedilmiş  ve genelde de yazanlar için yabancı bulunan kelimeler. Dolayısıyla, eğer Rasvand gerçekten de +d konsonantını bulunduran bir isimse, Kürdçeye yabancı yazman +id  sonekinden haberdar olmayabilecek ve dahası bir de Raşvan isimli Kürd aşiretini bilmiyorsa, zaten kelimenin transkripsiyonuna dair kafasında bir soru işareti belirmeyecektir.
Bu durumda eğer isim iddia ettiğim gibi Rasvanid ise, o zaman bu Raşvanlar anlamına geliyordur.
Mamafih yine de orjinal MS'i  görmek gerekiyor, bu durumda  yazarın ismi doğru naklettiğini kabul edeceğiz. Ayrıca  bu tür bir kelime Sorani Kürdçesinde mevcut olabilir.
İncelediğimiz paragrafın sona kalan  ismi Şekkak ( Shakak) idi. Yazarımız bu dev aşiretin de Kürd olduğu ve Türkleştiğini naklediyor. 

Buradan itibaren, Minorsky'nin Eİ de  ''Encyclopaedia of Islam Online (English) - Brill''   yayınlanan,  ''S̲h̲aḳāḳī , or s̲h̲i̊ḳāg̲h̲i̊ , a tribe of Kurdish origin centred on Ād̲h̲arbayd̲j̲ān ( Shakaki-Şakaki, veya Shikaghi-Şikaği' , Azerbayjan merkezli Kürd kökenli bir aşiret )'' ,   başlıklı  madde/makalesinde not alınması gerekli ve Kürd tarihi için dikkat çekici ve bu halk için bir felaket olagelen Kürdlerin Türklüğe asimilasyonu bilgisi can acıtıcı rakamlarla desteklenerek veriliyor.

1800 başlarında 8,000 aile Rus bölgesinde tesbit edilmiş. Dikkat edilsin, kişi değil, aile deniyor. Bunu en azından 40,000 kişi düşünebiliriz.
Dupre isimli yazar 25,000 aile den söz ediyormuş ve bunlar o zaman hala Kürdçe konuşuyorlarmış. Yani nereden bakılsa zamanında 125,000 kişiden bahsediliyor. 1814 de J.Morier, 50,000 kişilik bir Shakaki aşiret yoğunlaşmasını Tabrīz-Zand̲j̲ān yolu arası Has̲h̲tarūd, Garmarūd and Miyāna bölgeleri ve aynı zamanda da Ardabīl'de tesbit etmiş.
Kajar prens Abbas Mirza, oluşturduğu askeri birlikleri Avrupalı usullerle talim eden subaylarını da bu Kürd aşiretinden seçiyormuş.
J.Morier'e göre buradaki Shakaki Kürdleri artık Türkçe konuşuyorlarmış.
Bu rakamlar iki asır evveline ait.

Yazar Shirwani ise Shakaki aşiretine mensup ve Ardabil'den gelen yol boyunca, Tabriz-Sarab bölgesinde yaylak-kışlak tam 60.000 ''aile'' not etmiş. Ve naklettiğine göre bunların tamamı Kürd ama Türkçe konuşuyorlarmış.
Yani 300-500,000  civarında bir Türkleşmiş Kürd nüfustan bahsediyoruz sadece bu alan da, bir asırdan da uzun bir zaman kesitinde...
Hepsi de Şaki aşiretinden.
Dahası ''Kızılbaşlığı''  meydana getiren  ana kesimlerden biriymiş. Minorsky buradan hareketle bu dev Kürd aşiretinin bu büyük kolunun Şii olduğunu naklediyor.

Bir de 20. yüz yıl başlarından itibaren Kajar hükümeti bu aşiretten dört alay teşkil etmiş.
Daha sonra Minorsky şöyle yazıyor: '' Kürd Shakak ile Shakkaki arasındaki bağlantıları pek bilemiyoruz ama bütün veriler Shakakinin, aynen Ganja Kürdleri gibi, Türkleşmiş bir Kürd aşireti olduğuna işaret ediyor. Urmiye Gölü'nün doğusunda ki toponomi de, Shakaki 'nin izlerinin bir parçasını görüyoruz , Suldüz bölgesinde Kışlak Shakaki köyü (the village of Kishlak Shikaki at Suldüz).''

Evet bu arada Minorsky bize sadece Shakaki değil, bir de Ganjanın tüm Kürdlerinin Türkleştiğini bildiriyor. Şimdi artık ne Shakaki'den , ne de Ganja'nın Kürdlerinden eser kalmamış olmalı.
Urmiye ise , diğer bölgeler gibi 750 sene evvel Moğol yerleşimine açılmıştı bile. Zira Minorsky'nin naklettiği bölge olan Suldüz ismi, Helagü'nün ordusunda bulunan Moğol aşireti Suldus'un ta kendisidir. Bu aşiret, son İlkhan Busaid ( Abu Said yazılıyor ) zamanı kudretli Emir Çoban Noyan'ın da mensup bulunduğu aşirettir. Aynı zamanda Çoban Noyan'ın oğlu ve meşhur Moğol Anadolu beylerbeyi Timurdaş Noyan, İlkhan'a isyan etmiş, Anadolu beyliklerine kan kusturmuş ve kendisini Mehdi ilan edip, ayrı bir devlet kurma hazırlıklarına girişmişti.  Bunlar için  Howorth , Cambridge History of İran Volume V , Qazvini Mustawfi, Eflaki  ile Türkçe'ye çevrilenlerden Bertold Spüler'in ' İran Moğolları' eserine bakılabilir.
Minorsky'nin makalesinin sonunda, çok önemli bir tesbit var. Azeri Türkleri olarak tanıtılmış ve öyle olduklarına ikna edilmiş toplulukların aslında Türk olmadıklarına dair ayırt edici faktörleri gözler önüne seriyor.
Bahsi geçen dönemlerde Azerbayjan nüfusunun çoğunlukla kırsal alanda yaşadıklarını naklediyor ve bu arada belli başlı şehirlerin nüfuslarını da öğreniyoruz. Tebriz ( 280,000), Ardabil ( 63,000), Khoy ( 49,000), Maragha ( 35,000).
Bu şehirlerin toplam nüfusları, bir tek  Kürd Şaki ( Shahaki) aşiretinin Türkleşen fertlerinin toplamından az, açıkça.
Okuyucu hemen yukarıda verilen Kürd aşiret nüfuslarına bakarak kıyaslayabilir.

Devamla Minorsky şunları naklediyor :
''Yarı göçebeler Müghan steplerine ( Türk Shahsewanı ) , Güney Urmiye ile Türk sınırı boyunca uzanan Kürd bölgelerinde yaşıyorlar. Nüfusun ezici çoğunluğu lokal diyalekt olan Azerbayjan ( Adharbaydjan) Türkçesi konuşuyor. Bu Azerbayjan Türkçesi konuşanların karakteristik özellikleri arasındaki ''Pers konuşma tarzı, şive ve ses tonlarını yükseltme, alçaltma halleri'' ile konuştukları Azerbayjan Türkçesinde ''ses uyumuna hiç te aldırış etmeyip, uymamaları'',  Türkleştirilmiş nüfusun Türk olmayan kökenlerini yansıtıyor.''
Yani Azerilerin Türk soyundan olmadıklarını yazıyor.
Anadolu'dan bir Yörük, ya da diyelim Türkmenistan'dan bir Turkmen  Azerilerle karşılaştıklarında ,onların  konuşma tarzları, hareket ile jest ve mimikleri, kelimelerdeki ses değişimlerine baktıklarında Yörük muhtemelen ''bunlar Kürt '',  Türkmen ise ''Pers'', diyecektir .

Bu arada Şakaki ( Shakaki) aşiretinin 1900 başlarında Anadolu da bulunan kolu Şaki /Shaki aşiretine dair  kısa da olsa, bilgi edinebiliyoruz. Bunun için de  Mark Sykes'ın  1908 de 'The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland Vol. 38 (Jul. - Dec., 1908), pp. 451-486' de  yayınlanan 'The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire' isimli uzunca makalesine bakılabilir.
Şaki kelimesine de dikkat çekeyim. Türk etimologlara, mesela bir tanesi olan Nişanyan'a göre (http://www.nisanyansozluk.com/?k=%C5%9Faki)  şaki kelimesi Arapça ''mutsuz, bedbaht, talihsiz'' anlamlarına geliyormuş !
Sanki o saydığı anlamlar Türkçe'de bulunmuyordu da, ekstradan bir de ihtiyaç olmuş ve kelimeyi Osmanlıca'ya dahil etmişler gibi. Ve  ''haydut anlamı Türkçeye özgüdür'' diyor.
Yani şimdi birileri mutsuzluklarından kendilerini haydutluğa vermiş mi oluyorlar?

Yaşı altmış ve yukarı olanlar iyi hatırlayacaklardır. 12 Mart döneminde hem radyodan anonsları, hem de duvarlara yapıştırılan kağıtlar ile  gazete başılıklarında yer alan ''kır ve şehir eşkiyası, şakisi'' tabiri kullanılırdı devrimci gençler için.
İşte o Şaki, adı geçen dev Kürd aşiretinin ismi Şaki/ Şakaki.

Şaki/ Shahaki isminin anlamını da yazıyor Minorsky  verdiğim kaynakta : ''According to Yūsuf Ḍiyāʾ al-Dīn, the word s̲h̲iḳāḳī means in Kurdish a beast which has a particular disease of the foot.''
Yusuf Diya al-Din'e göre Şakak/Şikak Kürdçe'de '' ayakla ilgili bir hastalığı olan iri bir hayvan ( ya da hayvanca davranan kaba kimse)'' anlamlarına geliyor.
Bu arada bir noktayı da belirtmem gerekiyor. Osmanlı kaynaklarında kelime Şak haliyle mevcut görünüyor, yani tam isabet.
Gerçekten de kelimenin gövdesi Şak, zaten belli oluyor. Şak+i olunca Şak ismiyle alakalı olana söyleniyor, Şakak ta ise +ak küçültme soneki, muhtelif anlamlar verebilir, tek bir Şak olan gibi.

Evet , anlaşılan an itibariyle kendilerini Azeri Türkü ilan edenlerin en az yarısı, sadece ve sadece Kürd Şaki aşiretinden meydana geliyor.
Azerbayjan'ın şimdiki hali , Kürdler için korkunç bir yenilgi ve yok oluşu gözler önüne seriyor.

Bin yıl evvel  kendi topraklarında at koşturan Kürdlerden  meşhur komutan Deysem ile Şaddadi Fadlun ve Rawadi Mamlan,  kendi canlarıyla günümüzde  re-enkarne olup, o aralarında uğruna bir birileri ile savaştıkları Kürd ülkesi  Adharbagan ile Media'nın  şimdi ki Kürdden arındırılmış  halini görselerdi, şahit olacakları karşısında kederden dökecekleri göz yaşları okyanus olur ve Cinvat köprüsüne erişirdi.

İngilizce orjinal pasaj ve kaynaklar aşağıda ,                      

-Kurdish Tribes, Kurdish Tribes in Persia  /  Eastern Azerbaijan 
Pierre Oberling,June 16, 2004        
Originally Published: July 20, 2004  
http://www.iranicaonline.org/articles/kurdish-tribes,

Eastern Azerbaijan. In Qarājadāḡ (today Arasbārān), that is, the region between the Aras river and the Sabalān mountain range, there are six Shiʿite, Turki-speaking tribes of Kurdish origin: Čalabiānlu (q.v.), Moḥammad Ḵānlu, Ḥosaynāklu, Ḥāji ʿAlilu (q.v.) mountains and the Qezel Uzen (owzan) river, there are seven Shiʿite, Turki-speaking tribes of Kurdish origin: Delikānlu, Kolukjānlu (an offshoot of the Šekkāk), Šaṭrānlu (also an offshoot of the Šekkāk), Aḥmadlu, Šādlu, Rašvand, and Māmānlu. Finally, there are Shiʿite, Turki-speaking Šekkāk occupying vast areas northeast and northwest of Miyāna. (See Afšār-Sistāni, pp. 109-25; Oberling, 1964; idem, 1961, pp. 52-57, 80.).

-Shakaki by Minorsky, Eİ Encyclopaedia of Islam Online (English) - Brill : 


''S̲h̲aḳāḳī ,or s̲h̲i̊ḳāg̲h̲i̊ , a tribe of Kurdish origin centred on Ād̲h̲arbayd̲jān. According to Yūsuf Ḍiyāʾ al-Dīn, the word s̲h̲iḳāḳī means in Kurdish a beast which has a particular disease of the foot. According to S̲h̲araf al-Dīn Bidlīsī’s S̲h̲araf-nāma (i, 148), the S̲h̲aḳāḳī were one of the four warrior tribes ( ʿas̲h̲īrat ) in the nāḥiya of Finik of the principality of the D̲j̲azīra. According to the Ottoman sāl-nāme s, there were Kurdish S̲h̲aḳāḳī in the nāḥiye of S̲h̲eyk̲h̲ler in the ḳaḍāʾ of Killīs in the wilāyet of Aleppo (cf. Spiegel, Eran. Altertumskunde , i, 744). The nāḥiya S̲h̲aḳāḳ of the Ḏj̲ihān-numā (between Mukus and D̲j̲ulāmerg) is certainly only a mis-reading for S̲h̲atāk̲h̲. As a result of certain movements, probably in the time of the Turkmen confederation of the Aḳ Ḳoyunlu [q.v.], we find the S̲h̲aḳāḳī leading a nomadic life on the Mug̲h̲ān river on the frontier of Transcaucasia [see s̲h̲āhsewan ]. At the beginning of the 19th century, there were 8,000 families on Russian territory. Dupré speaks of 25,000 hearths of S̲h̲aḳāḳī among the tribes speaking Kurdish. About 1814, J. Morier numbered them at 50,000 grouped along the Tabrīz-Zand̲j̲ān road in the districts of Has̲h̲tarūd, Garmarūd and Miyāna as well as at Ardabīl. The Ḳād̲j̲ār prince ʿAbbās Mīrzā drew from this tribe the main cadres of his infantry drilled in European fashion. According to Morier, the S̲h̲aḳāḳī spoke Turkish.
S̲h̲īrwānī puts the summer and winter quarters of the 60,000 families of S̲h̲aḳāḳī in the region of Tabrīz-Sarāb (on the road from Ardabīl) and adds that it is a Kurdish tribe whose language is Turkish, which forms part of the Ḳi̊zi̊l-bas̲h̲ ( min tawābīʿ-i Ḳi̊zi̊l-bas̲h̲ ), which evidently means that the tribe is S̲h̲īʿī, as is also suggested by its association with the S̲h̲āhsewan. The importance of the tribe may be judged from the fact that, at the beginning of the 20th century, the Ḳād̲j̲ār government recruited four regiments from the S̲h̲aḳāḳī; we do not know the connections that may exist between the S̲h̲aḳāḳī and the Kurdish S̲h̲akāk, but all indications point to their being a Turkicised Kurdish tribe (like the Kurds of Gand̲j̲a). In the toponymy of the region south of Lake Urmiya [see sāwd̲j̲-bulāḳ ], we find traces of the passage of the S̲h̲aḳāḳī (the village of Ḳis̲h̲laḳ S̲h̲iḳāḳi̊ at Suldūz). 







Sunday, 26 August 2018

Zerdüştilik ile Alevi-Yezidi İlişkisi ve Güneşe Dua Ritüeli Üzerine

Bu makale de ilerde geliştirilerek yeniden kaleme alınabilecek türden.  Uzun zaman evvel yazdıklarıma bazı kısa ilaveler yaptım ama yetersiz ve zaman lazım elbette,  yine de bazı hususları aktarmayı ve yorumlamayı uygun gördüm. Umarım konuyu mevcut draft halini daha detaylı ve akademik tarzda kaleme alarak işlerim bir gün.

İslamiyet öncesi Kürdlerin Zerdüşti olduklarına yönelik bizzat Kürdlerce ileri sürülen görüşler mevcut. Ancak, Alevi-Yezidi-Yarsan inançlarının araştırılmadığı, hele Aleviliğin tamamen 1923 Türkiyesinin resmi ideolojik düsturlarına terkedildiği ve esasen Kürdlerin dilleriyle bağlantılarının da bizatihi Cumhuriyetçe kesildiği bir ortamda kafa karışıklığı daha da çarpıklaşarak devam etmeye mahküm görünüyor.
Cumhuriyetle birlikte  icad edilen Türkçe söyleyen Alevi saz şairleri, Kürdçeden tercüme yanında devlet siparişiyle imal edilen şiir ve deyişler ile inancı bir takım temelsiz mülahazalarla Alevisi olmayan ve hiç olmamış Orta Asya halklarıyla ilintileme gayretlerine rağmen Alevilik'in orijinal hali, Zerdüştilikle ilintili bazı temel düsturları barındırıyor.
Dahası,  Zerdüştiliğin asli teolojik kuramlarının epeyi bir dışında olmakla birlikte, bizzat onunla birlikte farzedilmiş, içinde telakki edilmiş  görünüyor.
Farklı, çok karmaşık bir konu ve içeriği değil kısa bir makale, bir kaç kallavi cüssede kitapla da sınırlandırılabilecek gibi değil.
Ve Kürdlerin tarihinin ana direklerinden biri de, hali hazırda Alevilik olarak adlandırılan inanç görünüyor.
 
Biliyoruz ki, Sasani döneminde resmi Din Zerdüştilik içersinde görülmekle birlikte, aslında bu peygamberin temel bazı düsturlarıyla hiç bağdaşmayan prensipleri haiz inançlar vardı.
Mesela Medya'nın ( Arapların Jibal جبال ''dağlar/dağlık'' dedikleri)  Kürdlerle dolu vadi ve dağlarından,  Khorasan'dan, Arapların 600 yıllarında ele geçirdiklerinde yerli halka istinaden verdikleri isimle anılan  şimdiki Hatay-Afrin hattındaki  Jabal al Akrad   جبل ال أكراد   yani Kürd Dağı,  Klikya ile  Kafkasya'nın Şirwanı ve Kapadokya'nın Avi  Siwas- Halys-Kızılırmak nehrine kadar farklı coğrafya da  Zerdüşti telakki edilen topluluklar yaşıyordu.
Dolayısıyla tarihi gelişmeyi takip edebilmek için evvela eldeki yanlış-doğru kaynaklarla Zerdüştiliği anlamak gerekiyor.
Alevilikle muhtemel bağlantılara yönelik ön incelemede, temel farklılıklar göze çarpıyor; mesela yeniden dirilme, cennet-cehennem, huriler ve bir çok nokta.
Öte yandan da teoloji, terminoloji ile ritüellerinde, Alevilikte bazı unutulmuş kavramlar Zerdüştilik de bulunabilir. 
Bu kısa makalenin de amacı kaynaklardan derlenmiş olanlara ışık tutabilmek, tartışmak.
Bu arada bağlantılı olduğu için bir de Kürdistan ismiyle Kürd tarihi başlatılması gibi yaygın bir yanlışlığa dikkat çekmeliyim.
İlk, bir notu tartışalım; Zerdüşti inancının kutsal kitabı Avesta'da 'liturgical- dua ve ayin' bölümü-kitapçığı  Yasna da 72 rakamı ve kutsal kuşak kusti geçiyor.
Yasna'da değişik melekler, ruhlar ve kutsal varlıkların onuruna  ilahiler-okunan dualar bulunuyor. Avestan lisanında  'haiti ' ya da 'ha' olan ve 72 kısımdan oluşan, 72 adet iplik-iplik telinden yapılmış kusti ya da kutsal kuşak ile sembolize edilen ve genç Zerdüştinin mabede resmi kabulünü teşkil eden unsurlardan biri ya da aslı  bu.

Kusti , yani bu kutsal kuşak, Yezidilerde var. Eskiden Alevilerde de olması gerekirdi. Yarsan'da da var.
Zaten ''xirqe' giyildiğinde, kusti, yani  muhtemelen kuşak ta olacaktı.
Persçe'de mevcut olan kelime Kürdlerde kullanılırdı, muhtemelen kusti kelimesinin Kürdi formu da bu kuşak olmalı, ama daha araştırma gerektiriyor.

Bir notta da Persçe olarak Yazad'a İzad denildiği geçiyor.
Yazad  Pahlavi'de ''yaratılmış kutsanan varlık'' anlamında ve Avestanı ise Yazata.
Yezidi inancına yönelik bu anlamda kullanıldığına dair net bir belirleme pek görünmüyor. Akla yatkın olmakla birlikte, araştırma gerektiriyor. Belli ki Kürdçe yazarlar ve siyasilerce yaygınlıkla kullanılan Ezid kelimesi  buna tekabül ediyor. Ama eminim ki Kürdçesi Ezid değil, Yezid dir.
Politik, hatta dini endişelerle Yezidi söylemine itiraz ediliyor ama videolarda bile politik kaygısı olmayan sıradan insanların Yezidi/Yazidi dediklerini bizzat kendim de duydum.
Kürdçede bu Yezid formunda.

Bir notta da 'Legend of Ardashir- ' Arde Şer'in Menkibesi'  başlığıyla, nesli ve hayatı anlatılıyor. Bir paragrafta ise aynen, Pahlavi Karnamak ile Şahnama'da geçtiğini yazdığı şu ifadeler var :

'' Ardaşir's  wars with the Parthians and others; his defeat of Ardawan and his son, and his reverse at the hands of the Kurds ( Karnamak, p. 46-49 ;  Şahnama.p.1374).

Eğer doğru anladıysam, Arda Şer'in başkaları ile son Part Ardawan ve oğlu ile savaş ve  Kürdlerden bahsediyor.
Kürd tabiri Part  zamanında bile geçiyor.
Bir de yine : ''Sasan was a herdsmen of Papak and abode ever with the flocks; but he was of the race of Dara the son of Dara. During the evil reign of Alexander he had fled away and gone forth with Kurdish shepperd.''

Sasan, yani Sasani hanedanının isim sahibi, Papak'ın çobanıymış. Dara'nın soyundan geliyormuş. Oğlu iblis İskenderden kaçmış ve Kürd çobanın yanına vs.
Dara bu  Dari+us -Darius olarak Grekçe de geçen isim.
Dara'nın adına inşa ettirdiği, ya da edilen Dara şehri ise Nusaybin'in kuzey-batısına düşüyor.
Kalıntıları muhtemelen bombardımanlar sonucu tamamen tahrip olmuştur. 
Mevcut şehirlerin hali ve devletin tarihi eserlere olan ideolojik allerjisi göz önüne alındığında, yürek burkucu bir karamsarlıktan öte akla gelebilecek başkaca bir ihtimal  yok gibi görünüyor

Bu arada  '7' kavramına dair açıklama da dikkat çekici:
''The Seven, referred to in the name of Ardashir's opponent are, he adds, the seven planets , which belonged to the Creation of Ahriman, the Evil Spirit.''
Bu '7-yedi' , Arde Şer'in muhalifi ve burada 7 planetle  anılıyor. Zira  inanca göre ' Güneş, Merkür, Venüs, Dünya, Ay, Mars ve Satürn,'  Ahriman'ın yarattıkları, ona ait. 
 
Sasani Şahlarından bahsederken,  Cizre'nin güney-doğusunda,  Irak cumhuriyetinin Kürdistan'ın da  Sasani hükümdarı Şapur'un adına inşa edilmiş bir şehiri de zikretmek lazım.
İsmi 'Gund-i Şapur' dur.
Gund kelimesi Kurmanci Kürdçesinde 'köy' anlamına kullanılıyor ama aslında kelime Pahlavi de ''ordu kampı'  anlamına geliyor.
Bu da aslında Şapur'un ''askeri kampı''.
1928 de Empson'un Sinjar'da konuştuğu Yezidi Pir boşuna ''bizim devletimiz vardı, 350 sene sürdü ve Şapur'da Şahımız dı'' dememiş  demek ki.
Gund kelimesinin Kurmancide yer alması bile Sasani ile Kürd  ilişkisinin boyutunu göstermekte.
Gund, Şam tarihhini yazan İbn Qalanasi'den öğrendiğimize göre Haçlı seferleri sırasında şimdiki Suriye coğrafyasında ''Jund'', bir nevi askeri birlik ya da gruplar olarak geçiyor. Arabi asker kavramı da yanı sıra kullanıldığına göre, Jund gruplarının Kürdlerden müteşekkil olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ibn Qalanisi'nin Gund yerine Jund yazması, Arabi'de -g harfinin bulunmamasından ötürüdür.  
 
Bir başka not ise daha da çarpıcı: Magi'ler, Zerdüşt'ün oğlu ya da soyundan biri olan Oşederbami ya da Oşederma'yı beklerlermiş.
İslamın, Şii'nin Mehdi beklemesi gibi.
Zaten bu kavram Alevilikte de geçen Ali'nin mehdiliğinin kökenidir de.
Fark, Magiler olmuş Alevi, Oşedarme da Kürdlern gözünde evvela Halifece tuzağa düşürülerek öldürülen Ebu Müslim olmuş, müteakiben de çıkardıkları muhtelif ayaklanmaları bastırıldıktan sonra da olmuş Ali !

İran'da Arap işgalinden bir asır kadar sonra, Bih-afaridh isimli biri çıkmış ortaya. Daha o zamanlar İran coğrafyası, hele hele Anadolu'da Kürdler ile diğer soydaş halkların İslam inancına pek dahil olmadıklarını söylemek mümkün.
Katılım var ama çok çok az ve sebebleri tek değil, farklı konu.
 
İşte bu Bih-Afarid Magilerden farklı düşünüyormuş bazı konularda ama Zerdüşt'ü kabulleniyor, kurumlarına inanıyormuş ve her peygamber( ya da adayı )  gibi o da kendisine kutsallık atfediyor, ilahi kudretle gizlice haberleştiğini (vahiy gibi mesela) belirtiyormuş. Müridleri için yedi dua önermiş.
Bunları geçiyorum ama bazı ritüel ve kurallar dizisi var ki, çok önemli :

''He ordered them to worship the substance of the Sun, kneeling on one knee and in praying always to turn towards the Sun, where ever it might be ;to let their hair and locks grow; to give up the zamzama at dinner ;not to sacrifice small cattle unless they were already enfeebled ; not to drink wine ;not to eat the flesh of animals that have died a sudden death ,as not having been killed according to prescription ; not to marry their mothers, daughters , sisters or nieces ; not to exceed the sum of 400 as dowry. Further, he ordered them to keep the roads and bridges in good condition by means of the seventh part of their property and of the produce of their labour.''

Güneşin ''özüne-maddesine'' tapınmayı emretmiş. Tek diz üstüne çökerek daima güneşe  doğru dönerek dua etmek, güneş her nerede ise. Saç ve lülelerini uzatmak. Akşam yemeğinde fısıldaşmayı bırakmak .Zayıf ve mecalsiz olmadığı müddetçe  hayvan kurban etmemek. Aniden ölen veya kurallara uygun kesimi yapılmayan hayvanın etini yememek. Anne, kız evlat, kız kardeş, kız yeğenlerle evlenmemek. Çeyiz ya da başlık ta (bu kelimenin Persçe veya varsa Pehlevisini keşke görebilsek) 400 ü  geçmemek.  Bir de müridlerine yol ve köprülerin daima bakımlarını yapmaları ve onları mülklerinin ''yedinci'' parçası görmeleri ve işçiliklerini de yapmalarını emretmiş.
 
Çok ilginç değil mi ?
 
Bu paragrafın kendisi özel bir çalışma gerektiriyor. Zamanı gelince önemli bazı belirlemelere de ilham kaynağı olacak. Alevi-Yezidi, yani Kürd tarihinin en önemli halkasının izleri var burada.
Konuya dair  not ve açıklamalar bu kadar. 




Friday, 3 August 2018

Beze Kelimesi

Bir ara, şimdi unuttuğum bir tesadüf eseri olsa gerekti, kelime dikkatimi çekmişti. Yakinen bildiğimiz ''beze'' kelimesi, Türkçe'de ''hamur topağı'' anlamına gelir evvela. Fırıncılar  yuvarladıkları ve daha sonra işleyecekleri yuvarlak biçime soktukları hamurları bu isimle anıyorlar.
Ayrıca  kullanımı çok yaygın ''yağ bezesi'' var.

Bakalım Türkçe sözlükler de ne deniyor ''beze '' kelimesi için.
Red House Türkçe-İngilizce 1996 basımı sözlüğü tavsiye ederim, Kürd inançlarıyla ilgili yayınlanmış akademik bir çalışmada  yanlış yazılmış  önemli bir  kavramın aslını burada buldum. Zaten buna bakınca da, nette bulunabilecek ve yine Red House'un yayınladığı  1800 yıllarının Osmanlıca-İngilizce lügatine bakmaya da gerek kalmıyor, en azından bu kelime için.

Sayfa 169 da beze için şu var : ''Gk , lump of dough.''

Bu aslında kelime için verilen ilk anlam ve Yunanca  kökenli  ''hamur topağı,'' olduğu şeklinde. Daha bir çok anlam verilmiş ama bizim için esas olan bu.

Ferit Devellioğlu Osmanlıca-Türkçe sözlükte ise iki beze var.Bunlardan biri Arabi kökenli ve ''fakir ; miskin.'' anlamlarını veriyor.
Diğeri ise Farsça kökenli, ''günah, hata, kabahat ,suç'' anlamlarını taşıyor.
Ferit Devellioğlu net te var (dı), ilgilenenler el altında bulundursunlar, link için Academia.edu sitesinde sözlük ismi yazıldığında çıkar.

Türkçe etimolojinin büyük ismi Sir Gerad Clauson p.388 de Türkçe olarak bez kelimesini, tam da aradığımız ikinci anlam olan vücuttaki yağ şişkinliği olarak veriyor. Kısaca, İngilizce ''gland'' kelimesini kullanmış ki, bu da zaten ''gudde, ifrazat hücresi, torba,'' anlamlarına geliyor. Yani mutlaka bir ''topak'' ve ''yağ'' duygusunu veriyor.
Yalnız, kelimenin nereden çıktığı belirsiz.

İlgilenenler için Clauson en önemli Türkçe etimolojik sözlüktür ve net te mevcut. Link : http://altaica.ru/LIBRARY/CLAUSON/Clauson_EDT.pdf

Yeni etimologlardan, ve de kendisini eleştiren Türklerin tamamını geride bırakarak çok geniş bir Türkçe etimolojik sözlük hazırlayan Sevan Nişanyan ise iki farklı anlamı veriyor.
İlki ''bez'' olarak ve de aynen Clauson gibi, Kaşgari'den alınma ve elbette çok şüpheli. Şüpheli diyorum zira bu Kaşgari'nin bin yıldır bir tarihi eserde kaynak olarak kullanıldığına dair tek bir  delil var mı, bilemiyorum. Bana kalırsa tamamen bir Kilisli Rıfat derlemesi, sırf Oğuz vs Türkmen tarihi ve dili uydurmalarına destek amacıyla Cumhuriyetin ilk dönemlerinde icad edilmiş görünüyor.
Bu husus başlıbaşına bir akademik tez konusu. Umarım bir gün el atan çıkar.

Nişanyan'a göre,  bez :
ETü: [ Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
biz [[deri ile et arasına oluşan yumru]]
<< ETü bez/biz yara izi, ciltte kabarcık, ur 

Anlam doğru ama Türkçe mi, bakacağız.

Bir de ''beze'' kelimesini vermiş Nişanyan, o ise Red House da verileni tutuyor ama sözlüğü genel de bazı önemli yanlışlar da barındırsa çok esaslı bir çalışma olan Nişanyan bu kelimeyi biraz üstünkörü ele almış ve tutmuş  Fransızca ilan etmiş :

''[ TDK, Türkçe Sözlük, 2. Baskı, 1955]
beze: Hamur topağı.
~ Fr baiser 1. öpücük, 2. şeker ve kremadan yapılan bir tür tatlı << Lat basiare öpme.'' 

Velhasılı beze'nin ''hamur topağı'' karşılığına Red House Yunan, Nişanyan ise Fransız köken bulmuşlar.

Şimdi bu durumda bendeniz de açıklamalardan tatmin olmayınca, unutulmuş-yok edilmiş lisanlardan birine bakmayı düşündüm, 
Kürdçe'ye!

Aman bir de ne göreyim, bu beze Kürdçe değilmiymiş !

Hele asıl Kaşgari de Türkçe yazan bez var ya, işte tastamam o da üstelik. 

Kurmanji-English Dictionary by Michael L.Chyet,  p.50, bez : '' fat, grease, lard, suet, tallow.''

Yağ anlamına geliyor, akışkan olmayan ile iç yağı, kuyruk yağı, don yağı, mum yağı vs., gibi.
Kelimenin asıl kökeni ise tastamam net biçimde verilmiş.
 Old İrani ( Eski İrani) de ''wazda'' ; Avestan da ise ''vazdah''.

Alevi Kürdler daha iyi bilirler. Hani ''niyaz'' olarak dağıtılan, bazı özel günlerde yapılan yağlı bir ekmek türü vardır. Buna ''bizik, bazik, bezek'' gibi yöresel isimler verilir. İşte kelimenin ''yağ'' ile ''topak hamur'' anlamlarının tam ifadesi bu yağlı ekmek türüdür.
Elbette meşhur bazlama ekmeği de beze'den geliyor gelmeye de, üzerine çalışma gerekiyor biraz daha.

Türkçeymiş, Yunancaymış, Fransızca , hatta Latince kökenliymiş, tamamı yanlış.

Kelime isbatlı Kürdçe...



Wednesday, 23 May 2018

Eski Bir Eser'den Bazı Kürd Hanedan İsimleri ile İbn Hawkal'dan X. Asır İran Toponomisi Notları

Makale iki kısımdan ibaret ve çok uzun değil. İlki Poole'un kaleme aldığı Müslüman hanedanlar kitabından kısa bazı aktarmalar, bir kaç Kürd beyliği mevcut listesinde. İkincisi ise 900 yıllarının ikinci yarısında tarihi önemi  büyük olan İran coğrafyasını kaydeden İbn Hawkal'ın eserinden derlediğim notlarım.
Stanley Lane-Poole 1893 te önsözünü yazdığı  'The Mohammadan  Dynasties Chronological and Genealogical Tables With Historical İntroductions' kitabında , Müslüman hanedanları naklediyor. 
O zamanlar için elde mevcut kaynakların kullanımıyla hazırlanmış.
Aşağıda verdiğim sayfa numaraları, pdf içindir. Link ise bu :https://ia601208.us.archive.org/31/items/mohammedandynast00lane/mohammedandynast00lane.pdf

Evvela bir Kürd Salahaddin Eyyubi'nin tam künyesini nakledelim yazara göre:''p.20. Saladin’s full title was Al-Malik  Al-Nasir  Salah-al-din Yusuf b. Ayyub, İngilizcesiyle  ‘The Victorious * King, Redresser of the Faith, Joseph son of Job.''
Muzaffer Kral, İnancın hakkını yerine getiren....

Yazarımız, Marwanilerin Kürd olduklarını, orjinal kaynaklardan naklediyor. Yani bunları biz zaten biliyoruz ama bu bilgi açıkça mevcut ve Stanley Lane-Poole da açıkça yazıyor hem de 120 yıl evvel. 
Bazen çağdaş Batılı uzman akademisyenlerin gözünden kaçabiliyor sanki.
Marwani geniş bir alana da sahipmiş : ''p.160: Marwanids ; Diyar Bakr, 990-1096 : '' On the death of Bad, governor of Hisn Kayfa, in 990 (380) his sister’s son, Abu-‘Ali b. Marwan, a Kurd by race, succeeded to his dominions, which included the chief towns of Diyar-Bakr, such as Amid, Arzan,Mayyafarikin, and Kayfa. His successor paid homage to the Fatimid Caliph of Egypt, and was rewarded with the government of Aleppo, as the Caliph’s officer, for a time, in succession to the expelled Hamdanids. The Mar- wanids also acknowledged the suzerainty of the Buway- hids ; but vanished upon the invasion of the Seljuks.''

Diyarbakır o zamanlar bir bölge, vilayet. Merkez ise malüm Amid. Marwaniler Selçuk tarafından yıkıldılar, sebeblerini biliyoruz ama bu makalenin konusu değil.

Yazar o zamanlar için Rawwadi ve Şaddadiyi bilmiyor.

Ama bir ismiyle cismiyle Kürdistan'dan bahsediyor : '' p.167-168: Dulafids of Kurdistan.825-896: '' Abu-Dulaf -‘Ijll was an officer of the Caliph -Amin, and received the government of Hamadhan, in which he was succeeded by his son ‘Abd-al-‘AzIz and his grandsons.‘Omar b. ‘Abd-al-‘AzIz increased his dominions by the acquisition of Ispahan and Nahawand in 281. They were succeeded by other governors of the Caliphs.''
Görünüyor ki yazar Dulafid Hanedanı için Kürd dememiş . Ama demek ki bu ismi geçen Kürdistan, Hamadan  ve civarı ile Isfahan ve Nahawand tarafı...
Daha bilmediklerimiz de var belli.

Çok önemli ve ilginç bir nokta :'' p.173. Samanids : 874-999. Saman, a Persian noble of Balkh, being aided by Asad b. ‘Abd-Allah, the governor of Khurasan, renounced Zoroastrianism, embraced Islam, and named his son Asad after his protector.''
Şimdiki Persçe-Dari Samanilerin zamanında iyice derlendi. Bu hanedanın Zerdüşti olduğu yazılır hep. Çok istedim yazmayı ama kaldı, bence bunlar Zerdüşti değil, Budist idiler.

Şimdi geldik en önemli Kürd hanedanlardan birine , p.180. Hasanwayhids of Kurdistan 959-1015 : '' Hasanwayh b. -Hosayn -Barzikani was the chief of one of the Kurdish tribes which, like the Marwanids, began to make themselves prominent in the tenth century before the middle of which he had possessed him- self of a large part of Kurdistan, including the towns of Dinawar, Hamadhan, Nahawand, the fortress of  Sarmaj, etc. His power was so considerable that the Buwayhids did not disturb him, and at his death ‘Adud-al-dawla of that dynasty, after annexing his dominions, appointed Badr b. Hasanwayh as governor over his late father’s province. Badr still further enhanced the dignity and authority of his family, and was decorated by the Caliph with the title of  Nasir-al-dawla. His grandson Zahir, who succeeded him in 1014 (J/-05), only kept his position for a year, after which he was expelled by Shams -al- dawla the Buwayhid , and was shortly afterwards killed.''

Hanedan'ın üç ismini vermiş yazar. Bunlar, Hasanwayh b.Hosayn 959 ; Nasir al-din Abü-l-Najm Badr b. Hasanwayh 979 ;Zahir b.Hilal b.Badr 1014.
Yukarıdaki pasaj   çok önemli bazı hususların tartışılmasını gerektiriyor aslında.  Öyle bir güçlü başlamış ki  Barzikani Hasanwayh , Buwayhid patronlar kendisini hiç rahatsız etmemişler. Kürdistan'ın büyük bir parçasına hakim oldular diyor ve Hamadan, Dinawar, Nahawand , Sarmaj gibi önemli merkezleri veriyor.
Kaç tane Kürdistan vardı acaba, ya da Kürdler coğrafyanın her yerindemiydiler , bunları açığa çıkarmak ta gerekiyor.
Bu arada Barzikan ismine dikkat. Bu kelime Barz/Berz kesinlikle. Barz+ik formunda bu +ik bir küçültme soneki. Yani Barz ismine sahip bir Kürd aşiretine işaret ediyor. Yanıltıcı gelebilir ama Kurdi de küçültme-diminutive den sonra çoğul , mesela +an soneki alınabiliyor.( p.10, Grammar of Kurdish Language  by Ely Bannister Soane, bu kitap nette mevcut).
Ya da mesela Barz ismine doğrudan +an soneki verin, olur size Barzan.
Barzanlı demek istiyorsanız, +i eklersiniz, olur size Barzani.

Adı geçen Kürd beyliğinin zamanındaki lideri Badr b. Hasnaweyh önemli bir kişi gibi ( İbnu'l Esir El Kamil Fit Tarih 9 , bu eser nette mevcut) ,
s.197-198. Sene 1014-1015: Bedr b. Hasanaveyh'in öldürülmesi ve oğlu Hilal'in serbest bırakılması ve öldürülmesi. 

-Bedr bu sene , el-Hüseyin b.Mesud el-Kürdi'nin ülkesini ele geçirmek amacıyla harekete geçti. Küshad kalesinde onu muhasaraya aldı. Fakat Bedr'in askerleri kış vakti çıkılan bu seferden ötürü kendisine çok öfkeliydiler. Ve adamlarından bazıları kendisini öldürme kararı aldılar ve öldürdüler de.''

Bunun üzerine de öldürenler de kaçmış olmalılar. Daha sonra bölgeye gelen Mesud el-Kürdi, kendisini muhasara altına alan Bedr'in cesediyle karşılaştı. Ama muhtemelen saygısından ötürü onu hemen kefenledi, ve defnedilmesi için Hz. Ali'nin türbesine nakledilmesini emretti ve emir de yerine getirildi. Bu kısım, Minorsky'nin anlatımına uyuyor, Minorsky Mesud'un Kürd olduğunu atlamış.
Bedr, başka bir Kürdün ülkesini ele geçirmek için savaşa gidiyor. Bu kadar da saçmalık olmaz artık diyecekler çıkabilir elbette ; ama ortalık Kürd dolu, mesele bu. Bir de ayrıca Mesud'un Bedr'in naaşını defnedilmesi için Küfe'ye göndermesi acaba Bedr'in Şii olduğunu kesinlikle gösterir mi, bilemiyorum.
Takiyye yapan bir Mazdekçi de olabilir.
Pasajın kalan kısmı ise şu ve bir Türkçe isim var : '' Bedr öldürülünce Şemsüdddevle b. Fahrüddevle b. Büveyh, Bedr'in ülkesindeki bazı şehirleri ele geçirmişti. Bunu haber alan Sultanüddevle ise hapiste bulunan Bedr'in oğlu Hilal 'i serbest bıraktıktan sonra, bir de kendisini gerekli savaş techizatı ve bazı askerlerle birlikte Büveyh'in üzerine gönderdi. Nisan-Mayıs 1015. Savaşta Hilal yenildi ve öldürüldü. Savaşta Hilal ile birlikte esir düşenler arasında Anuştekin isimli bir Türk köle komutanda vardı.Bedr'in ülkesi şu şehirleri içine alıyordu: Sabür-hast,ed-Dinever, Berucird,Nihavend,Esedabad ve Ahvaz'a bağlı bazı yerler,ayrıca bazı vilayet ve kaleler.''
Ahwaz'a kadar Kürdler var denebilir o halde.
Bu arada ismi geçen köle  komutan Anuştekin, Minorsky’de ismi geçen Ağaç eri lakaplı Türk olmalı( benim notum).

Bir tane daha Kürd beyliği , bu da Kürdistan'lı diyor : ''  p.187. Kakwayhids of Kurdistan,1007-1051 : '' Mohammad b. Dushmanzar, known as Ibn-Kakwayh, was first cousin to Majd-al-dawla the Buwayhid, of Hamadhan, whose dominions he annexed by the  deposition of Sama-aZ-dawla in 1023 (414)- He had previously taken Ispahan in 1007 (398). The family continued to rule, in Ispahan, Hamadhan, Yazd, Nahawand, etc., until their conquest by the Seljuk Tughril Beg in 1051.''
Isfahan , Hamadan, Yazd, Hanawand etc., Selçuklular gelene kadar bu geniş alanda hüküm sürmüşler.

Bu kısımda son olarak Türk tarihçilerin gururla anlattıkları Zengilere dair bir pasaj : ''  p.206.1127-1250: '' The Atabeg ’Imad-al-dln Zangi was the son of Aksunkur the Hajib (chamberlain), a Turkish slave of Malik Shah, and from 1085 to 1094 (478-487) lieutenant of Tutush at Aleppo, against whom he rebelled, and was slain.''

Pasajı aktarmamın çok esaslı bir sebebi mevcut. Anadolu ve Mesopotamya'da , bir tane haricinde ise İran'da aşiret ismiye anılan tek bir Türk beyliği yok.
Dolayısıyla, düşüncesiz ve cahil batılı akademisyenlerin'de gaza gelmeleriyle, her birinin sonuna -oğlu kelimesi oturtuluyor ki, okuyan da Türk sansın diye.
Bu hususa , hazırlamaya çalıştığım bir  makale'de yer vereceğim.

Açıkça bu Zengi hanedanı da köle. İşin daha da enteresan tarafı, Zengi Persçe Zenci demek. Zenci ise Kürdçe ve Arapça formları oluyor bu kelimenin. Zanzibar ya da Zangibar la bağlantılı. Habeşistanlı da olabilirler, nitekim  Delhi Müslüman krallığında mevcut, yazarız notu ve kaynağı var.
Türklerin genel de ismi geçenlerinin hemen tamamı köleler olduklarından, aslında bir genelleme yapılmış ve diğer köleler de Türk addedilmiş.
Mesela Salahaddin'in kanı canıyla kurduğu, ama  kardeşi ve oğullarının beceriksizliğiyle yönetimi köle askerlere  kaptırılan Mısır'da 1250-1350 arası benim bizzat okuduğum bir Grek asıllı köle Sultan, bir de Moğol asıllı köle sultan var. Moğol olanı Mısır'ın Moğolları  1260 yılında yendiği Ayn Jalud savaşında esir düşen bir çocuk mesela. Bunlara başka bir makalede değinilebilir, epeyi kaynak mevcut aynı zamanda.
İkinci bölümde, 900 yıllarının ikinci yarısında yazılmış olan İbn Hawkal'ın eserinden biraz şimdiki Anadolu, kalanı da İran coğrafyasındaki notlardan bir kısmını paylaşalım. Kitabın ismi ' The oriental geography of Ebn Haukal, an Arabian traveller of the tenth century  translated by Sir William Ouseley,' nette mevcut. Sayfa numaraları pdf üzerindendir.

p.62 : Dauraq, aslında tam da Devreq, hani var ya Kastamonu'da Devrek ve Devrekani diye yerleşim isimleri, işte o. Khuzistan'da.
p.108: Nusaybin'e yakın Kurdan ( Kürdler) diye bir yerleşim var ve şehirde ikamet edenler ise Hristiyan mış !
p.112: Suruc olmalı... Seruje diye okuyor tercüman; cok büyük bir kasabaymış, hemen yakınında jeran kasabası varmış.
Bu jeran , komşu demek. Neresi acaba !
p.124: Devreq bir daha veriliyor, Fars ile Isfahan arasında.
p.126: Gundi Şapur, Jondi Shapour is in Khuzistan.
Gund-i Shapour  aslı. Zira Jondi, Arabi'de +G harfi olmadığından genel de yerine ikame edilen harf +J harfiyle yazılmış.
Ama burada bir başka özellik daha var. Shapour, Sasani Şahı. Gund kelimesi ise Pahlavi'de (MacKenzie Pahlavi, p.38,http://www.rabbinics.org/pahlavi/MacKenzie-PahlDict.pdf ) ' army, troop ; group, gathering' , yani ordu, birlik, toplanma, grup anlamlarına geliyor. Shapour/Şapur'ın ordusu / toplanma yeri anlamında, bir nevi askeri kampı gibi de söylenebilir.Kurmanci Kürdçesinde ise köy anlamına geliyor.Oysa Pahlavi'de köy 'deh'  (p.26)demek ve Persçe'de de aynısı. Sorani Kürdçesinde 'de' yazıyor, Zazaki de ise yine 'de' veya 'di'  gibi kalmış aklımda.
Muhtemelen Kurmanci konuşan Kürdlerin epeyi bir kısmı, Sasani ordusunun belkemiğini oluşturuyorlardı. Zaten Empson'ın 1928 de Sinjar'da sorguladığı Yezidi Pir, kendilerinin vaktiyle devletleri olduğu, krallarının isminin Şapur (Shapour) olduğunu söylüyordu. İlk okuduğumda tuhafıma gitmişti ve Yezidi köylü Pirinin cehaletine vermişitm. Oysa cahil ve de tarihinden habersiz olan bizlermişiz. Kaynak, The Cult of Peacock Angel, A Short Account of the Yezidi Tribes of Kurdistan, R.H.W. Empson.(  https://archive.org/details/MN40203ucmf_2 ) 
p.130. Sasan da burada. Yine Deurak ( devrek), Basan, Deydan,Benat  bazı isimler.


p.134: Fars  ülkesinden kısa notlar:
-Yazar beş ayrı Zem'den bahsediyor, bunlar kabile veya halk olabilirmiş. Bazılarının isimleri şunlar ; '' Zem Senjan , Zem Ahmed bin Leyth, Zem Shahryar, Zem Bedanjan,Zem Karma, Zem Ardhashir vs.
Bunların hepsi Kürd olmalı zira yazar Farstaki Kürd aşiret-kabile-ailelerin çok kalabalık olduklarını yazıyor ve Kurdler-Kurdan diyor. Bazı Kürdlerin emrinde 200 kişi bulunurmuş, hızmetçi,çoban, çalışan işçiler vs gibi...Kürdlerin gerçek sayıları tam belirlenemiyormuş. Yazara söylendiğine göre yaz-kış otlaklarda kalan yarım milyon ev ya da aile varmış Kürd olarak. Çok büyük bir rakam, abartı da olabilir elbette ama Fars'ın böylece asıl yerlilerinin Kürd olduklarınıda öğrenmiş oluyoruz( Zaten Farsname'de de yazıyor, başka bir konu).
p.146-147: buradaki isimler arasında çok Kürdçe olabilir, yazamadım.
-Kurdan'dan gelen Kurdane nehri...

p.157-158 : Town of Tuje. Tuj yaziyor aslinda. Bunun gibi belirgin Kürdçe olanlar yanında, Kürdçe olduğunu bilmediğim çok kelime-isim var gibi.
p.163-164 :Yine bir yığın yer ismi ve çoğu Kürdçe olabilir, sadece bir kısmını aldım:Sersir , Aideje, Manin,Kellar, Avlenjan,Jeran, Bezrik, Serder,Jehre vs.
Mesela aşağıda yazılanlar hepten ilginç,
p.165-166: '' The inhabitants of the warm parts of this province are of slender make and brown complexions ( wheat), with little hair.İn the colder region they are fatter,and have more hair, and their complexions are fairer.
-Fars'ın sıcak bölümlerinde ( her halde düzlükler oluyor) ikamet eden topluluklar esmer  ince yapılı, ve genel de tüysüzmüş. Yükseltilerde oturanlar ise daha iri  ve kıllı , açık tenlilermiş( Bunlar Kürd olmalı. Zaten Pars dağları Kürd diyordu bir başka eserde).''
-Yazara göre Persçe ile diyalektleri konuşuluyormuş. Acaba Persçe dediği hangisiydi ?  Ayrıca Pahlavi  bazı problemler de olsa mevcutmuş, bir de elbette bazı hususlarda Arabi, devlet yönetimi , mahkemeler vs.

p.198-199: '' Country of Sind  and part of Hind'' ülkesindeki bazı yerleşim isimleri ( burası, batısında Kirman, Makran çölü,Turan (çok ilginç) güneyinde Pars denizinin bir kısmı, kuzeyinde Hind ülkesi), bazı bölgeler ''Guebre''lere ait ( Zoroastrianları söylüyor ). Bir de bu bölgenin büyük kesimi kafir ile puta tapanlardan oluşuyormuş. Yani hala Zerdüşti, muhtemelen Khurrami, Manici ile Budistler var.
-Makran , aslında +an soneki haricinde Makr/Mukr gibi bir kelime. Muhtemelen Minorsky'nin değindiği Mukri kelimesi de bu olmalı. Eğer öyleyse, Minorsky'nin Kürd  Mukri'nin ,  Uzak doğulu ve Mongol istilası sonrası verilmiş bir isim olduğu iddiasını tamamen çürütür demektir. Muhtemelen de öyle.
-Danbul isimli bir yerleşim yeri var. Yanında Arap alfabesiyle transkripsiyonunu da gösteriyor. Dunbul diye okumak ta mümkün bu kelimeyi.
-Sedusan diye anılan bir yer.  Bu kelime,  5.yüzyılda Hristiyanlara karşı çıkan Kayseri Kürd köylülerine verilen inanç ismi, Sadducee, gibi. Kesin o isim.
Kaynağı da yazacağım bir başka makalede.


-Mihran ırmağı. İnfested with crocodiles. Irmak timsah doluymuş.
p.206-208:Many of the inhabitants of Makran  resemble the Arabs. Other of them are like the Curds( Kurds). Yani burada bile Kürd var. Makran'ın bir çoğu Araba, diğerleri de Kürde benziyormuş.
İnanılmaz gibi değil mi 900 yıllarında.

p.209-212: Azerbayjan'da Kurdler kapısı, Kur nehri etrafında. Pazar kuruluyor ismi Gurki...Derbend şehrinde yetmiş ayrı dil-diyalekt konuşan aşiretler varmış. Belli ki bu ''yetmiş dil'' söylemi  İbn Hawkal'dan geliyor, zira aynısını bu defa daha sonra Ardebil için yazacaklardı.

Yazar , Derbend'den daha küçük dediği Tiflis'i Aran ülkesinden sayıyor. Demek öyleymiş.
Sıradaki diğer  isimler şunlar : Bilkan ,Reyan, Berzenje  ,Shamaky, Shaberan ,Shirvan,Alenjan),Kawjah,Shemkour,Sherousend...
Ne kadar ilginç değil mi, yukarıdaki yerleşim isimlerinin sadece benim anladığım bir kaç tanesi Kürdçe gibi. Mesela dikkatli gözler, Benzenji ismini hemen farkedeceklerdir.
Kimin soyadı ve aşiret ismi bu ?
Mahmud Berzenci'nin.

Shemkour'un etimolojisini çözdüm gibi. İlgili makaleyle yazacağım.
Shirvan , Shir/Sher ( Şer/Şir) kelimelerinin modern Persçe ile benzerliği veya ayniliğinden, elbette her daim olduğu gibi Perslere mal ediliyor.
Bu Persler kimdir, neyin nesidir o da bambaşka bir muamma,  ama öğreniyoruz.
Zamanı gelince.
Dolayısıyla Şirvan/Şervan Persçe denir.
Hayır efendim, su katılmamış Kürdçedir kendileri.
Arslan tutan, yakalayan, besleyen demek.
Shaberan /Şaberan ise sanki koçların Şahı gibi.
İsme dikkat , transliterasyonda Shah yani Pahlavisi ve modern Persçesiyle Şah demiyor.
Sha / Şa diyor.
Kürdçede kelime Şa'dır. Uzun +a , Alif ile söylenir ve yazılır.
Şah İsmail değil, Şa İsmail'dir.
Demek buralarında çoğu  Kürdmüş.
Yukarıda bir de Bilkan var. Bu yanlış, Bilikan ya da Balakan olmalı. Balakan zaten başka yayınlarda geçiyordu ama bence muhtemelen aslı Bilikan dır ve birilerinin aşiret ismi çıkar. Diğer bazıları için uğraşamadım, ama bir şeyi söyleyebilirim üzerinde durduklarımdan , Kürdçeyle ilgili bir linguistik fenomen mevcut, çalışma gerektiriyor bir çoğu.
Bu Tiflis ne demek acaba ?
Tiflis  vaktiyle orjinalinden yanlış transkribe edilmiş olabilir. Mesela Tebriz için, şu an düşündüğümü yazamayacağım, ama bana kalırsa Tebriz yanlış yazılmış, zira eski bazı kayıtlarda farklı transkripsiyonlar verilmiş. Buldum bir kaç tanesini, zaman lazım. Üzerine biraz daha çalışıp , sonra netleşince yazarım ne olduğunu.

p.218 : Buyrun , Hamadan etrafında Marsin şehri var...
p.225: Daylam için Deilman yazıyor. Hazar denizi içinse, Khozr diyor. Arabi transkripsiyonda  xzr var. Alif yok. U yok..Xozr da okunabilir, xezir de, xezr de. Xozor da, xazır da. Ama Hazar olmaz.
p.226-228 : Karen-Karin isimli dağlar var Deilman da. Erzurum'un isimlerinden biri Karin dir. Ermenice denir ama Partça diye biliyoruz. Gerçi Ermenice'nin kökü de benzeri olmalı.
Yeri gelmişken, Erzurum'un bir başka ismi de var, Kalikala, Allah Allah, acaba hangi dile ait olabilir bu !
Bu arada Erzurum ise Arabi Ard ar-Rum , yani Rum ''ülkesi, yeri'' anlamına gelir.
Niye  Ard ar-Rum değil de, Arz ar-Rum denildiğinde ise , Arabi  Dh/D, Kürd ve Persçe konuşan topluluklarda Z olarak yazılır ve söylenirdi. Dil öyle dönüyor, kulak öyle anlıyordu.
O sebeble de Arabi Ard, olmuş Arz İrani lisanlar da.


-Rey bölgesinde bazı isimler: Rengan,Talekan, Koumes ( kümes yani) , semnan, Bıstam( bustam-bistam).

p.231-232: Türk kelimesi geçiyor, mütercim foot not ta yazmış. Türkan diye.

Burada , daha sonraları yazacağım bir ilginçliğe kısaca değineyim. 900 yıllarında Arap yazar Türk kelimesini '' trk'' yazmış.Aslında böyle yazılmış o zamanlar.
Yani hiç bir sesli harf  yok. O zaman bu kelimeyi Turak, Torak ,Tirek, Terek, Tirak vb.,gibi okumak gayet mümkün.
Peki bu Türk yazımı nereden geliyor sorusu hemen çınlayabilir. Bunların hepsi çok kapsamlı çalışmaların bir parçasıdır aslında , ve tuhaf biçimde üzerine hiç bir tartışma bile yapılmıyor.
Batılı akademisyenler arasında konsensus var Anadolu'nun Türklüğü ve Türklük üzerine. Tartışmıyorlar bile.

- '' From Rey to Kestaneh '' , çok ilginç, Kestane diye yerleşim merkezi de var.  Grekçeye buradan mı geçme yoksa !
 Kestane ...
-From Rey to Mehein,diyor.. Mehin aslında ve bu da Kürdçe.Me(h)ina , kısrak demek Kürdçe.


p.233: Rey'den Horasana giderken Bedlis şehri var, aynen bizim Bidlis. Bitlis isminin tarihi ve ilk kullanımı çok önemli.
Bitlis-Bedlis.
- '' From Bedlis to Mourjan( Mürjan) ''  Bu Mürjan'da Kürdçe görünüyor, söyleyeyim.

p.236-238: Burada yine Türk kelimesi geçiyor; aynı ilki gibi yazılmış.Çoğul hali verilmiş, t.r.k.
- Khazar yahudilerinden bahsediyor, çok ilginç; '' the city of Atel ( İdil-Volga) (...) The king of this country is a Jew. Khozrian ( yani Khazarian) kelimesi için de parantez içinde Christian diyor. Çok enteresan...The smallest in number of the inhabitants of this country are the jews.The greatest in the numbers are Mussulmans and Christians: but the king and his chief officers are jews.''
Bu ülkenin kralı Yahudiymiş. Khazarian için ise Hristiyan diyor. Aslında ülkenin çoğunluğunu Müslüman ve Hristiyanlar meydana getiriyormuş.
Kral ile asıl yüksek görevliler Yahudiymiş.
-''The principal persons of Atel are Mussulmans and merchants: their language are like that of the Turks, and is not understood by any other nation.''
Ülkenin asıl halkı Müslüman ve tüccar imiş. Lisanları Türklerinkine benziyor ve diğerlerince anlaşılmıyormuş.
Burada Atel dediği , İdil , yani Volga nehri.
Atel / İtil ismi başlıbaşına bir etimolojik çalışma konusu olmakla beraber, bu ismin Hun Atila'dan gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
-Khozr ( Hazar) denizi-gölü, acaba bu isim Xızır olabilir  mi diye aklımdan geçmiyor değil. Muhtemelen benzerliktir diyelim şimdilik.
Buradaki Türkler iki grupmuş: ''bir kısmı kapkara, koyu kara saçlarıyla Hindlilere benziyorlarmış. Diğer grup ise daha açık tenliymiş. Bunlara Türk denilmesi de ilginç. Kaynaklar mı, yoksa mutad Batılı akademisyen işi mi, bilemiyoruz.
Bu Türkler, çocuklarını satarlarmış. Ama Yahudi ve Hristiyanlara çocuk-köle  edinmek ve satmak yasakmış.


p.279-280: Ve Kürdler yine, hem de Nişapur, Horasan'da...
'' (...)that from the borders of Nishapour , to the village of Dhey Kurdan ,on the confines of Koumes (kümes)''...
İşte bu, Dhey ya da Diheya Kurdan...
-Deryai Harezm, Hazar denizinin isimlerinden biri.
-Zam isimli yerleşim merkezi. Bu kelime  ile yukarıda karşılaştık Fars civarındaki Kürd aşiret isimleri verilirken. Unutulmuş ve Kürdçe olmalı ve aşiret gibi bir anlama gelebilir, ya da topluluk gibi..
Bazı kayıtlarda Zamm diye çift +m ile transkribe edildiğini okuyanlar olur. Bu tarz, Arabidir. Kürd lisanlarında, Persçe ile diğerlerinde de çift benzer sessiz yanyana gelmez pek.

Mawerannahr / Tansoxiana da Sinjan isimli bir yerleşim yeri var. Bu ismin gövde kelimesinin türevlerine  Anadolu ve etrafında rastlamak mümkün.  Mesela Sinj+an ( Sincan, Ankara'da ), Sinj+ik ( Sincik, Haymanada bir Kürd köyü, Adıyamanda yerli nüfusu aslen Kürd olan bir kasaba), Sinjar ise Yezidi yerleşimi.
Bu Sinj, Kürdçe'de 'oleaster- yabani bir zeytin türü de denen ve asıl bir de iğde ağacı anlamına geliyor. Kesin Kürdçe, zira Persçe-Tajik'te senjed ( bkz, p.550, Kurmanji-İnglizi Ferhenge,Michael L. Chyet).

Şimdi de Xarezm ( Harzem) isimlerinden bazıları,
p.292-293: Some Kharezm cities :Deraan, Hezarasp,Çhereh,Ardejer,Safzoun,Kirdan,Kirder, Merda.
Kırdan, Kırder kelimeleri dikkat çekiyor. Ayrıca Hezarasp mutlaka Persçe demek değil, Zazacası da aynı.
-River  Rudi Kurd Khouas ( Xıwas-Xewas olmalı).
Kurd Xewas isimli nehri de varmış.M.L Chamount'un 'Armenian Zoroastrian' makalesinde
p.294 :  ( İn Kharezm) The Jihoon falls into the lake at a place called Khiljan  , where there is not any village, nor any buildings; the people live by fishing. On the banks of this lake is the land of Ghuz.
Khiljan boşalmış. Kıyılara Ghuz, yani el birliğiyle Oghuz/Oğuz okunan ve yazılan Ghuz Türkleri yerleşmiş.
-The people of Bokhara speak the language of people of the Soghd.
Buhara'da 900 yıllarında hala İrani bir lisan olan Soghdça konuşuluyormuş.

Son olarak ilginç bir noktaya değineyim. M.L Chamount'un 'Armenian Zoroastrian' makalesinde  şöyle bir not var:

 
''Another interesting fact noted by Xenophon is that the Persian language was understood and spoken in remote villages of Western Armenia (Anabasis 4.5.10, and 5.34).''

Batı Ermenistan'ın gözden ırak köylerinde Persçe anlaşılıyor ve konuşuluyormuş.
Kim ola bunlar acaba dersiniz.